Bunlar Nasıl İnsanlarmış!

Nihal Bengisu Karaca, Mahmut Ustaosmanoğlu’nun vefatının ardından yükselen şirretleşmenin üzerine bir yazı yazmış. Yazının sonuna gelene kadar, hani kendimi biraz —tamam, biraz çokça— zorlarsam hanımefendi ile nihayet bir hususta mutabık kalacakmışız gibi hissettim. Bahsettiğim son şöyle: “Bir arkadaşım şöyle yazmış: ‘Biz de bu laikçi muhaliflerin sevdiği herkesi sevmiyor, hürmet etmiyoruz, ama hayatlarını kaybettiklerinde, yahut ölüm

Berktay’ın Cengi

Halil Berktay ibretlik bir yazı yazmış. Anladığım kadarıyla hanidir sürdürdüğü “kendi gençliğiyle hesaplaşma” sürecinin dışavurumunun yeni bir parçası. İnançlı insanlardan müteşekkil bir çevrede büyüdüm. Sıklıkla dinlediğim sayısız menkıbeden pek çoğunun ortak bir izleği vardı. İşte, iki kardeşin biri mütemadiyen ibadet edermiş de öteki sefih bir hayat yaşarmış. Birincisi son nefesinde Allah’ı inkâr edip cehenneme giderken

Erdoğan Gider, Özdağ Gelir

Yıldıray Oğur Ankara Nasıl Alabama Oldu diye sormuş. Yazısından anladığım kadarıyla Ankara Alabama olmamış. Bu tespiti yaparken Alabama’da siyah düşmanlığının devlet tarafından organize edilen bir faaliyet olmadığını, sivil bir nefretin tezahürü olduğunu varsayıyorum. Ankara’da yaşanan şey ise, pek de sivil bir inisiyatif gibi görünmüyor. Oğur’un işaret ettiği Ekşi Sözlük başlığına girdim. Faşist, ırkçı, kasabalı kesimlerin

Memleketin Siyaseti

Netflix’te Borgen dizisinin devamı Borgen: Power and Glory adıyla yayınlanmış. Dördüncü bölümün sonlarında, Dışişleri Bakanı Nyborg, başının dertten kurtulmadığı bir günün sonunda, birlikte akşam yemeği yediği genç memuruna, fena halde sarhoş olmuş halde soruyor: “16:00’da çocuklarını okuldan alan bir anne yerine bir işkoliğe oy vermez miydin?” Ben de size sormuş olayım. Birkaç sahne ileride Nyborg

İnsan ve Şiddet

Richard Wrangham —doğru anlıyorsam— diyor ki, insanın planlanmış, projelendirilmiş, proaktif agresyonu, rasgele, duygusal, reaktif agresyonunun evrim sürecinde geriletilmesinin neticesidir. Gündelik terimlerle söyleyecek olursak, herhangi bir güçlü erkeğin gelip eşinize, yiyeceğinize keyfi olarak el koyabilmesini imkânsızlaştırma süreci, Hitlerlerin, Stalinlerin ortaya çıkmasına yol açtı. “Ne alaka” demeyin. Wrangham’ın gözlemlerine göre, memeliler arasında proaktif agresyon liginde insan açık

Sovyetler Neden Battı?

Yürütmenin başının başı, biliyorsunuz, Gezi’nin hatırasıyla fena halde dertte. Hiç aklından çıkmıyor olmalı ki, her gün bir önceki günün “hatıraları” da ekleniyor dert hanesine. Dengelemek için daha ağza alınmaz hakaretler, ilave yalanlar gerekiyor. Sonra, “seçkin” mahlûkatın içinden bir tek insan evladı çıkmıyor ki, “yok artık, o kadar da değil, hangi camimizi yaktılar” desin. Malum, dinleri

Sri Lanka’dan Ne Öğrensek?

Alper Görmüş Sri Lanka’nın halini hatırlatmış. Yazısı “Hakiki bir akademimiz olsaydı Sri Lanka’ya mutlaka bakardı; fakat tabii ki bakmayacak” tespitiyle bitiyor. Hakiki bir akademi nasıl bir şey olurdu ve mevzua nasıl bakardı, bilemiyorum. Hakiki veya değil bir akademinin olmadığına da, Türkiye’de kimsenin —ne akademinin ve ne de başka herhangi bir öznenin— mevzuu, ciddiyetinin hakkını vererek

Halk Dalkavukluğu

Mustafa Alp Dağıstanlı Diken’de lisan konusunda birkaç yazı yazdı. Sonuncusu, Yahya Kemal’den bir alıntıyla bitiyor. “Lisan bahsi açıldıkça: ‘Hala mı o bahis?’ diyerek bezginlik gösterenler bana acınmaya layık, gözlerini gaflet bürümüş, en zavallı kayıtsızlar gibi görünüyorlar.” Kendi hesabıma lisan konusunda bir “birinci sınıf oyuncu” olmadığımın, olsa olsa halı sahada top oynayan göbekli bir amatör sayılabileceğimin

Zenginleşme

Medyascope Talat Öncü’yle, biriktirdiği kitaplarla ilgili bir söyleşi yapmış. Talat benim sınıf arkadaşım. Tanıdığım en cins insanlardan biridir. Ama üzerine konuşmak istediğim mevzu başka. Zenginlik hakkında konuşmak istiyorum. “Zenginleştik ve zenginlik mühimdir” dediğimde, sıklıkla, “birkaç somun fazladan ekmek için” filan gibilerinden küçümser bir edayla karşılaşıyorum. Kimler böyle üstten konuşuyor? Medeniyet, kültür, tabiat filan gibi “yüce”

Zincirlerinden Başka…

Nişanyan’ın bir sohbetinden kesilmiş bir video düştü önüme. “Bir yanda Aydınlanmacılar, karşılarında da çomarlar var” diyor ve iki tarafın tutumunu da veciz bir biçimde özetliyor. Tasnife de, terimlere de itirazım olamayacağını, beni bilenler bilir. Mesele başka yerde. Diyor ki mealen, “Aydınlanmacılar açık ara önde”. Katılmıyorum. Evet, gazeteler, üniversiteler, Hollywood, dijital platformlar filan ellerinde. Ama uzun