Kutup Yıldızları, Cennet ve Gemi

Oya Baydar kendisinin ve akranlarının NATO’ya —dolayısıyla ABD emperyalizmine— karşı kahramanca mücadelesini hatırlatmış.

Ben de kendi hatırladıklarımı hatırlatayım. Ama önce, hayatımın bütün dönemlerinde şiddetli bir ABD karşıtı olduğumu hatırlatayım. Baydar ve onun gibilerden farkım, hayatımın herhangi bir döneminde, SSCB’nin ve/veya Çin’in ABD’den daha iyi olduğunu düşünmemiş olmam.

Adlarında sosyalizm geçiyor diye, Sovyet veya Çin emperyalizmlerinin, faşizmlerinin meşru görülmesini hiçbir vakit anlamadım. Sosyalizm eğer SSCB ve periferisinde, Çin’de tatbik edilen şey idiyse, şiddetle muarızdım. Değildiyse, kendilerine sosyalist diyenlerin ne demeye bu iki devasa faşist örgütlenmelerden birinin değirmenine su taşımaya bu kadar hevesli olduklarını anlamadım.

“Anlamadım” dedimse, o kadar da değil.

Baydargiller, Aydınlanmacı akıllarıyla, dünyayı kendilerinin, kendileri gibi olanların tanzim etmesinin gerekli olduğundan şüphe etmeyen, küstah, müstekbir bir zevattı. Demokrat filan değillerdi. Hiç olmadılar. Âlemin sırrını çözdüklerini varsayıyorlardı. Bizim gibi böceklerin asla idrak edemeyecekleri esrarı… Dünya, aşikâr bir biçimde, o faşizmlerin götüreceği yere gidiyordu. Birkaç nesil acı çekilebilirdi ama sonrası… Cennet.

Filan.

Eh, Sovyet faşizminden geriye kalanın halini görüyoruz. Propaganda makinesi inşaat projesi hakkında ne yalanlar uydurmuşsa uydurmuş olsun, yıkım tamamlanmış, etraf harabeye dönmüş ama herhangi bir dişe dokunur şey inşa edilememişti. Edilemezdi. Türkiye’ye Baydargiller vaziyet etse ülke ne halde olacak idiyse, Romanya, Bulgaristan, Polonya, Gürcistan, Azerbaycan filan o halde oldular.

Ama hâlâ bir afra, bir tafra. Hâlâ bir kendilerine üstünlük çıkarma hevesi… Kendi talep ettikleri emperyalizm gerçekleşmedi diye yapıp ettiklerinden ABD emperyalizmi karşıtlığı çıkarıp payelenme telaşı…

Yanıldınız Oya hanım. Yanılmak insan için. Yanılmakta bir tuhaflık yok. Utanılacak bir şey de… Ama o NATO’ya karşı direnişlerin demokrat hassasiyetlerden kaynaklandığı filan gibi imalar… Bence utanılacak bir hal.

***

Batı Almanya ABD işgali altındaydı. Doğu Almanya ise güya bağımsız, sanki kendi iradesiyle Varşova Paktına dâhil olmuş bir ülke… İki ülkenin iktisadi performanslarını filan mukayese etmeyeceğim, serin olun. Neticede Batı Almanya’dan Doğu’ya kaçmaya çalışan neredeyse kimse olmadı. Ama Doğu’dan Batı’ya kaçmaya çalışırken telef olanlardan bir şehir kurulur.

Onu da geçelim.

Hangi taraftakiler kendi istikballeri hakkında söz sahibi oldukları inancına daha çok sahipti? Hangi taraftakiler kendi istikballerini tayin etmekte daha çok güç sahibi idiler? 1950’lerden itibaren NATO karşıtı hareketlere gönüllü yazılanlara kalırsa, bütün Batıdakiler ahmaktı, Doğu’daki cennete kaçmak için çaba harcamadıklarına göre… Doğu’dan kaçmaya çalışanlar da satılmış ahmaklardı. Baydargiller, o insanlardan daha iyi biliyorlardı, neyin doğru olduğunu…

Ve hâlâ daha iyi biliyorlar —mesela benim için neyin iyi olduğunu benden daha iyi biliyorlar. İnsanın bu kibir, bu aşırı kendine güven, bu şaşmaz iman karşısında dili tutuluyor.

Neyse… Esas meselem bu değil.

Dünyanın her yerinde Baydargiller de var, Karagülgiller de… Daha ne tür deliler var her yerde. Okumuş yazmış, iş yerinde arkadaşınız olsa mutlu olabileceğiniz adamlar ve kadınlar, bir manyağın direktifiyle toplu olarak intihar edebiliyor mesela. Öte yanda, işte görüyorsunuz, dünyanın düz olduğuna inanabilmek için eldeki malumata kırk takla attırmaya üşenmeyen bir yığın insan da yaşıyor, dünyanın dört bir yanında. Makbul bir okuldan diploma aldı, iki üç kitap okudu diye memleketteki herkes için neyin iyi olduğunu o insanların her birinden daha iyi bildiğini zannedenler varmış, çok mu?

Meselemiz şuydu: Devlet, keyfine göre, ahalinin içindeki meczup gruplarının birinin sesini kısıyor, ötekinin sesini açıyordu. Sonra sesini açtıklarının sesini kısıyor, ötekilere yol veriyordu, filan. Aha bu Baydargiller mütemadiyen bir mahrumiyet hikâyesi yazıyorlar, nasıl zulme uğradıklarını anlatıp duruyorlar ya, esasen üniversitelerinden medyasına, sinemasından edebiyatına kadar hemen her alanda hâkim unsur idiler. Makbul vatandaştılar yani. Arada bir, aralarından bir kaçı kurban niyetine sunağa yatırılıyordu ama doğru, onların tekelindeydi.

Şimdi, sadece Türkiye’de değil dünyanın hemen yerinde, Karagülgiller de imkân kazandılar. Yani öteki uçtaki meczuplar. Aynı cehaletle, o cehalet sayesinde ancak mümkün olan aynı inanmışlıkla, dünyayı tanzim etmeye teşebbüs ediyorlar.

Benim açımdan net bakiye belli. Referansını toplumdan almayan her kavramlaştırma faşizmdir. Oya hanımın kendisini adadığı faşizm ile Karagül’ün nefer yazıldığı çetenin memlekette tatbik ediyor olduğu faşizm arasında tercih yapmak zorunda değilim. Etiketinde sosyalizm yazması da İslam yazması da faşizmi faşizm olmaktan çıkarmaz.

Cennete giden bir geminin dümeninde olduğu vehmiyle hülyalı gözlerini kutup yıldızına dikmiş meczupların hangisi dümende olursa olsun, gemi tez zamanda bir buz dağına çarpıp batar. Mesele gemide bir yığın meczup olmasında değil, dümende meczupların biri değilse diğerinin olmasında.

Cennet yok. Kutup yıldızlarının tamamı muhayyel. Gemi, her daim çalkantılı bir denizde. Bir limana varıp varamayacağı meçhul. Mesele de zaten bir limana varmak değil, suyun üstünde kalmak. Hepsi bu.