Savaşa İnanmak

Biz gençken kod yazardık. Yazdığımız kodu delgi kartlarına deler, bilgisayara okuturduk. Yeterince karmaşık bir problemi çözmek için yazdığınız kod, nadiren ilk defasında hatasız çalışırdı. Bir defa sentaks hatalarını ayıklamanız gerekirdi. Sentaks hatalarından arındırıldığında kod çalışırdı ama sıklıkla mantık hatası yaptığınızı fark ederdiniz. Birkaç düzeltmeyle mantık hatalarını da giderir, bilgisayardan neticeyi alırdınız.

Ama bazen yaptığınız mantık hatasını bulamadığınız da olurdu. Eğer böyle bir durumla karşılaşırsam, İbrahim’den yardım isterdim. Yanıma oturtur, ona kodun hangi satırından muradım ne, anlatırdım. Derken, İbrahim muhtemelen benim kullandığım değişkenlerin hangisinin hangi işi yaptığını bile anlamamışken, ben yaptığım hatayı bulurdum. Kendim bulurdum. İbrahim’den yardım istemeden önce belki de saatlerce aradığım ama bulamadığım hatayı, İbrahim’den yardım istedikten kısa süre sonra bulurdum.

İbrahim iyi bir bilgisayarcı idi. Beni ve yazdığım kodu anlayacağından hiç şüphem yoktu. İbrahim’in yerine —kod yazmaktan anlamayan— başka biri oturursa, onu anlayacağını tahmin etmediğim birine anlatmaya çalışırsam kodu, hatayı bulamıyordum.

Tekrarlayayım: Hatayı ben buluyordum ama ancak yanımda hatayı bulabilecek olduğuna inandığım biri varsa…

İnanmak öyle bir şey.

İnanmış bir zihin ile inanmamış olanı arasında böyle bir fark var.

***

Hakem oyuncu değiştirme tabelasını kaldırdığında, bir takımın oyuna girecek Müslüman oyuncusu ellerini açıp dua ediyor, rakibinin Hıristiyan oyuncusu ise haç çıkarıp oyuna giriyor. Hayatı —ve futbolu— neticelerden dokunmuş bir fabrika halısı gibi gören tuhaf mahlûkat, “e, Tanrı hanginize yardım edecek” filan diye dalga geçiyorlar akıllarınca. Her ikisi de yardım alacak.

Birkaç yıl önce nette rast geldiğim bir videoda, orta yaşlı bir kadın, “beni gözeten birinin var olduğunu bilmek çok güzel bir şey” mealinde bir laf ettiydi, kendisine din hakkında ne düşündüğü sorulduğunda. Aslında ettiği laf daha güzeldi de, ben onu yeniden kurmayı ancak bu kadar becerebildim.

Oyuna giren oyuncular, kendilerini gözettiğine inandıkları birine emanet ediyorlar kendilerini. Eğer bomboş kaleye golü kaçırırlarsa da oyuna dönebilecek ve bir sonraki fırsatı kovalayabilecekler. Öyle davranabilmek için ille de bir Allah’ın varlığına inanmak gerekmeyebilir. Ama inanmak, öyle davranabilme kabiliyetini edinmenin en bedava yolu. İbrahim’in yardımıyla çözdüğüm onlarca problemden biliyorum.

***

Mesele şu: Oyuna girerken avuçlar açılarak veya haç çıkarılarak yardıma çağrılan özne, mesela o oyunculardan biri sahtekârlık yapıp da kendisini rakip ceza sahasının içinde yere bırakıp penaltı hırsızlığı yapınca, yardımcı olmaktan caymıyor. Çünkü —tanım icabı— aslında gözetildiğini düşünen insan kendisine yardım ediyor, biri ona yardım etmiyor. Daha doğrusu, eğer yardımcı olan bir özne varsa o, yardım ettiği insana, kendisine inanılması vasıtasıyla yardım ediyor. Onun yerine işi görerek, mesela vurduğu top auta giderken bir rüzgâr icat edip topun istikametini değiştirerek filan değil.

Hal bu olunca, mesela kendi manasız menfaatleri için milletin gençlerini birbirine kırdıran biri de, kendisini gözettiğine inandığı bir özneden yardım görebiliyor.

***

Emma Goldman, “Bütün savaşları dövüşemeyecek kadar korkak olan, bu yüzden de kendileri adına dövüşmek için başkalarının çocuklarını cepheye süren hırsızlar çıkarır” demiş. Cepheye sürülen gençler, eğer oyuna giren oyuncular gibi, gözetildiklerini, kendilerine yardımcı olunacağını düşünürlerse, cepheye sürülmeleri kolaylaşır. Ama fazlası da var: Onları cepheye süren hırsızlar da, genellikle, gözetildiklerini, kendilerine yardımcı olunacağını düşünüyorlar. Eğer rakip ceza alanı içinde kendilerini yere bırakıp sahtekârlık yapıyorlarsa, yaptıkları işin sahtekârlık olduğunu bilmediklerinden değil. Kim bilir hangi karmaşık hesapları yaparak, geçmişten kalma bir adaletsizliği telafi ettiklerini filan düşünüyorlar genellikle.

Sonra gençler ölüyor.

Kürt gençleri Türk gençlerini, Türk gençleri de Kürt gençlerini öldürüyor.

Otuz küsur yıldır gençler ölüyor. Onları cepheye süren hırsızlara, otuz küsur yıldır bir şey olmuyor.

***

İnanmak iyi bir şey. Ama dahası var, inanmamak zaten mümkün değil. “Bilim kardeşim, bilim” deyip duranlar mesela, inanmıyor değiller. Âlemin düzenli olduğuna, o düzenin deşifre edilebilir oluğuna inanarak başlıyorlar, en azından.

İnanmak iyi bir şey ve inanmamak imkânsız. Mesele inanmakta, inanmamakta değil. Mesele, her vakit olduğu gibi, ölçüyü kaçırmakta. “Her ne yaparsam yapayım beni gözeten, onaylayan bir özne var” diye çıkarsanız yola…

Gençler ölüyor. İnanmış olarak ölüyorlar ama yine de yazık oluyor.

Genel kategorisine gönderildi