Şeytan Taşlama

Hacdaki facia, safları bir defa daha ayrıştırdı.

Önlenemez bir şey midir, önlenebilirse kimin ihmalidir, şimdi ne yapılırsa bir sonrakinden sakınılabilir filan gibi sorular bir yana, bir defa daha görüldü ki, kendisinin başına benzer bir şeyin gelmesi ihtimalini baştan bertaraf etmiş olanlar için, ahalinin canı pek de kıymetli bir şey değil.

Erdoğan’ın başına mesela, benzer bir hal gelme ihtimali var mı? Yok. Ama daha çok kişinin canının riske girmesine yol açacak kadar muazzam izdihamlar, Erdoğan gibiler için bir tür sigorta. İzdihamda ezilme riski olanlar ne kadar çoksalar kendileri için risk o kadar büyük, Erdoğan için ise saltanat o kadar garanti.

Gözden kaçan şu: Onlar için de Erdoğan bir sigorta.

Karşılıklı olarak birbirini var eden, birbirine hayat veren özneler arasındaki bu asimetrik ilişki bir istisna değil. Aksine medeniyet tarihi boyunca hep tekrarlanmış bir kural. Şimdi Hacdaki faciayı fırsat bilip bu asimetri üzerinden Müslümanlara, İslam’a, şeytan taşlamaya ve dahi aklına gelen her şeye saldıranların büyük bölümü için, Atatürk’ün ölüsü, hatta heykeli bile Erdoğan’ın yerini tutuyor mesela.

***

Yüzlerce insanın ölümü yüzünden hatırlanan şeytan taşlama faaliyeti de öyle. İstisna değil, kural.

Mitlerin fantastik ve tahmin edilemez olduğunu biliyorduk. Tamamen keyfi görünüyorlardı. Ama Levi-Strauss, tamamen farklı kültürlerin mitleri arasında muazzam benzerlikler olduğunu tespit etmişti.

Her kültüre kendi mitleri çok manalı, başkalarınınki ise son derece manasız görünüyor. Aslında kültürleri birbirinden ayıran şeyin mitlerden ibaret olduğu bile düşünülebilir. Ama işte ne yaparsınız ki, mesela şeytan taşlamanın muadili, onu manasız bulup yerden yere vuranların kültürlerinde eksik değil. Şeytan taşlama, bu vesileyle gördük ki, birçok kişinin şeytanı. Şeytan taşlamayı taşlayarak günahlarından arınmaya, başlarına gelene bahane bulmaya çalışıyor birçok kişi.

Mesela Erdoğan, şeytan taşlamayı taşlayıp duranların mücessem şeytanı. Kendi yaptıkları tercihlerin sürdüğü toprakta boy verdi. Şimdi kendilerini temize çekmek için kendi yaptıklarının günahını Erdoğan’ı taşlayarak üzerlerinden atmaya çalışıyorlar.

***

Aydınlanma aklı, başka birçok inancın yanı sıra, kültürler arasındaki farkların giderilmesi gerektiği, giderilebileceği inancıydı aynı zamanda. Bütün manasız mitlerden arınmış, miti olmayan ortak bir kültüre duyulan inanç… İnsanları bölen bütün bu çeşitlilik ortadan kalkacak, bir bütün halinde, aklın izinde, yekpare yükselecektik. Aydınlanma aklı, kendisini, insanlık tarihindeki bütün kültürlerden mahiyet olarak farklı bir yere koymuştu yani. Aydınlanmaya kadar yaşananların hepsi, aralarındaki onca farklılıklara rağmen, aynı çaresizliğe gösterilen farklı reaksiyonların tezahürlerinden ibaretti. Artık aklı bulmuştuk ve çaresizlik ortadan kalkmıştı. O halde farklı reaksiyonlara da ihtiyaç kalmamıştı. Uzun süren bir çağ kapanmıştı. Eski zaafların tamamından azade yeni bir çağ açılmıştı.

Öyle olmadı. Aydınlanma kültürü de, diğer kültürler gibi bir kültür, diğer reaksiyonlar gibi bir reaksiyon oldu, olabildi. Onun da şeytanları oldu, o da şeytan taşlamanın çeşitli ritüellerini üretti. Netice olarak gördük ki, şeytan olmadan da, onu taşlamadan da varlığımızı sürdürmemiz mümkün değil.

Mümkün değil, çünkü yol alabilmemiz için, bir şeyleri arkamızda bırakmamız gerekiyor. Mümkün değil, çünkü neyi arkamızda bırakacağımız, neyi muhafaza edeceğimiz konusunda deneme yanılmadan başka bir kriter yok elimizde. Mümkün değil, çünkü bu süreçte sayısız tatsızlıkla karşılaşmak, sayısız şeytanlık yapmak zorundayız. Başımıza gelenleri ve kendi şeytanlıklarımızı geride bırakabilmek için, yola devam edecek gücü devşirebilmek için şeytan taşlamaya ihtiyacımız var.

Eh, şeytanlığı şeytandan rahmanlığı rahmandan bilen, rahman bir akıl marifetiyle şeytanı insanlığın istikbalinden tamamen temizleyebileceğini zanneden Aydınlanma aklı için anlaşılır şey değil ama hepimizde şeytanlık da rahmanlık da var. Hep olacak.

Genel kategorisine gönderildi