Epilepsi Atağı

Mutlaka haberiniz olmuştur, Trump “Türkiye uzun yıllar boyu ABD’den faydalandı (taken advantage)” demiş. E size tam tersi gibi görünüyordu —ABD’nin Türkiye de dâhil olmak üzere bütün dünyadan faydalanıyor olduğundan şüpheniz yoktu.

Mesele sadece Trump ile sınırlı olsa… Dert etmeye değmeyebilir, koskoca ABD’nin Başkanı olsa bile bir soytarı nihayetinde. Ama sadece Trump değil öyle düşünen, Trump’a oy veren yüzde ellinin —aynı kelimelerle ifade etmese de— benzer şeyler düşündüğüne kalıbımı basarım. Öteki yüzde ellinin içinde de dünyanın ABD’den faydalanıyor olduğunu düşünenlerin oranı bir hayli yüksektir. İki yüzde elli arasındaki fark, olsa olsa, şöyle bir şey: Trump’ın yüzde ellisi “artık yeter, madem bizden faydalanıyorlar, bedelini de ödesinler” derken, diğerleri “olur mu canım öyle şey, biz koskoca ABD’yiz, kendimizden bedelsiz faydalanılmasını sürdürmeliyiz” diyorlar.

Apaçık bir gerçekliğin farkında olmayan onlarca milyon insan… Hepsi ahmak. Belki de değillerdir, ne bileyim, meselenin farkındalardır da… Ahlaksız olduklarından, yalan söylüyorlardır. Bu kadar ahmaklık ve/veya ahlaksızlıkla bu ölçekte bir üstünlük sahibi olmaları da… Feleğin cilveleri işte…

Amerikalıların farkında olmadıkları apaçık gerçekliği hatırlatayım: ABD dünyanın kalanını sömürüyor. Hâlbuki onlar kendilerinin sömürüldüğünü düşünüyorlar. Nasıl olabilir böyle bir şey? Sorsanız sıradan bir Amerikalıya, diyecek ki mesela, “Google’ı, Facebook’u biz yaptık, bütün dünya kullanıyor”. Nasıl inanabilir bir insan böyle bir yalana? Hadi bir kişi, nüfusun yüzde bir kaçı filan inansa neyse, ama neredeyse herkesin böyle bir yalana inanması nasıl sağlanabilir?

***

Uzatmayacağım, tastamam aynı mevzu hakkında neredeyse bütün Fransızlar bir türlü, neredeyse bütün Almanlar ise tam tersi bir kanaate sahip iseler… İlgili mevzu hakkında nasıl bir pozisyon alınması gerektiği tali bir husus bence. Esas dikkat çekici olan, bu kanaatlerin inşa edilebiliyor olması. Bu tür kanaatler inşa edilebiliyor ise, onları inşa eden mekanizmaların strüktürleri ve kabiliyetleri ayrıca incelemeye değer ama her birimizin “mimarisi”nde de ortak bir yan var. Her birimizin kanaatleri o mekanizmalarla inşa edilebildiğine göre…

O mimarinin esas unsurlarından biri, insan zihninin herhangi bir kavrama binen yükü komşu kavramlara dağıtarak çalışıyor olması. Trump’ın tweetindeki “advantage” kavramını mesela, işittiğinizde, sadece kendisi değil uyarılan. Bir yığın çağrışımlarla geliyor her kavram. Duvar’ın yaptığı tercümedeki “fayda” kavramı üzerinden gidecek olursak daha “avantajlı” olabilir. Fayda, kendi başına, iyi bir şeyler çağrıştırıyor gibi. “Faydalı olmak” filan derken olduğu gibi. Ama Trump’ın kullandığı bağlam içinde, birden çirkinleşebiliyor. Kendisinden faydalanılan olmak bir tür aczi çağrıştırırken, faydalanan özne olmak da hiç cazip, istenen bir şey değil. Fayda, böyle bir bağlamda, bütün taraflar için çirkin bir çağrışım kazanıyor, filan.

Çağrışımlar hoş değil gibi görünüyor. Ama çağrışımları olmasa, herhangi bir kavramın herhangi bir işe yaramasının imkânı yok. Her bir kavramı bir kolon olarak düşünürsek, bir çatının örtülebilmesi için en azından birkaç başka kolona daha ihtiyaç var. Ancak çağrışım sayesinde, diğer birkaç kolonu da işin içine katarak, iş görebileceğimiz bir alanın üstünü örtebiliyoruz.

Sonra birileri geliyor, diyelim “fayda” kolonunu daha uzak, çok uzak kolonlarla irtibatlandırarak, çok geniş, çok çok geniş bir alanın üstünü örtüyor —“faydacılık” diye bir “ideoloji” imal ederek mesela. Sonra, bu cazip görünüyor, daha da yaygın çağrışımlar üretiliyor ve saire… Ve… Ölçü kaçınca, bir nevi epilepsi vuku buluyor. Kavramın içi boşalıyor, kendisi artık hiçbir yükü taşımaz oluyor. Ama her zikredildiğinde, tez zamanda çığırından çıkan bir çağrışımlar zinciri tetikleniyor.

Şimdilerde vatanseverlik kavramının başına gelen, bence, böyle bir hal.

Birileri “vatanseverlik” kolonu ile militarizm kolonu üzerinden bir çatı çatmış. Ve/veya ırkçılık, ulusalcılık, tam bağımsızlıkçılık, İslam, artık kimin nesi varsa…

Hastayız, nöbet geçiriyoruz. Yaşadığımız şeyi soylu bir şey —mesela kahramanlık— zannediyoruz.

***

Erdoğan imzasıyla NYT’de bir makale yayımlandı geçenlerde. Bariz bir maddi hata yapılan makalede, mealen, Trump Amerikalılara şikâyet edildi. Bildiğim kadarıyla kimse NYT için, “düşmanımızın fikirlerini neden yayınladınız, vatan hainleri” filan diye kükremedi. Trump’ın, yukarıda sözünü ettiğim tweeti ardından bir yığın Amerikalı, muhtelif itiraz mesajları ürettiler (https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya/2018/08/17/abdde-trumpa-tepki-turkiyeden-sonra-uranus-mu-var/). Başkaları da Başkanlarını müdafaa eden tweetler atmışlardır. Ama herhalde vatan hainliği bizdeki gibi ucuzlamamıştır. Ve nihayet, Suudilerin Yemen’de öldürdüğü kırk çocuk için Jim Carrey “Yemen’de bir otobüste kırk masum çocuk öldürüldü / bizim müttefikimiz / bizim füzemiz / bizim suçumuz” diye tweet attı.

Filan.

Trump veya bir adamı Türkiye’de bir gazetede Erdoğan’ı Türkiye’ye şikâyet eden bir makale yayınlamaya kalksa veya biri Cumhurbaşkanlığından atılan ve Doların serencamını kendine göre açıklayan bir teweete “o öyle değil” demeye kalkan bir tweet atmaya kalksa… Bütün “vatanseverler” ayağa kalkar, malumunuz. Mesele karakolda biter.

Çünkü vatanseverlik kolonu ile “Erdoğan’ın iktidarı” kolonu üzerinden bir çatı çatılabiliyor hemen. “Vay, Erdoğan’ın ne büyük başarısı”, öyle değil mi? Değil. HDP’li vekillerin derdest edilmesi için lazım gelen şeyler oylanırken “Anayasa’ya aykırı ama” filanlarla destek verenler, imzacılar medeni ölüme mahkûm edilir, birileri onların kanında banyo yapmaya heveslenirken “n’oluyoruz” demeyenler, yani mevcut muhalefet, bu iki kolonun birbirine bağlanmasının birinci mesulüdür. Doların şu son tırmanışında “devletimizin arkasındayız” filan geyikleriyle pozisyon alanlar yani…

Ve ilaveten…

Bu memlekette her daim “birlik ve beraberliğe en muhtaç olduğumuz gün” retoriğiyle, zaten, tezlerini müdafaa etmekten aciz bir takım özneler, karşı tezlerin dillendirilmesini imkânsızlaştırarak, her daim bir epilepsi atağına açık bir biçimde yaşamamızı garanti altına aldılar. Başı örtülü olanların üniversiteye girişlerine karşı çıkanların da esas kalkanı, “karşıdakilerin” seslerinin duyulmamasını sağlamaktan ibaretti. Ve neticede, ettiği herhangi bir lafa itiraz edildiğinde dilsizleşecek, arka arkaya iki ikna edici cümle kurmaktan aciz olan Erdoğan gibiler, kendisinden önce —ve kendisi gibi olanları susturmak için— inşa edilmiş bir mekanizmanın rantını yiyor.

Hastalık eski yani.

Genel kategorisine gönderildi