Acayip Günler

Rivayete göre, Çinliler birine beddua edecekleri zaman, “acayip günlerde yaşayasın” derlermiş. Kastettikleri şimdiki zamanlar gibi zamanlar mı, bilemem ama tuhaf bir dönemde yaşıyoruz. Bir yandan bakınca, gençlerin hiçbiri orkestrada ikinci keman olmaya bile razı değil. Hepsi virtüöz olmaya hevesli. Hevesli demek bile kesmez, her biri kendisini virtüöz görüyor. Ama birkaç cümle sonrasında ortaya çıkıyor ki, konserden sonra ortalığı temizlemeye bile razılar. Yeter ki güvenilir bir ücreti olsun.

Eh, anlattığım tablo, benim anlattığım şekliyle çok paradoksal görünüyor ama öyle de değil. Çünkü o güvenilir ücretle her biri kendi dünyasının merkezindeki insan olmayı becerebileceğini düşünüyor. Başka herkesten farklı bir yere piercing taktıracak, vücudunun en akla gelmeyecek yerine, en akla gelmeyecek deseni dövme yaptıracak, ve saire…

Böyle anlatınca da, fazlasıyla hafifletmiş oluyorum işi ama siz anladınız işte…

***

Marks “katı olan her şey buharlaşıyor” demişti. Haklıydı. Kaskatı görünen, ilelebet formunu muhafaza edeceği intibaını veren her şey buharlaştı. Yani formsuzlaştı. Formun üzerinden yapılan bütün öngörüler imkânsızlaştı. Ama öngörü yapma imkânı ortadan kalkmadı. Çünkü her şey, insani olan her şey istatistikleşti. Gaz halindeki maddenin unsurlarının teker teker davranışlarını tahmin edemezsiniz ama sıkıştırılmış gazın basıncının nasıl değişeceğini mesela, tahmin edebilirsiniz.

Katı olan her şeyin buharlaşmış olduğu bizim dünyamız, yani modern çağlar, bireyin yüceltildiği bir dönem oldu. Aslında birey diye bir şey yoktu. Olmadığı için herhalde, yokluğunu dengeleyebilmek ümidiyle durmadan yüceltildi. Birey yoktu, çünkü toplumlar atomize edilmişti. Herkes birer atomdu. Bir ordunun neferiydi. Fabrikadaki işçilerden bir işçiydi. Herkes başka herhangi biri tarafından ikame edilebilirdi ve bu hal de övünülecek bir haldi.

Yani tabii ki herkes başka biri tarafından ikame edilebilir değildi ama öyle olmaya çalışıyordu. O dönemlerde yetişmiş biri mesela, bir fabrikanın müdürü olmuştu ve benden, kendisi olmasa bile tıkır tıkır işleyecek bir sistem kurmamı talep etmişti. Tam da Otomatik Piyano’da (Kurt Vonnegut Jr.) mühendislerin, en nihayet kendilerini de işsiz bırakacak sistemi canla başla kurmaları gibi… Ama bu defa roman değil, gerçek.

Şimdilerde yetişen gençlerin başkalarını ikame etmeye de, başkaları tarafından ikame edilebilir olmaya da gönülleri yok. Biricik olmak istiyorlar ama biricik olmaya giden yol olarak hep başkalarından kopya çekiyorlar. Çünkü acayip zamanlarda yaşıyoruz. Eski kavramlar işe yaramıyor. Yenileri de henüz yok.

***

Orta Doğu’nun yüz yıllık oyun kurucuları, bana öyle geliyor ki, artık oyun kuramayacaklarını idrak ettiler. Clinton Dışişleri Bakanıyken bir toplantıda demişti ki mealen, “Orta Doğu’da da artık sonucu belli olmayan seçimler istiyoruz”. Bu temennide ciddi bir gerçek payı olduğunu düşünüyorum. Yani Amerikalılar kendi tenhalarında kaldıklarında “Orta Doğu’da sonucu baştan belli olmayan seçimler yapılan bir düzen olsa ne iyi olur” diye içlerinden geçiyordur.

Ama istiyorlar ki bir yandan da, sonucu belli olmayan seçimler düzenine, yani kontrol edilebilir olmayan Orta Doğu’ya kontrollü bir biçimde geçilsin.

Hayaller, temenniler son model ama araçlar geçmiş yüzyıldan kalma.

***

Sadece Orta Doğu değil, iktisattan uluslararası siyasete kadar her alan böyle. Bütün Dünya böyle.

Bütün Dünya?

Yok hayır. Türkiye böyle değil. Türkiye’de hayaller ve temenniler de geçmiş yüzyıldan kalma. Geçmiş yüzyılda durmadan yenilmiş ve o yüzyılın değerlerine göre hayaller kurmuş ama o hayalleri o yüzyılın şartlarında gerçekleştiremeyeceğini idrak etmiş olduğu (daha doğrusu dövüle dövüle öğrendiği) için hayallerini derin dondurucularda saklamış bir millet, şimdi, geçmiş yüzyıl geçmişte kalınca, âlem makas değiştirmeye teşebbüs edince, neyi var neyi yoksa derin dondurucudan çıkardı.

Genel kategorisine gönderildi