CHP ve İyi Parti

7 Haziran öncesi, AKP kurucularından, uzunca bir süre vekillik yapmış bir arkadaşım aradı, görüşmek istedi. Buluştuk. Oradan buradan konuşurken, o günlerin gündeminin en sıcak mevzuuna gelmemiz fazla sürmedi. HDP barajı aşabilir miydi? “Çok ihtimal vermiyorum ama MHP ile HDP arasındaki kararsızlar HDP’ye yönelirse aşabilir diye düşünüyorum” dedim. “Hah,” dedi, “asıl derdim buydu. Araştırmalarda HDP ile MHP arasında kararsız kaldığı iddia edilen, yüzde 2’ye yakın bir kesim görünüyor. Böyle manasız şey olur mu diye düşündüm. Onca yıl kamuoyu araştırmaları yaptın, sana sorayım dedim.”

Olur.

HDP ile MHP arasında kararsız kalınabileceği gibi, AKP ile CHP arasında da kararsız kalınabilir mesela. Çünkü herkesin karar uzayı sizinki ile aynı değil. Aslında kimsenin karar uzayı kimseninki ile aynı değil.

Yukarıda anlattığım hikâyeyi neden hatırladım? Ruşen Çakır Medyascope’da bir analiz yapmış ve… Eğer doğru anladıysam, CHP’den İyi Partiye kayan oyların seçimin topografyasını değiştirmeyeceğini tespit ettikten sonra, iki aktörün bir biçimde bir ortaklığa gitmesi gerektiğini ima etmiş.

***

Önce biraz teori. Teoriyi okurken, aklınıza AKP, CHP, İyi Parti filan getirmemeye çalışın.

Markete gittiniz, alışverişin önemli bir bölümünü tamamladınız. Et reyonu ile balık reyonu arasında kaldınız. Bir tercih yapacaksınız. Yapacağınız tercihi etkileyecek sayısız faktör var. Balık reyonundaki balıkların göz dolduruculuğu bunlardan biri mesela. En son ne vakit balık yediğiniz de öyle… Balıkla birlikte olmazsa olmaz diye düşündüğünüz bir şey varsa, onun o anda satın alınabilir olup olmadığı da bir başka faktör. Ve böyle bir yığın şey. Evdekilerin neyi tercih edecekleri konusundaki —çok da emin olamadığınız— tahminler ve saire…

Mesele şu ki, belli belirsiz ağırlıklandırarak tercihinizi yaptınız ve diyelim et almaya karar verdiniz. Tam o anda, henüz tercihinizi hayata geçirmeden size üçüncü bir seçenek sunarsam. Mesela makarna… Alakasız bir seçenek, asla tercih etmeyeceğiniz bir şey. Tercihiniz birden balıktan yana dönebilir. Karar süreçlerinin böyle, düzayak bakıldığında tamamen manasız görünen bir karmaşıklığı var. Ve bu karmaşıklığı ölçüp tespit eden sayısız araştırma…

Makarna seçeneğinin masaya konması, çoktandır balık yemediğiniz bilgisinin ağırlığını aniden yükseltiyor olabilir veya et ve makarnanın birbirine uyabiliyor ama balık ve makarnanın uyamıyor olması, makarna seçeneğinin sizi balığa yönlendirmesine yol açabilir. Ve saire…

Seçmenin oy verme tercihi de, kemiksiz bir karar süreci.

Ruşen Çakır diyor ki, mealen, aslen —aileden— merkez sağa mensup olup da son dönemde CHP’ye oy veriyor olanlar, İyi Parti seçeneği sebebiyle CHP’den kaçabilirler ama bu hal, AKP’de bir hasara yol açmaz. Seçmenlerin bir bölümünün net mensubiyetleri var —onlardan “aslen filanca partili” diye söz edilmesini meşru kılacak bir mensubiyet. Mesela —AKP menüde bir seçenek olarak yer aldığı sürece— yer yarılsa AKP’ye oy verecek bir 12-15’lik kesim olduğunu tahmin ediyorum. Benzer şekilde, yer yarılsa mührü altı okun altına basacak bir 7-8’lik kesim de var. İyi Partinin bugüne kadarki kariyeri itibariyle kafası karışsa da, “milliyetçi” seçeneği tercih edecek 7-8 daha var. 8-10 puan da diğerleri ve Kürtçüler için ayıralım.

Ama kalanları —yani yüzde altmıştan fazlası— sizin gibi…

Ruşen Çakır’ın akıl yürütme tarzında bir sıkıntı var yani. Delil mi istersiniz? Bugün Erdoğan’a oy veren yüzde elli nereden geldi? Neden geldi? Seçmenler ile partiler arasında bir tür mensubiyet ilişkisi kurduğunuzda açıklanması hiç mümkün olmayan bir hal AKP’nin aldığı oy.

***

Teori buraya kadar.

Pratikte, Ruşen Çakır’ın imasına katılıyorum. Yani mevcut aktörlerin hiçbiri, bugün AKP’ye oy veriyor olan seçmenin tercihini yeniden gözden geçirmesine sebep olacak bir çekim gücü oluşturmuyor. Dolayısıyla bahse konu olan aktörlerin kendi aralarındaki alışverişlerin neticeyi değiştirecek bir manası yok. Ne CHP ve ne de İyi Parti, AKP ve HDP seçmeninin aklını çelebilecek bir alternatif olarak görünmüyor. Kafası karışanlar MHP ve CHP seçmenleri. Dolayısıyla, bundan önceki seçimde CHP ve MHP’nin aldıkları oy, bu defa üç parti arasında yeniden paylaşılacak gibi görünüyor —şimdilik.

Ruşen Çakır’a katılmadığım nokta şu ki bu hal, CHP ve İyi Partinin bir koordinasyon sağlamasıyla hiç değişmez. Eğer halin değişme ihtimali varsa, aksine, CHP ile İyi Parti arasında bir tür ölüm-kalım savaşı ortaya çıkarsa var.

Hikâyenin özeti, hem CHP’nin ve hem de İyi Parti’nin hayatta kalma stratejilerinin, “milletin AKP’den bıkması” üzerine kurulmuş olması. Kendileri bir çekim alanı yaratmak için bir çaba sergilemiyorlar, statükoyu koruyup AKP’nin ittiği kesimler için bir sığınak olmayı hayal ediyorlar. Ama hayatın o kadar kolay olmadığını görüp birbirlerine savaş açarlarsa, bir ihtimal, çekim alanı oluşturmaları gerektiğini idrak etmiş gibi davranabilirler. O davranış değişikliğinin de bir neticesi olur.

Böyle şeyler olur mu? Zor görünüyor. Çünkü herkes, bildiği aritmetikle, partiler ile seçmenler arasında bir mensubiyet ilişkisi olduğunu varsayarak, parçaları toplama derdinde. Zannediyorum ki, seçime kadar da bu aritmetik bilgisi tayin edici olmayı sürdürecek.

Hâlbuki tecrübeler mütemadiyen tersini söylüyor. Erdoğan AKP ile birlikte, her defasında, seçmenin seçeneklerini ikiye indirme çabası sergiledi. Bunu başarabildiği ölçüde de oylarını artırarak geldi. Masaya servis edebileceği yegâne şey makarna idi ve seçmene durmaksızın makarna ile muhtelif çikolata markaları arasında seçim yapıyor olduğu duygusunu verdi. Çikolatayı seviyor olabilirsiniz ama durmadan çikolata yiyerek yaşayamayacağınızı da bilirsiniz. Eğer Erdoğan’ın “hepsi de çikolata” dediklerinden biri “yok ben pirincim” diyebilseydi… Sadece Erdoğan’ın ötekileştirdiği yüzde 50’deki payını artırmakla kalmayacaktı, makarnadan bıkmış olan yüzde 50’den de önemli bir pay alabilecekti.

Bu gözle CHP’ye bakın. Atatürk’ün neferleri olmaktan Atatürk’ün yoldaşları olmaya bile bir türlü geçemeyen CHP’nin çekim alanı neden genişlesin?

Bu gözle İyi Partiye bakın. MHP’nin mirasını Bahçeli’den daha çok hak ettiğinden gayrı bir derdi olmayan İyi Parti, neden MHP’nin 1 Kasım’da aldığından daha yüksek bir oy alsın?

Hâlbuki bize, Atatürkçülükten ve PKK düşmanlığından daha fazlası lazım. Atatürkçülükten veya PKK düşmanlığından vaz geçmek lazım gelmiyor ama yanına bir şeyler eklenmiş olması veya bunların yeniden yorumlanmış olması gerekiyor.

Filan.

Neyse, fazla ileri gittim. Daha önce, AKP seçmeninin AKP’ye mensup olmadığı, AKP’nin bir yığın şeyinden müşteki olduğu, bambaşka tercihlerde bulunmasının imkan dâhilinde olduğu, seçmen tercihi hakkındaki varsayımların tamamen safsata olduğu filan gibi hususları anlamış olmak gerekiyor ki, Atatürkçülüğü nasıl yorumlarsak ne olur filan gibi hususları tartışalım.

Eh, anlaşılması gerektiğini söylediğim şeylerin anlaşılması pek de muhtemel görünmüyor ve neticede Erdoğan’ın istediğini, Erdoğan’ın düşmanları yapacak. Memleketi iki seçenekli bir seçime götürecekler. Erdoğan’ın oynamayı bildiği biricik oyunu oynayacaklar.

Sonra da hep birlikte millete sövüp sayarız yine…