Budaklı Bir Dünya

İstatistiklere göre, 1960’larda erkek hekimler genellikle kadın hemşirelerle evleniyorlarmış. Neden? Çünkü tıp eğitimine erişimde kadın ve erkekler arasında ciddi bir fark varmış (sadece ve en çok Türkiye’de değil, Batı Avrupa’da ve Amerika’da). Dolayısıyla erkek hekimlerle evlenecek kadar çok sayıda kadın hekim yokmuş.

Sonra ne olmuş?

Bildiğiniz şeyler. Tıp Fakültelerindeki kadın öğrenci oranı kararlı bir biçimde yükselmiş. Sonra ne olmuş? Kadın hekim sayısı erkek hekim sayısına denk hale gelmiş. Erkek hekimler kadın hekimlerle evlenmeye başlamış. Ve… Mutlu son.

Pek de değil.

Çünkü —evet cinsiyetler arasındaki eşitsizlik ortadan kalkmış ama— bu defa da hane gelirleri arasındaki uçurum büyümüş. Her ikisi de yüksek gelirli olan hekimler birbiriyle evlenince, her ikisi de nispeten düşük gelirli hastabakıcılar birbirleriyle evlenmek durumunda kalmış. Dolayısıyla yüksek gelirli hanelerin geliri artarken, düşük gelirli hanelerin geliri düşmüş. Kendi çıkarsamalarım değil, İngiltere’de yenilerde yapılan bir doktora tezindeki istatistikler öyle söylüyor.

Dünya böyle. Biçimsiz bir şey. Bir yerini düzeltmeye kalkıyorsunuz, öte yanı bozuluyor.

Dünya böyle. Yani bütün kompleks sistemler böyle. Ben bu hale budaklılık diyorum. Her yerinden bir yığın budak fışkırıyor. Siz budakların birine yeni bir şey ekliyor, o budağı ortadan kaldırıyorsunuz. Ama sizin eklediğiniz şey de budaklı. Genellikle birden çok budağı var. Dolayısıyla da budak sayısı artıyor. Hani çocukların Lego oyuncakları gibi. Bir parçaya bir parça ekliyorsunuz, parça eklenebilecek yer sayısı artıyor.

Dünya böyle. İyi ki böyle. İyi ki Aydınlanmacı akılların tasavvur ve temenni ettikleri gibi değil. Yoksa —bir gayret— dünyanın bütün problemlerini çözüverecektik, çocuklarımız işsiz kalacak, sıkıntıdan öleceklerdi.

Dünya böyle. İyi ki böyle. Çünkü kıymetli olan çözümler değil, problem çözebilir olmak.

Buraya kadarı apolitik yanı işin. Politik yanı ise şöyle: Kendilerini merkez sağın vazgeçilmez şahsiyetleri olarak gören bazı şahıslar toplanmışlar. Onlar sahneden çekildikten sonra memleketin çizgisinden çıktığını tespit etmişler. Merkez sağı kimin toparlayacağı konusunda bir anket yaptırmışlar. Ve —ne kadar beklenmedik bir netice— Tansu Hanımın ismi çıkmış anketten. Şimdi Tansu Hanımı DP’nin başına getirip…

Neyse…

Bugün Erdoğan diye biri varsa bu ülkede, Tansu Hanım ve Mesut Beylerin sebep olduğu hasar sayesinde, o hasarı gidereceği ümidiyle sahne buldu. Anlaşılan o ki, o hasarı tamir etti de… Lakin bu arada yepyeni ve çok sayıda hasara sebep oldu zat-ı şahaneleri. Şimdi onun yol açtığı hasarı gidermek için birine ihtiyaç var. Ve onun kim olduğunu bilemeyebiliriz ama kim olmadığını biliyoruz: Tansu Hanım değil, Mesut Bey değil.

Genel kategorisine gönderildi