Tiryakilik

Wittgenstein ile Popper arasında bir başka fark daha var ki, bana çok manalı görünüyor: Wittgenstein, son sözü söylemeye hevesli biriydi. İlk Wittgenstein’dan, Tractatus’u yazmış olandan söz ediyorum. Çünkü zaten kahraman olan, kendisine hayran olunan, âşık olunan, Wittgenstein denince akla gelen o. Bence ikincisi, Philosophical Investigations’u karalamış olanı makbul olsa da…

Wittgenstein, bitirmeye programlıydı. Her ne konuda konuşuyorsa, o konuyu kapatmaya, o konuda söylenebilir olanı tamamlamaya… Popper ise, tam tersine, ilk sözü söylemeye hevesli biriydi. Başkalarının söz söyleme fırsatlarını ortadan kaldırmak değil, daha önce mevcut olmayan fırsatların ortaya çıkmasına vesile olmaktı yaptığı iş.

***

Yukarıda özetlemeye çalıştığım iki tutum birbirinden çok da bağımsız tutumlar değil. Birinin mevcudiyeti, diğerinin mevcudiyetine bağlı. Evrim, gerektiğinde yok etmeyi bildiği için sürdürülebilir bir süreç. Dolayısıyla Wittgensteinlara, onların mevcudiyetlerine karşı değilim. Karşı olduğum hal, ancak ve sadece Wittgensteinların kayda değer bir iş yapıyor oldukları kanaati. Parlak görünen, ışıltılı görünen, durmaksızın haklarında övgüler düzülen onlar. Son sözü söyleyenler, tamamlayanlar kıymetli. Erdoğanlar, Aziz Yıldırımlar, Terimler ve saire… (Arada mesela Demirören gibi, ne ilk ne de son sözü söyleyebilecek olmayan, sözü bile olmayan birileri de, oturdukları koltuklar sayesinde bunlar gibi davranıyorlar ama onların sözünü etmeye bile değmez.)

Lüzumundan çok, kaldırılamayacak kadar çok çeşitlilik olur, bir toplumun bu yorucu çeşitliliği sadeleştirecek insanlara ihtiyacı büyür, böyleleri kıymete biner, hadi anlarım. Ama memlekette hiçbir vakit, mesela çeşitlenmenin en çok hızlandığı 1961-71 arasında veya çeşitliliğe en çok tahammül sergilendiği 1983-87 arasında bile Türkiye’de çeşitlilik kaldırılamayacak seviyelere tırmanmadı. O seviyelere yaklaşmadı bile… (Belki yakın tarihte bunun istisnası, İttihat ve Terakki’nin gerçekleştirdiği ilk darbeden önceki dönemdi. Bir de belki, Birinci Meclis dönemi…)

Eee?

Toplumun çeşitliliğe, yeni sözlere, başkalarının sözüne vesile olmalara tok olduğunu düşünmüyorum. Şahsi gözlemlerim, Türkiye sosyolojisinin sadeleştirmeye çok da hevesli olmadığı yönünde. Ama ta Tanzimat’tan bu yana, yukarıdan aşağıya dayatılan bir kavram haritası var. Mekteplerde durmadan yeniden üretilen bir harita… Tutumları değilse de, dili biçimlendiren bir harita… İşte o harita sayesinde Türkiye Erdoğanların, Terimlerin, Yıldırımların bu kadar fütursuzca, bu kadar denetimsiz fink atabildiği bir ülke olabiliyor.

Yani bir tür tiryakilik hali bu. Bünyeye uygunluktan kaynaklanmıyor, çok uzun süre boyunca durmaksızın maruz kalmaktan kaynaklanıyor.

Bana böyle görünüyor.

Genel kategorisine gönderildi