İki Kurşun

24 Haziran sandık sonuçları hakkında daha net konuşamıyor olmamın esas sebebi kamuoyu araştırmalarının güvenilmezliği, Erdoğan’ın şapkasında nasıl bir tavşan olduğu ve saire değil. Esas sebep, aynı anda iki ayrı sandıkta oy kullanılacak olması…

Şöyle söyleyeyim: 24 Haziranda eğer —diğer her şey aynı kalmak kaydıyla, yani mevcut aktörlerin mevcut performansları sergilemesi halinde— sadece parlamento seçimi yapılsaydı, AKP’nin yüzde 40’ın altına düşmeyeceğine bahse girebilirdim. Eğer sadece Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılsaydı, Erdoğan’ın yüzde 45’in gerisinde kalmayacağına…

Şimdi durum farklı.

1999’da genel ve mahalli seçimler bir arada yapıldı. Seçmen Milletvekilliği, Büyükşehir Belediye Başkanlığı, İlçe Belediye Başkanlığı, İlçe Belediye Meclisi, İl Genel Meclisi ve muhtarlık için ayrı ayrı oy kullandı. Bazı salonlarda, iki ayrı sandık arasında yüzde 25’e varan farklar ortaya çıktı. Yani mesela bir salonda ANAP ilçe Belediye Başkanlığında aldığı oyun ancak dörtte üçünü İl Genel Meclisinde aldı, filan. Çok şaşırmıştım. Ahali İl Genel Meclisi ve/veya Belediye Meclisi üyeliği adaylarını nereden tanıyor ki diye düşünmüştüm.

Bu seçimde de benzer farklara hazır olmak gerektiğini düşünüyorum.

En yaygın dile getirileni biliyorsunuz, barajı aşması için Parlamento seçiminde HDP’ye ve Erdoğan’ın karşısında da Cumhurbaşkanlığı için İnce’ye oy vermeyi düşünen metropol seçmeninden haberiniz var. Ama meselenin bununla sınırlı olmadığını düşünüyorum.

Mesela Ahmet bey, Cumhurbaşkanlığı sandığında Erdoğan’a oy verip çıktıktan sonra, Parlamento seçiminde AKP’ye oy vermemek için bir bahaneye sahip olacak. “Üstüme düşeni yaptım, şimdi gönlümü ısıtana oy verebilirim” diye düşünecek. Diyelim MHP’ye veya SP’ye oy verebilecek. Hatta İyi Partiye… Veya Parlamento seçiminde MHP’ye oy veren bir seçmen, Cumhurbaşkanlığı sandığında Akşener’e oy verebilecek. Sıkça karşılaşılacak hallerden biri, muhtemelen, Parlamento seçiminde İyi Partiye, Cumhurbaşkanlığı sandığında ise İnce’ye oy vermek olacak.

Dikkate taşımak istediğim esas husus, seçmenin psikolojik olarak gevşeme imkânına sahip olması. Tabancanızda tek kurşun olması ile iki kurşun olması arasındaki ruh durumu farkının, sandık neticeleri üzerinde, zannedildiğinden çok daha müessir olacağını düşünüyorum. Mesele şu ki, bu tesirin nerede, kimin lehine olacağını tahmin edemiyorum.

***

Tahmin edemiyorum, çünkü 99’da bu hale şahit olmuş olsam da nasıl çalıştığını, kimde nasıl işlediğini ölçmüş, analiz etmiş olmadığımdan, bir manada ilk defa karşılaştığım bir durum. Teorik olarak çıkarımlarda bulunabilirim ama pratikte benim aklıma gelmeyen bin tane faktör işe karışabilir.

Teorik olarak baktığımda gördüğüm tablo şöyle…

2007’den bu yana bütün seçimler vatandaşı “tek kurşunun var, vurdun vurdun, yoksa hepimizi parçalayacaklar” duygusuyla harekete geçiren AKP ve Erdoğan, bu durumdan en çok zarar görecek aktörler olmalı gibi geliyor bana. Dolayısıyla AKP yüzde 30’un, Erdoğan yüzde 35’in bir hayli altına düşerse, şaşırmam.

Demirtaş HDP’nin 3-4 puan gerisinde kalırsa, yine şaşırmam. İnce CHP’den 6-7 puan fazla alırsa da…

Sahadan gelen veri öyle bir işaret taşımıyor olsa da, SP’nin 5-6 puanı aşması için uygun şartlar oluşmuş gibi görünüyor benim teorik akıl yürütmeme göre… AKP’nin Erdoğan’ın 8-10 puan gerisine düşmesi ve bu pastadan büyük dilimin MHP’ye gitmesi —kalanının İyi Parti ile SP arasında paylaşılması— da beni şaşırtmayacak.

***

Bu noktada Akşener ve İyi Parti’ye ayrı bir paragraf açmak uygun olur.

Akşener’e uygulanan karartmanın kendisinin aleyhine olmayabileceğini düşünüyorum. 99’da herkes gürültü yaparken en sessiz kalan iki parti DSP ve MHP idi. Biri birinci, diğeri ikinci oldu.

Akşener, CHP’nin adayı açıklanana kadar, özellikle kıyılardaki demokrat kökenli, AKP karşıtlığı sebebiyle CHP’ye oy veregelmiş seçmenin oyunu almış görünüyordu. Partisi ise bariz bir biçimde MHP’nin “yerine” oynuyordu. İnce’nin adaylığı açıklandığında, Cumhurbaşkanlığı hususunda Akşener’e yönelmiş olanların büyük bölümü İnce’ye döndü. Parlamento seçiminde de CHP’ye… Ancak İnce’ye dönenler, CHP’ye dönenlerden 2-3 puan daha fazla…

Kişisel kanaatimce Akşener sadece karartmaya maruz kalıp mağdur olduğundan değil, sakin bir “devlet aklı” olarak temayüz ettiğinden, oylarını artırıyor. Kendi hesabıma Akşener’in en büyük kamburu olan kafatasçılar, bariz bir biçimde gölgede kaldılar. Akşener esas oyuncu olarak sahneye hâkim oldu. Bu hal devam edecek olursa Akşener’in de, partisinin de oyları seçime kadar artmayı sürdürebilir. AKP’den ve Erdoğan’dan “kaçmak” isteyenler için Akşener ve partisi güvenilir bir liman olarak algılanabilir.

Partinin aklına göre biçim alan değil de partiye kendi aklını dayatan bir Akşener, kanaatim odur ki, bu seçimin Türkiye adına —Karamollaoğlu ile birlikte— en önemli kazancı olur. İnce için aynı şeyi söyleyemem mesela… İnce, öyle görünüyor ki, tek gösterilik bir oyunun yıldızı olarak kayıp geçecek ama 24 Haziran sonrasındaki Türkiye’de Akşener ve Karamollaoğlu yeni şekillenecek oyunun önemli oyuncuları olmayı sürdürebilirler.

***

Son olarak, gelelim HDP’ye…

Kimse kıyamıyor —ve neden kıyamıyor olduklarını anlamak da zor değil— ve dile getirmiyor ama Demirtaş’ın performansı, bence, son derece hayal kırıcı. Mizaha ihtiyacımız var, tamam. Ama ölçü kaçınca, ağırlık da ortadan kalkıyor. Böyle konuşacağına sessiz kalan bir Demirtaş, bence, 24 Haziran sonrasında ortaya çıkabilecek zeminde daha çok iş görürdü.

Partinin mevcut eşbaşkanlarını değerlendirmeye çalışmak bile bence kelime israfı.

Ama, Ahmet Şık ve —eğer Ankara cangılından çıkmayı başarabilirse— Veli Saçılık başta olmak üzere, parti Türkiye’ye yeni aktörler hediye edebilir gibi görünüyor. Kurumsal pozisyonunun 24 Haziran sonrasına dair en iyimser senaryolarda bile ne kadar vazgeçilmez olduğunu söylemeye ise herhalde ihtiyaç yok.

Gördüğünüz gibi, ben 24 Haziran “sonrasını” düşünmeye başladım bile (burada bir gülümseyen yüz olacak)…