Sineklerin Maskarası

Sperry 1950’lerde enteresan deneyler yapmış. Birinde mesela, bir operasyonla bir kurbağanın gözünü tepetaklak etmiş. Operasyon geçiren kurbağa, bir sinek gördüğünde, dilini sineğin aksi istikamete uzatıyormuş.

Kurbağanın dili olsaydı ve kendisine dilini neden sineğe doğru değil de aksi istikamete uzattığı sorulsaydı, soruyu sorana aptal aptal bakacaktı muhtemelen. Çünkü o dilini sineğe doğru uzattığını zannediyordur.

Demek ki ne yapmaya çalıştığınızın, sizin ne zannettiğinizin o kadar ehemmiyeti yok. Sineği yakalayıp yakayamadığınızın ise var.

***

Daha önce sözünü etmiş olmalıyım, Bernard Lewis, What Went Wrong’un bir yerinde, “toplumlar işler yolunda gitmeyince, genellikle, ‘bunu bize kim yaptı’ diye sorarlar, Türkler ise ‘nerede yanlış yaptık’ diye sordular” der, mealen. Kurbağa, operasyon geçirmeden önce, bir sineği yakalayamadığında, “hay Allah, beceremedim” diye geçirebilir içinden. Ama operasyon geçirdikten sonra, artık hiçbir sineği yakalayamaz olduğunda, kendisini değil dünyayı suçlamaya başlar herhalde.

Biz de, 160 yıl kadar önce, muazzam bir operasyon geçirdik. Akıllıca görünen bir operasyondu, teslim ediyorum.

Akıllıca göründüğünü nereden çıkarıyorum? Feyerabend’in aktardığı kadarıyla, benzer şartlarda, Japonya’da Meiji Restorasyonu sırasında Japonlar da benzer bir operasyon geçirmişlerdi. Yaptıkları işi barbarca buluyorlardı. Aslında büsbütün Batılı dünya tasavvurunu barbarca buluyorlardı. Ama eğer onu ithal etmezlerse yok olacaklarından korkuyorlardı. Yok olmak istemiyorlarsa, barbarca buldukları Batılı dünya tasavvuruna saygıdeğer bir şeymiş gibi muamele etmeleri gerektiği neticesine varmışlardı. Türkiye’nin 19. Yüzyılı da, aşağı yukarı, Meiji Japonya’sındakini andıran tartışmalarla yaşandı. Eldeki verilerle başka bir çıkış bulunamadığı anlaşılıyor. Tek seçeneğiniz varsa, onu seçmek akıllıca olsa gerek.

Akıllıca görünüyordu ve herhalde iyi neticeleri de oldu. Ama şöyle bir neticesi de olduğuna herhalde kimse itiraz edemez: Artık, hemen hepimiz, “bunu bize kim yaptı” diye soruyoruz. Siyasi görüşümüz, iktisadi sınıfımız, eğitim seviyemiz, şehirli veya köylü olmamız fark etmiyor.

Yok, fark ediyor. En azından eğitim seviyemiz fark ediyor. Çünkü “bunu bize kim yaptı” diye soran, hatta hanidir sormaya bile ihtiyaç duymadan “bunu bize filanca yaptı” diye cevabı yapıştıranlar, önce okumuş çocuklar oldu. Anlaşılmaz bir şey yok. Mahallenin makbul kurbağalarına benzemek istiyorsak kendimizi değiştirmemiz lazım geldiği onların fikriydi. Bizi onlar değiştirdi.

***

Önce okumuş çocuklar başkalarına özenip bu işi işlediler. Sonra da işte, karabudun okumuş çocuklara özenip aynı izi sürdü. Artık hep birlikte sineklerin maskarasıyız.

Neyse… Olan oldu.

Umarım çocuklarımız “nerede yanlış yaptık” sorusunu yeniden keşfedecekler. Cevap ararken yalnız olduklarını, dünyanın tecrübesinden fazlaca faydalanamayacaklarını, her şeyi kendilerinin icat etmesi gerektiğini varsayarak yola çıkacaklarını da umuyorum.

Çünkü modernleştirilmiş olmak modernleşmiş olmaktan çok farklı.

Genel kategorisine gönderildi