…ve İsrail

Başkalarının, neler olup bitiyor olduğuna dair geniş malumat kaynakları ve sızdırmaz teorileri var. Benim yok. Ben sadece görmeye ve gördüğümü anlamlandırmaya çalışıyorum. Adam acı içinde bağırıyorsa söz temsili, adamın acı çekiyor olduğu neticesini çıkarıyorum. “Ama olur mu canım, adama acı çektirecek bir şey hakkında herhangi bir bilgi yok ve dahi zaten sinir sistemi de…” filan diye akıllar yürütmüyorum. Demode davranışçı ekolden sayabilirsiniz beni yani.

2000’li yılların ikinci yarısında, gün sekmiyordu ki İsrail’in bir provokasyonuyla uyanmayalım. Gün sekmiyordu ki İsrail cenahından bir gürültü kopmasın. Dışişleriyle alakalı bir arkadaşım bana, ABD politikasının İsrail’in elinde rehin olduğu türünden derin teorilere yaslanarak, İsrail’i çok rahatsız ediyor olduğumuzu —bariz bir gururla— iddia etti. “Benim elimde, sizin elinizdeki malumat yok,” dedim, “ama İsrail’in tutumunu ben şöyle okuyorum: ‘Beni satıyorsunuz, farkındayım, ayağınızı denk atmazsanız bütün bölgeyi, hatta dünyayı yakarım’”.

2009’da meşhur van minut hadisesi vuku buldu. Birkaç yıl içinde de İsrail duruldu.

***

Bölgede kıyamet kopuyor. Neredeyse herkes Suriye’de. Suriye hakkında fikir beyan etmeyen, oyuna bulaşmamış görünen bir Liechtenstein kaldı herhalde… Bir de İsrail.

İsrail’in çıtı çıkmıyor, size tuhaf görünmüyor mu?

Benim yorumum açık: İşler İsrail’in istediği gibi gelişiyor. Beş yıl önce öyle gelişmiyordu. Bunun Türkçesi şudur: İşler Erdoğan’ın istemediği istikamette gelişiyor. Beş yıl önce öyle değildi.

Erdoğan’ın kaybı sadece Erdoğan’ın ve onun yalakalarının kaybı olsa… O vakit bile içe sindirmek güç, kazanan İsrail olduğuna göre… Ama Erdoğan’ın kumarda kaybettiği şey, hepimizin —özellikle de Kürtlerin— geleceği…

“Memleketi bir tek adama endekslemek iyi şey değil” derken anlamaz anlamaz bakan Erdoğancılara kapak olsun.

Genel kategorisine gönderildi