Beyaz, Siyah, Renkli

Nabi Avcı ODTÜ öğrencilerine Marks okumalarını tavsiye etmiş. Özellikle de 18 Brumaire’i… Hani şu ünlü tespitin yer aldığı kitap: “Hegel bir yerde şöyle bir gözlemde bulunur: Hemen hemen bütün büyük olaylar ve kişiler tarihte iki defa tekrarlanır. Hegel eklemeyi unutmuş, ilkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak.”

Eh, benim mizah anlayışım Marks’ınkinden farklı.

İlk defa gerçekleşen şeyde gülünebilecek, eğlenceli bulunabilecek şeyler görebiliyorum, gerçekleşen şey ne kadar acıklı olsa da. Ama aynı filmi ikinci defa görmek zorunda kaldığımda… İçimden gülmek hiç gelmiyor.

Marks’ın ne kastettiğini elbette anlıyorum. Ama siz de benim ne kastettiğimi anlayın işte.

***

Ertuğrul Özkök, beyaz Türk tabirini kimin, neden icat etmek zorunda kaldığını hiç iplemeden, kendince –ama kesinlikle abuk sabuk– bir müdafaa hattı inşa etmeye çalışıyor hanidir. Memleket basınının amiral gemisinde her gün yazmakla bile pek mümkün görünmeyen bir proje, bana kalırsa. Bugün yine birkaç tuğla koymaya gayret etmiş. Beyaz tenli, sarışın –ve bu defa kırmızı rujlu– bir kadından söz ederek… Eh, bu şekilde tarif edilen bir imgeyle dövüşmek içinizden gelmez.

Gelmez değil mi?

Beyaz Türk tabiri, beyaz tenli kadınları filan adlandırmak için icat edilmedi. Kendilerinden gayrısını zenci olarak gören, zencilerin sosyal hayatın düzenlenmesi süreçlerine katılmasını engellemeyi toplum için doğru kabul eden zihinler için icat edildi. Çoğu beyaz tenli filan değillerdi ama duvarlarında şatafatlı diplomaları ve –kabarık cüzdanları olmasa da– dolgun bordroları olan, muteber pozisyonları ele geçirmiş insanlardı. Ne karar süreçlerindeki hegemonyalarını ve ne de itibarlarını paylaşmaya razı değillerdi. Yani eğer onların değer yargılarını paylaşıyor değilseniz…

Elbette sadece kendilerini düşünüyor değillerdi. Eğer iman ettikleri şey tavizsiz tatbik edilirse, herkes, onlara karşı olanlar da mutlu, mesut yaşayacaklardı. İman ettikleri şey? Orası muğlak. Bir formül kitapları var gibi görünüyordu, her lazım geldiğinde uygun sayfasını açıp…

Neyse…

Komiklerdi bana kalırsa. Olmayacak acılara sebep olduklarını biliyorum ama iddiaları ile vasıfları arasındaki orantısızlık, aynı lafları –uysa da uymasa da– ezberden tekrarlayıp durmaları gülünçtü.

Sonra?

Sonra zenciler geldiler. “Karar süreçlerine biz de katılacağız, herkes katılacak” demediler. “Bundan böyle tekel bizim elimizde” dediler. Kısa süre içinde gördük ki, eğer filanca kararı alnı secde görmüş biri verirse, karar kendiliğinden ve herkes için iyi neticeler doğuracak diye inanıyorlardı. Kendi kitaplarını açıp, duruma uysa da uymasa da, Bakara makara bir şeyler okuyup…

Trajik bir hal zuhur etti.

Anlaşılan o ki Marks bugünlere şahit olsa gülecekti. Ben ise gülünecek hiçbir şey göremiyorum.

***

En azından iki mesele var.

Birincisi, toplum dediğiniz şey farklı perspektifleri olan farklı kesimlerden mamul bir şey. Öyle olması daha iyi olduğu için öyle olmuş diyemem ama öyle. Ve bütün toplumlar öyle. Toplum dediğiniz şey biraz karmaşıklaşmaya başlayalı beri öyle. Daha önce söylemiş olmalıyım, döllenmiş yumurta bir tek hücre iken bölüne bölüne insan organizmasını meydana getirir. Normal şartlarda her bölünen hücre kendi kopyasını yapar ve her şey normal şartlardaki gibi gelişseydi, ortaya birbirinin aynısı olan hücrelerden mamul bir yığın çıkardı. İnsan denen şeyin meydana çıkabilmesi için, hücrelerin belirli safhalarda farklılaşması gerekiyor. Toplumun toplum olabilmesi için de öyle… Apaynı insanlardan müteşekkil bir kalabalığın çok şık olacağı hayal edilebilir de, hayatta kalma şansı yok.

İkincisi, doğru karar diye bir şey yok. Öyle formül kitaplarından okunup tatbik edilecek, sonra şıp diye herkesi… Filan… Olabildiği ölçüde geniş kesimleri karar süreçlerine ortak etmek, “bu benim kararım” diye sahiplenmelerini sağlamak mesele.

***

Türkiye beyazların elindeyken bir komediydi. Siyahların eline geçince yaşanmaz bir trajediye dönüştü. Renkli günler de ufukta görünmüyor.

Ama tarih, en olmayacak malzemeden en renkli çözümlerin üretildiği bir süreç. Neden olmasın?

Genel kategorisine gönderildi