Acemoğlu’nun Yapay Zekâyla İmtihanı

ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunlarının platformunda, bir dönem, memlekette/dünyada verimliliğin yeterince önemsenmediği, kolaylıkla şimdiki seviyesinin üzerine çıkarılabileceği gündeme geldi. Hemen herkes hararetle katıldı. Eh, tartışanlar Endüstri Mühendisi olduğuna göre, Endüstri Mühendisliğinin esas mevzuu da verimlilik olduğuna göre, anlaşılmaz bir şey yok. Sonra, aynı toplulukta bir dönem, memlekette/dünyada üretimin düşük olduğu tespiti yapıldı ve yine hemen herkes

AP Seçimleri

Avrupa Parlamentosu seçimleri tamamlandı. Doyurucu, mukayeseli istatistiklere ulaşmak zor. Anlaşılan o ki, kimsenin neler olup bitiyor olduğunu anlamaya ihtiyacı yok. Herkes bildiği oyunu oynamakta ısrarcı. *** Kıyamet yaygarası yapmadan dünyayı anlayamayacağı anlaşılan malum kesim, seçimlerden önce yine bir kıyamet senaryosu pazarladı. Anlaşılan o ki bir defa daha kıyamet kopmadı. Seçimlerden önceki alarm zilleri geçmiş yıllardakilere

Kalkışma Yok, Kabarma Var

Dünyanın dört bir yanında, olmasına ihtimal bile veremeyeceğimiz şeyler oluyor. Rusya, savaşın başında kaçmış bir helikopter pilotunu İspanya’da infaz ediyor. Bunca işin gücün arasında böyle bir önceliğin olması tuhaf değil mi? İsrail fütursuzca sivilleri öldürüp duruyor ve “insan hakları, uluslararası hukuk, bu tür şeyler bizden sorulur, siz az gelişmişliğinizle böyle şeylere burnunuzu sokmayın” deyip durmuş,

Türkiye’de İşçi Sınıfının “Bilinci”

Türkiye’de sol görünümlü partilerin ve kendisini “solcu” olarak niteleyenlerin bize anlata geldiği bir hikâye var. Bu hikâyeye göre, 1970lerde, yani sendikalar güçlüyken, işçiler politik bilince ulaşmaya başlamış, merkezin solundaki partilerin de oy oranları yükselmişti. Sonra… Malum neoliberalizm geldi, sendikaların beli büküldü ve Türkiye’de sol “çökertildi”. Türkiye’de gerçek anlamda bir “sol siyasi hareket” olmadı. Sendikacılık faaliyetlerinin

Nişanyan’a Özür Borcu

Nişanyan’la sohbetimiz boyunca Nişanyan’ın şık paslarını değerlendirememişim. “Ortaya karışık” laf kalabalığı olmuş benimki. Hiçbir şeyi tamamlamamış, hemen her şeyi yarım bırakmışım. Yazdıklarımı, söylediklerimi takip edenler için dert olmayabilir, onlar boşlukları doldurmuşlardır ama ilk defa beni dinleyenler için… Bilemedim. Spesifik “bir tek” misal üzerinden gitseydim, belki de daha iyi olacakmış. Mesela… Dünyada temsili demokrasi krizde. Krizin

Özkök’ten Nişanyan’a

Ertuğrul Özkök, “Hazreti Xennt ve karanlık dinin son peygamberinin son yemeği” başlıklı bir yazı yazmış. Kendisi mi spot olarak başlık altına çıkarmış, T24’ün işi mi bilemem ama başlığın altında, “Xennt gerçekten bir internet peygamberi midir? Kapkaranlık bir yeni dinin vahiycisi midir?” filan diye gevelemiş. Soru formunda… Sonuna soru işareti konmuş yani, yerseniz. Yani başlıktaki yargıç

İmalat Bandının Bize Yaptığı

Adam —adı mühim değil— diyor ki mealen, imalat bandının icadıyla vasıflı işgücünün değeri düşmüş. Başkalarının yapamadığı şeyleri yapabilen “becerikli” insanların işlerini herhangi bir vasfı olmayanlar da yapabilir olunca, işgücünün sermaye karşısındaki pazarlık gücü azalmış. İma o ki, bugün yaşadığımız musibetlerin pek çoğu bu sebepten kaynaklanmış. Tespitler doğru mu? Doğru. Ama adam tarihçi. Madalyonun öteki yüzünü

Asil Millet

Aşağıdaki ifadeler sizce kime aittir? “Türkiye’de yaşayan ve Türk vatandaşı olan Musevi yurttaşlarımızın kendilerini tam anlamıyla emniyette hissetmemeleri için hiçbir sebep yoktur. Biz sapla samanı karıştırmamayı bilen büyük, tecrübeli ve asil bir milletiz. Avrupa ve Amerika’da Yahudiler endişe ve korku içine düşmüşken, Türkiye’de böyle bir durum mevzubahis değildir.“ Eğer Fatih Altaylı’nın yazısını okumadıysanız, iddia ediyorum,

Bir Tahliyenin Ardından

Ogün Samast’ın yaptığı iş, neticeleri itibariyle, Türkiye’nin yörüngesinde bir sapmaya sebep oldu. Belki şöyle demek daha doğru olurdu, memleketin berbat yörüngesinde dönüp durmaktan kurtulma ihtimalini uzunca bir süreliğine gündemden çıkardı, hâlâ o yörüngede dönüp duruyoruz. Kendi hesabıma Dink cinayeti hakkında yazdıklarım son derece sınırlı. Sayıları herhalde iki elin parmak sayısını geçmez. Bu sınırlılığın en az

Kılıçdaroğlu’nun Memlekete Büyük Hizmeti

CHP Kurultayı gerçekleştirildi. Kılıçdaroğlu kaybetti. Eğer Cumartesi günü Kılıçdaroğlu kazansaydı, bugün başka bir Türkiye’de yaşıyor olacaktık. Başka bir CHP olacaktı. Erdoğan’ın Mart seçimlerine dair “düşünmesi gereken problemler” şimdikinden başka olacaktı. Muhtelif siyasi aktörlerin önündeki fırsatlar bugünkünden daha çok, en azından daha başka olacaktı. Filan. Kılıçdaroğlu’nun kazandığı bir Kurultay sonrası Türkiye’nin haline A diyelim. Eğer Cumartesi