Arsenal, Wrexham, Fenerbahçe ve Bayburtspor

1980’lerin sonunda, 90’ların başında, bir karmaşıklık kıyameti modaymış —nüfus kıyametinden sonra, iklim kıyametinden önce. Ben ıskalamışım.

Kabaca şöyle bir şey: Toplumlarımız olağanüstü karmaşıklaştı ve hızla karmaşıklaşıyor. Karmaşık yapılar karmaşık olmayan —basit— yapılara kıyasla daha kırılgandır. Farkında değiliz ama çok kırılganlaştık. Sistemin nasıl çalışıyor olduğunu hiç kimse bilmiyor artık. Bu yüzden bir yerde ortaya çıkan beklenmedik bir şey, mesela Kuzey Amerika’nın üçte birinde elektriklerin kesilivermesine yol açabiliyor.

Ee?

Ya bu karmaşıklığı yönetecek üstyapılar inşa etmeliyiz. Veya —daha iyisi— toplumlarımızı basitleştirmeliyiz.

Öncüllere itirazım yok. Yani kendilerine dâhil ve bağımlı olduğumuz strüktürlerin olağanüstü karmaşıklaştığını kabul ediyorum. Karmaşık yapıların basit yapılara kıyasla daha kırılgan olduğunu da…

Ama…

Bir defa kırılganlık, topyekûn çökme manasına gelmiyor.

Otomobiliniz, hele yirmi yaşında filan olanlar, birçok makineye, hatta 1950’lerin birçok fabrikasına kıyasla çok daha karmaşık makinelerdi ama yine de onları basit makineler olarak kabul edebiliriz. Mesela bir köpekle kıyasladığımızda… Otomobilinizi tehdit eden şeyler son derece sınırlı ve onların yol açabileceği hasar da… Yine de, motordaki bir cıvata kırılsa, bütün otomobilin stop etmesi, diğer her şey çalışır durumda olduğu halde otomobilin bir bütün olarak çalışmaması beklendik bir şey. Buna mukabil, otomobilinizle bir köpeğin bir ayağını ezseniz, köpek bir bütün olarak, o sakat ayağını sürükleyerek, iyi kötü canlılığını sürdürür.

Köpeği tehdit eden şeyler otomobilinizi tehdit edenlerden çok daha çeşitli ve her an o tehditlerin birçoğuyla yüz yüze köpek. Bir köpeğin kırılganlığı bir kertenkeleninkinden çok daha yüksek. Bir insanınki köpeğinki ile kıyaslanmayacak kadar yüksek. Sayısız riskle yüz yüzesiniz her an. Midenizin pH oranının değişimi de, cildinizin gereğinden daha kuru olması da, şehir gürültüsünün kulaklarınızın algılama potansiyelini olumsuz yönde etkilemesi de ve daha birçok şey…

Ama yeryüzünün her yerinde yaşayabilmeyi başaran canlı da insan. Her iklime, her coğrafyaya uyum sağlayabilen… “Köpekler de uyum sağlıyor” diyorsanız, o kadar emin olmayın. Birçok coğrafyada, eğer kendilerine bakacak insanlar olmasa köpekler hayatta kalamaz.

Uzatmayayım.

Karmaşıklık arttıkça sistemin topyekûn çökme ihtimali artmaz, azalır. Çünkü karmaşıklık tek başına artmaz/artamaz. Bir yapının karmaşıklığı arttıkça, o yapının bilgi işleme ve iletişim kapasitesi de artar. Artmıyorsa, yapı zaten karmaşıklaşamaz.

Bilinmeyen bir yerde bilinmeyen bir sebeple vuku bulan bir arıza, Kuzey Amerika’nın üçte birini karanlık içinde bırakabilir ama birkaç saat içinde enerji gelir. Çünkü hiç kimsenin bir başına nasıl çalıştığını bilmediği devasa bir bilgi işleme ve iletişim kapasitesi eşlik ediyor enerji üretim ve nakil sistemine. Eğer bir tek kişinin bütün sistemi anlayacağı şekilde bir üstyapı kurmaya kalkarsanız, bugünkü enerji dağıtım şebekesini bugünkü maliyetlerle yürütmezsiniz. Belki çok daha yüksek maliyetleri göze alsanız da yürütemezsiniz.

Çözüm, o halde, basitliğe geri dönmekte mi?

Dönemezsiniz. Tarihin oku karmaşıklaşma istikametinde.

***

Meselemiz karmaşıklık değil. Olağanüstü karmaşık sistemler kurduk ve tıkır tıkır çalışıyorlar. Her biri sayısız riskle karşı karşıya ve zaten karmaşıklaşma sürecinde sayısız darbe yediler.

Dünya nüfusunun hatırı sayılır bir bölümü, bir süredir, iktisadi faaliyetlerinin kahir ekseriyetini para denen şeye el değmeden, elektronik olarak gerçekleştiriyor. Böyle yapanların toplam nüfusa oranı da, her birimizin işlerini elektronik parayla gerçekleştirme oranı da hızla artıyor. Toffler 1970’te Future Shock’u yazarken, “değişim hızı çok yüksek, insan biyolojisi bu hıza adapte olamaz” derken, elektronik para vardı ama bu ölçüde yaygınlaşması hayal bile edilemezdi. Sadece kırk yıl içinde, olağanüstü karmaşık mekanizmalar kuruldu. Bu süreçte sayısız suiistimal, sayısız hata, sayısız çöküş yaşandı. Hepsi atlatıldı ve sayısız benzer meydan okuma da sırada bekliyor. Şüphesiz elektronik para, banknota kıyasla çok daha karmaşık bir iktisadi sistem manasına geliyor. Banknot da madeni paraya kıyasla çok daha karmaşık bir sistemin unsuruydu.

Karmaşıklaşma geri döndürülemez bir süreç ve…

İyi ki öyle. İyi ki sistemler karmaşıklaşıyor.

Meselemiz karmaşıklık değil.

Ne peki?

Bütün strüktürler karmaşıklaşırken hepsi aynı vitesle karmaşıklaşmıyor. Vites farkları da muhtelif yerlerde gerilimin yükselmesine, enerjinin birikmesine yol açıyor. Kriz dediğimiz şey, bir yerlerde gerilimlerin yükselmesinden başka bir şey değil.

Sistemin karmaşıklaşması ile iletişim ve bilgi işleme kapasitelerinin artması birbirine bağlı ve fakat her biri kendi varlığı olan şeyler. Her ikisi aynı vitesle yol almaz. Karmaşıklaşma bilgiişlem kapasitesinin artışından daha hızla gerçekleşirse de kriz doğar, tersi olursa da…

Daha önce temas ettiğim, deniz halklarının sebep olduğu varsayılan büyük Doğu Akdeniz krizi (http://www.politikapolitik.com/2015/06/page/8/) mesela, ticaretin olağanüstü karmaşıklaşması ama o karmaşıklaşmayı dengeleyecek paranın icat edilmemiş olmasının bir neticesiydi bana kalırsa, demiştim. Para bir bilgiişlem ve iletişim enstrümanıdır aynı zamanda.

Ama bütün krizler sistemin karmaşıklaşmasına paralel bir kapasite artışı gerçekleşmediğinden vuku bulmaz. Bugün içinde yaşadığımız kriz, tam tersi bir halden kaynaklanıyor. Bilgiişlem ve iletişim kapasitemiz olağanüstü arttı ama sistemin karmaşıklığı ona uyum sağlayamadı. Yani —bir defa daha— meselemiz karmaşıklık değil, gereğince karmaşık sistemler kuramamış olmamız.

İçinde yaşadığımız krizi benzersiz kılan yanı, sistemlerimizin bilgiişlem kapasitemize kıyasla fazla basit kalması değil. Sistemlerimiz fazla basit kaldı ama daha önce de benzer krizler yaşanmıştı. Cihan Harbine yol açan kriz de benzeri sebeple çıkmıştı. Savaş, basit kalan, basit kalmakta direnen, değişmemekte —veya yavaş değişmekte— direnen birçok unsuru tasfiye etti. En başta da imparatorluk denen siyasi örgütlenme formunu…

Derdimi anlatabilmek için, tekrar elektronik paraya döneyim. Hayatımızda banknotun hissesi hızla düştü ve hızla düşüyor. Yine de birçok iktisadi yapı, doğrudan doğruya Dolar’a endeksli. Dolar sosyoekonomik olarak değil ama siyasi olarak tayin edici. Dolar’a rakip olarak Euro’nun pompalanması veya benzeri inisiyatiflerle çözülemeyecek bir gerilimden söz ediyorum. Paranın siyasi fonksiyonu ile iktisadi fonksiyonu arasında açılan makastan söz ediyorum.

Böyle yığınla misal sayabilirim.

Net toplamda varacağımız noktada, neredeyse bütün üstyapılarımızın gereğinden fazla basit kalmasının, değişmeye, karmaşıklaşmaya direnmesinin yol açtığı sıkıntıları buluruz.

***

Üstyapılarımızın çoğunun karmaşıklaşmaya direnmesinin birçok sebebi var. Daha önce defalarca dedim, her sistemin bir eylemsizliği (inertia) zaten var ve müessir. Ama ilaveten, her birimizin karmaşıklıktan korkuyor olmamızın da nispeten etkili olduğunu düşünüyorum. Geniş bir coğrafyada, bir anda elektrikler kesilince, “şöyle bir tek kişinin ne olup bittiğini anlayıvereceği ve arızayı giderebileceği sistemler olsa” hissiyatında olmamız, bir tek zihinle kavranamayacak şeylerden duyduğumuz korku da mühim bana kalırsa.

Hâlbuki bir tek zihinle kavranamayacak, kimsenin kavrayamadığı, koreografı olmayan yığınla dansın dansçılarıyız. Ben birer parçası değilim ama bütün sosyal medya atraksiyonları, aziz devletimizin yasaklayarak fena halde cezalandırdığı Wikipedia filan, hep, herhangi bir tek zihnin hâkim olamayacağı strüktürler. İşimizi Wikipedia ile görüyoruz ama Britannica’yı tercih ediyoruz. Bu zihinsel kod, tahmin ediyorum, bizim neslimizle birlikte tarihe karışacak. Ama muhtemelen bizden sonraki nesiller de yeni karmaşıklık seviyelerine “Wikipedia ne güzeldi” diye direnecekler.

Mesele şu ki, dünya karmaşık ve giderek karmaşıklaşıyor. Her vakit herhangi birimizin kavrayamayacağı kadar karmaşıktı ama her vakit herhangi birimizin kavrayabileceğini zannettiğimiz strüktürler inşa edip, onları muhafaza etmeye çalıştık. Bizim şahsi temennilerimiz ve tercihlerimiz o kadar tayin edici olmuyor. Tutumlarımız ise oluyor. Neticede temennileriniz ne olursa olsun, Britannica’larınızı bodruma kaldırdınız ve işinizi Wikipedia ile görüyorsunuz. Fiildir, aksiyondur, tayin edici olan.

***

Yukarıda dedim ki, içinde yaşadığımız krizi benzersiz kılan, bilgiişlem kapasitemize eşdeğer karmaşıklıkta yapılar inşa edememiş olmamız değil.

Yani, (a) içinde yaşadığımız krizin benzersiz olduğunu iddia ediyorum ama (b) yapıların fazla basit kalması ilk defa olan bir şey değil diyorum. (Bu arada bilgiişlem kapasitesi filan derken, teknik faktörlerden, mesela bir bilgisayarın hızından veya bellek büyüklüğünden söz etmiyorum. Az önce de dedim, mesela para, bir bilgiişlem teknolojisidir, bir yandan.)

Nedir içinde yaşadığımız krizi benzersiz kılan?

Bana öyle geliyor ki, bugüne kadarki bütün krizler, farklı viteslerle ve farklı istikametlerde hareket eden tektonik levhaların sürtünmesinden kaynaklandı. O tektonik levhaların arasında… İlk defa bütün tarihi yapan tektonik levhaların tamamını kat eden bir krizle karşı karşıyayız.

Şöyle söyleyeyim: Marks “bütün dünyanın işçileri, birleşin” derken, fazlasıyla romantik kalıyordu. Çünkü simbiyotik ilişkiler İngiliz işçileri ile Fransız işçileri arasında değil, İngiliz işçileri ile İngiliz burjuvazisi arasındaydı. İngiliz işçilerinin menfaati Fransız işçilerine değil, İngiliz burjuvazisine bağlıydı yani. Fransız işçileri, aksine, rakipti. Onların kazancı, İngiliz işçilerinin kaybıydı.

Neticede Fransa bir tektonik levhaydı. Levhalar kırılıp veya birleşip yeni levhalar vücuda gelebiliyordu ama neticede tayin edici olan levhalardı. Bugün, bana öyle geliyor ki tarihte ilk defa, bahse konu olan tektonik levhaların tayin ediciliği ortadan kalktı. Geçenlerde şaka yollu “dünyanın bütün şehirlileri, birleşin” derken kastım buydu. Şimdi dünyayı ırgalayan vites farkı, şehirlilerin vitesi ile kasabalıların vitesi arasındaki fark. Daha karmaşık bir dünyaya doğru —korkuyla ve içine sinmeyerek de olsa— yol alan şehirlilere karşı, dünyayı basitleştirmeye çalışan, bu yönde aksiyon gösteren kasabalılar var.

Bu kriz bu yüzden benzersiz.

Siyasi olarak şehirliler kasabalılara karşı. Sosyolojik olarak öyle.

Ve iktisadi olarak da… Bir yanda iktisadi faaliyetleri çoktan kol emeğinden bağımsızlaşmış, geleneksel iş tanımına girmeyecek iktisadi faaliyetlerle hayatını sürdüren, sosyal güvence gibi kavramları olağanüstü değişmiş, gelir kavramı büyük ölçüde farklılaşmış, üretim dendiğinde bambaşka şeylerden söz eden, tüketim kalıpları kökten değişmiş şehirliler var. Diğer yanda gümrük duvarlarının gerisinde hayatını sürdürebileceği umulan sanayide işçi olmaktan başka bir beklentisi olmayan, hâlâ bildik gelir, çalışma, sosyal güvence kalıplarıyla davranan, geleneksel imalat ve tüketim kalıpları içinde yaşamaya çalışan kasabalılar… Dünyanın her yerinde…

Uzadı ama söylemezsem olmayacak.

Sanayi devrimini müteakip de, İngiltere’de başlayan dalgalanma Fransa’ya, Hollanda’ya, oradan kademe kademe bütün dünyaya yayıldı. Yani bütün tektonik levhaları kat eden bir şey vardı. Ama kriz değildi o. Daha doğrusu, bütün tektonik levhaların içinde benzer gerilimler doğdu ama yukarıda da dediğim gibi tarihi biçimlendiren şey İngiliz işçileri ile İngiliz burjuvazisi arasındaki gerilim değil, İngiltere ile Fransa arasındaki gerilim oldu. Çünkü —dediğim gibi— simbiyotik ilişkiler Fransız sermayesi ile Fransız işçileri arasındaydı.

Bugün öyle değil. Londralının menfaati Coventryli veya Wrexhamlı ile birlikte dokunmuş değil, Parisli, Milanolu, İstanbullu ile birlikte dokunmuş durumda. Arsenal Coventry veya Wrexham ile maç yapmıyor, Milan, Galatasaray, PSG ile oynuyor. Fenerbahçe de Bayburtspor ile oynayacağına Arsenal ile oynamayı tercih ediyor. İstanbullunun Bayburtludan bir menfaati yok ama Londralıdan var.

Bayburtlunun ise Coventryli ile ortak bir menfaati yok. Aslında birbirlerinden haberdar bile olmadan birbirlerine düşmanlar ilaveten. İkisinin birbiri ile maç yapma ihtimali hiç yok, öyle bir hayalleri de yok. İstiyorlar ki Arsenal ve Fenerbahçe de birbirleri ile oynayamasın, Arsenal Coventry’ye, Fenerbahçe de Bayburtspor’a mahkûm olsun.

Karmaşıklaşma tek yönlü bir süreç. Şehirliler ile kasabalılar arasındaki bu tarihi savaşı kimin kazanacağı belli de… Ne kadar zayiat vereceğimiz meçhul.

Genel kategorisine gönderildi