Dua Edelim

Bildiğiniz gibi dün öğleye doğru, TL fena halde çöktü.

Erdoğan çetesi, her vakit olduğu gibi, reislerini hedef alan hayali şeytanlardan söz ettiler. Sonra Merkez Bankası faizi artırdı ve… Lira gün boyunca olağanüstü bir hızla kaybettiklerinden daha çoğunu bir saat içinde telafi etti. Sadece bir saat içinde… Kaybı, herhangi bir “normal” piyasada dudak uçuklatacak kadar hızlıydı, telafi hızı ise ondan da çok daha yüksekti.

Bunlar küresel çağın şeytanları, faizden fena halde ürküyorlar besbelli.

(Zamane şeytanları, ilaveten, pek aptallar. 15 Temmuz’da darbe yapacaklar mesela, 13 veya 14 Temmuz’da liraya suikast yapmayı akıl edemiyorlar. Veya tam da Afrin’e girilmişken… İyi ki siz, ben, sıradan akıllarımızla Reis’i devirmeyi kafamıza koymuş değiliz yani. İki teşebbüsü üst üste koysak, Reis o saat gidecek anlaşılan.)

***

Beni bilenler bilir, deterministik açıklamalara pabuç bırakmam. “Artır faizi kur düşsün” türü çizgisel reçetelere itibar etmem —âlemin öyle çizgisel reçetelerle açıklanabilir olmadığını prensip olarak kabul etmişim bir defa. Zaten liranın akşam saatlerindeki seyrinin uzun vadeli ve kalıcı olacağını da zannetmiyorum.

Ama…

Yangına akşam saatlerinde dökülen suya kaynak olan “iktisadi aklın” kalıcı ve kararlı bir biçimde istihdam edilmesiyle, liranın makul bir seyir izleyebileceğine bir itirazım yok. Aksine, zaten iktisadın karmaşıklığını hesaba katan bir aklın zaruri olduğunu düşünüyorum. Yani Aydınlanmacı akıllara itiraz ediyor olmam, akla itiraz ediyor olduğum manasına gelmiyor.

Yani?

Yanisi şu ki, ekonomik taarruzlara, “âlem Reise karşı”lara, Reise tuzak kuran şeytanlara inanmam. Türk lirası, Reis ve tayfasının ahmaklıkları yüzünden çöktü. Reis ve tayfası akıllanmayacaklarını defaatle ispatladıkları için, zerre kadar şüphem yok ki, tez zamanda mevzuu şeytanlarla açıklamaya rücu edecekler ve lira yine tepetaklak gidecektir. İstikrarlarına, ahmaklıkta ayak diremekteki kararlılıklarına itimadım tam.

***

İki meselemiz var.

Birincisi…

Bir ülkenin para biriminin yarım saat içinde yüzde üç civarında değer kaybetmesi, dehşet verici bir şey. Ama daha dehşet verici olanı, izleyen on dakika içinde bu kaybın yarısını telafi etmesi, sonra yine kaybetmesi, yine telafi etmesi… Yani kayıp bir bela ama oynaklık, kayıptan da daha büyük bir bela. Tansiyon gibi düşünün, yüksek olması kötü, düşük olması kötü ama hiçbiri oynak bir tansiyonun verdiği hasarı veremez.

Ve lira, muhtemelen tarihinin en oynak saatlerini geçirirken, kendilerinden “müdahale” beklenen zevat, kafataslarının içindeki o tuhaf dokudan neşet eden zırvaları laf niyetine ortama boca etmekle meşguldüler. Evet, öyle yaptılar. Türkiye’de milyonlarca kişinin canını fena halde yakan işler olurken, onları önlemekle vazifeli olanlar, “ekonomik taarruz” filan gibi manasız “açıklama”larla iştigal ediyorlardı.

Akşam saatlerinde gördük ki, müdahale edilse pekâlâ kontrol altına alınabilecek bir hal varmış ortada. Yani hem ahmak, hem cahil, hem yalancı ve arsızlar. Tekrarlayayım, ahmaklar, cahiller, yalancılar ve arsızlar.

Ve gündüz vakti şeytanlardan söz edenler, muhtemelen akşam vakti çıkıp, yüzleri zerre kadar kızarmadan, “yahu biz gündüz şöyle demiştik, henüz kimse unutmamıştır” demeden, “yahu bize sorarlar ‘madem niye gündüz müdahale etmediniz’ diye” demeden, “gördünüz işte, ekonomi kontrolümüz altında, dolar çıkar biz indiririz” filan mealinde afra tafra yapmışlardır.

Türkiye Türkiye olalı, hatta 28 Şubat’ta bile, bu heyet kadar vasıfsızını, adisini ve pişkinini görmedi. Aslını ararsanız, Bekir Bozdağ, Yiğit Bulut ve saire gibilerini zaten aynı takımda bir araya getirmek, bin yılda bir ancak başarılabilir. Memlekette bu çapsızlıkta bir bu kadar daha mahlûk olduğunu zannetmiyorum. Eşsiz bir koleksiyon bu, benzersiz bir takım. Memleket sathına yayılmış bütün nadide parçalar titiz bir çalışmayla toplanarak bir tek çatı altında bir araya getirilmiş halde.

***

İkinci mesele ise şu: Şimdi bu ahmak, cahil, yalancı ve arsızların karşı cenahtaki muadilleri kendi şeytanlarını imal edecekler —muhtemelen etmişlerdir bile. “Birileri liranın düşüş ve çıkışından malı götürdü, malı götürmek için ‘kasten’ müdahale etmediler, sonra da müdahale edip olayı yatıştırdılar” mealinde…

Öyle şeyler oldu mu bu memlekette? Oldu. Dün de olmuş olabilir mi? Olabilir. Ama olduğunu zannetmiyorum. Ve esas mühim olanı şu ki, böyle şeytani tezgâhlara ihtiyaç yok dün yaşanan zırvalıkların yaşanması için. Dün yaşananları açıklamak için şeytanlıklara, kötü niyetlere filan lüzum yok. Ahmaklık, cehalet, yalancılık ve arsızlık, olmuş olan her şeyi açıklamak için kâfi. Ve işbu nebatattan da AKP mutfağında mebzul miktarda var. Dünkü berbat aşı kotarmak için ilave olarak şeytanlara, şeytanlıklara lüzum yok.

***

Başa döneyim.

Deterministik bir iktisat kavrayışına itibar etmem. Basit sebep-netice zincirleriyle kurun serencamının açıklanması bana hiç uymaz. Düz akılların ve klişelerin hiçbir alanda işe yaradığına inanmam ama iktisatta işe yaradığına hiç inanmam. Lakin —neyin işe yarayacağı hususunda tereddütlerim olsa da— “vatan, millet, Sakarya” nidalarıyla dolar yakmakların, toplu halde dolar bozdurmakların filan işe yaramayacağını temin ederim. “Şeytanlar, Reise taarruz ediyorlar” filan gibi zırvalıklar, bu lafları edenlerin —ve hemen herkesin— zannettiğinin aksine, dönüp dolaşıp reislerine oy verecek olanlar için bile inandırıcı değil.

Ben aslında daha “yaratıcı” hamleler bekliyordum. Mesela bu gece bütün ülkede teravih namazından sonra, “ümmetin yegâne umudu olan Türkiye’nin lirasını sen koru ya Rab, lira sana emanet, onu kâfirin doları karşısında muzaffer eyle” türünden dualar etmek filan gibi… Malum, mübarek aydayız, Allah müminin duasını karşılıksız bırakmaz.

Yapıyorlar mı? Yapmıyorlar. Neden? Çoğu AKP’ye ve Erdoğan’a oy verecek olan o teravih cemaati duaya, duanın gücüne inanıyor mu? İnanıyor. Birbirlerine dua ediyorlar mı? Ediyorlar. Ramazan’ın bereketine, Allah’ın kendilerini Ramazan ayında her zamankinden daha çok gözettiğine inanıyorlar mı? İnanıyorlar. Erdoğan ve çetesi o insanları tanıyorlar ve onlar da biliyorlar bunları.

Ama…

O cemaat bile biliyor ki dua, kurun yükselişiyle mücadele etmek için manalı bir enstrüman değil. Bu savaşta o silaha güvenemezsiniz. Hadi dua edelim yine ama… Siz de üstünüze düşeni yapsanız…

Neticeten, o cemaati meydana getirenler, çocukları hasta olduğunda üfürükçüye değil, hekime götürüyorlar. Tamam mı? Anlaşıldı mı? O ahaliye sallarken dilinizi ısırın yani. Kusur ahalide değil. Bana kalırsa çocuğu değil de kendisi hasta olduğunda okutup üfletmeyi tercih edenlerin oranı 2002’ye kıyasla artmıştır. Çok manalı bir orana ulaşamasa da… Ama o artış, ahalinin kusurlarını değil Erdoğan’ın rakiplerinin kusurlarını, yetersizliklerini sergiler. Demek ki ahali değişebilirmiş. Onlarca yılda üfürükçüden hekime doğru bir yolda yol alırken şimdi ters istikamette bir akış başlamışsa, birilerinin ikna edebildiği insanları siz edememişsiniz demektir. Üstelik hikâyeniz daha ikna edici olduğu halde… Kusuru kendinizde arayın.

Genel kategorisine gönderildi