Kazanmak

Adam emrindeki görevliyi çağırıp, “şu bizim oğlan için her şeyi yaptım, dershaneye gönderdim, özel hoca tuttum, kazansa altına son model bir otomobil çekeceğimi söyledim, ama haylaz üniversiteyi kazanamadı” dese. Sonra da “şöyle bir bakınıver de bana iyi bir bölümü kazanmış, hatta tercihan bitirmiş, aklı başında birini bul da onu oğlum yapayım” diye eklese. “Maliyetini düşünme, fiyatı neyse öderiz” filan diye de sırtını sıvazlasa.

“Yok artık” diye mi geçti aklınızdan.

Madalyaya kilitlenmiş akıllar böyle çalışıyor ama…

***

Genç kızı gördünüz mü? Hatalı çıkış yaptığı için yarışamadan elendikten sonraki halini… Kendini kaybetmişti yavrucak. Dağılmıştı. Herkesten özür dileyip duruyordu. Spor Bakanlığı koltuğunu işgal eden Mr. Spockvari zattan da…

Bir sporcunun, başarısız olduğu için spor bakanından özür dilemesi herhalde bir ilktir. Mesela İsveçli veya İtalyan sporculardan böyle bir şey beklemezsiniz. Aslında Cezayirli veya Kübalı birinden de beklemezsiniz. Olsa olsa, Kuzey Koreli bir sporcu böyle dağılsa yadırgamazsınız. (Böyle yazdım ama, yarın Kuzey Kore temsilciliğinden “siz bizim devletimizi ne zannediyorsunuz” diye bir fırça yesem, şaşırmam yani.)

Hal buysa, demek ki, kabinenin fiyakalı delikanlısının “ne yaptık biz” diye düşünmesini gerektiren bir şeyler var. Ama tahmin etmek zor değil, o da bunların yerine, madalya sayısının azlığının hesabını nasıl vereceğini düşünüyordur. Koltuk, ilk kabine revizyonunda tehlikeye girer mi, girer.

Tırnak ucu kadar vicdanı olsa insanın, “ne oluyor yahu” diye bir duraksar. Ezberlenmiş metinleri spiker diksiyonuyla, kusursuz bir robot gibi tekrarlayan sesinde bir titreme olur. Suratındaki kasların biri olsun kontrol dışına çıkar, titrer. Filan.

O kızcağız, kim bilir ne kadar emeğin sonunda olimpiyatlarda yarışmaya hak kazandığında kim bilir ne hayaller kurmuştu. Belki, en uçuk hayallerinde madalya filan da vardı ama madalya olmasa da olurdu. Torunlarına anlatacak hatıraları olacaktı. O çocuğun bütün rüyaları kâbusa döndü. Hayatı kaydı kızcağızın. Neden?

Ölçüsüz motivasyonlar, ölçüsüz propagandalarla şirazesinden çıkarttılar Olimpiyatı da ondan. 1980’lerde Özal’ın diktiği fidanların meyvelerini bugün toplarken, istismarın, yağmanın ölçüsünü kaçırdılar —her konuda yaptıkları gibi.

***

Bir gün onlar da kaybedecekler. Kazanmaktan başka hiçbir şeye akılları ermediğinden, kullanmaya kalktıkları ama kullanışlı çıkmayan o kızcağızdan daha beter hallere düşecekler. Karıları terk edecek bunları. Çocukları adama saymayacak. Ölmek isteyecekler, ölemeyecekler.

Akla saydıkları tuhaf şeyleriyle ırzına geçtikleri bu memlekette, hayata hanidir sadece bu ümitle tutunuyorum. Ömrüm varsa, oturdukları koltuktan ibaret olan, o koltuklar için her şeylerinden vazgeçmiş, o koltuklarda oturamadıkları zaman asıllarına rücu edecek, hiçleşecek olan bu heyetin kaybettikten sonraki hallerini zevkle seyredeceğim.

Çıkar derim artık, “şöyle civar ülkeleri bir gezsinler, sizin yerinize uygun birilerini bulsunlar, kaygılanmayın, neyse fiyatı öderiz.”

Cemalettin N. TAŞCI