Aylar: Haziran 2009

İntihar Etmeyin, Bir İşe Yarayın

Yanlış hatırlamıyorsam Latif Demirci’nin Gırgır’da yayınlanan bir karikatürü vardı. Demirci’nin budala çizgi karakteri masanın altına girmiş sufle ediyor, Doğramacı da bir gazeteciye Elektrik İdaresini Elektrik Mühendisliğine bağladığını filan açıklıyordu. Sadece Doğramacı’yı gören gazeteci, not tutarken bir yandan da hayranlığını “Uy anam ne akıllar” diyerek gösteriyordu. Yıllar geçti, ben Doğramacı aklını andıran akıllara her şahit olduğumda

Takvim, İhtilal ve Kandil

Bütün günlerin malzemesi aynı. Her biri dünyanın kendi ekseni etrafında bir devrinden mamul. Ama 21 Mart ve 21 Aralık günlerinin, hatta 21 Haziran ve 21 Eylül’ün diğerlerinin arasından sıyrılıp imtiyazlı bir yere sahip olmalarında anlaşılmaz bir şey de yok. İnsanoğlunun bu dört güne diğerlerinden farklı manalar yüklemeye erkenden başladığı anlaşılıyor. Ya sonrası? Cumartesilerin, Pazarların veya

Boynuz Kulağı Geçemezse

Ünlü fizikçilerin hemen hepsinin hatıratında benzer bir anekdot var. Büyük heveslerle kaydoldukları anlı şanlı Fizik Bölümlerinde kendilerine, “Yanlış bölüm seçmişsiniz, fizik alanında yapılacak kayda değer bir iş kalmadı, kalan iş hamaliyeden ibaret” diyen biri mutlaka olmuş. 20. Yüzyılın başlarında da benzer bir ruh durumu hâkimdi. Fiziğin neredeyse tamamlandığı düşünülüyordu. Açıklanamayan birkaç fenomenden birini açıklamak amacıyla

İran’a Bakarken

Annemin Farah için gözyaşı döktüğüne şahit olduğumda, çok şaşırmıştım. Kendisi beş çocuğunun önüne koymak için haftada bir 250 gram kıyma bulamazken, Farah’ın tacını ve mücevherlerini kaybetmesine kahırlanıyordu. Annem elbette yalnız değildi. Türlü çeşitli sosyal kesimlere mensup, çok farklı dünya görüşlerine sahip olan komşuları ve ahbapları ile hep birlikte yas tutuyorlardı. Annemin ve arkadaşlarının tutumunu tuhaf

Bir ÖSS Daha Geçti

“Bir El Nino daha geçti” kıvamındaki tahlil ve yorumlarla, bir ÖSS daha geçti. Daha önce de oluyor muydu hatırlayamadım, bu defa çocukları haylazlığa davet edenler oldu: “Perişan oldunuz çocuklar. Yıllardır hayata dair her şeyle irtibatınız kesikti. Ama geçti. Haziran’ın ilk yarısı bitiyor. ÖSS mevsimi geçti geçecek. Şimdi komşunun bahçesinden erik çalma vaktidir.” Erik sevmem. Dolayısıyla

ÖSYM’nin İşi

ÖSYM müthiş bir iş yapıyor. Neredeyse her galibiyetin şaibeli, her ihalenin danışıklı, her başarının iltimas eseri olarak görüldüğü bir toplumda, yıllardır, neredeyse hiçbir sızıntıya meydan vermeden, kimlerin, hangi üniversitenin hangi bölümüne yerleşeceğine karar veriyor. Neredeyse her otoritenin her kararının tartışıldığı bir toplumda, ÖSYM’nin kararlarına itiraz etmek kimsenin aklına bile gelmiyor. ÖSYM işini etkileyici bir performansla

ÖSS mi, PKK mı?

Belki basketbol oynayacaktı. Haftanın en az üç günü okul takımının idmanlarında ter dökerken vücudunun kimyası değişecek, fiziksel ve ruhsal olumsuzluklara karşı direnç kazanacaktı. Kocaman bir topu yüksekteki küçücük bir çemberden geçirebilmek için çabalarken, adaleleri, başka alanlarda da işine yarayacak olan bir yığın beceri biriktirecekti. Hafta sonunda aynı takımda yer alacağı arkadaşları ile her idman günü,

Çevre Hakkında Söylenmemiş Her Şey

Kordonboyu’nda bir akşamüstü. Eski dostlar oturmuş, Kordonboyu boyunca denizi doldurup araç trafiğini hızlandırmayı akıl eden akıllar hakkında fikir teatisinde bulunmaktayız. Çoğumuz Kolej mezunu. Benden birkaç sonraki bir dönemden olduğunu anladığım biri geldi, gruba katıldı. Kısa birkaç hamleden sonra, Kordonboyu’na müdahale eden zihniyeti insan türünün tümüne teşmil ederek, “İnsanlığın bir yılda tükettiği miktarı doğa bir yılda

Kuralları Değiştirmek, İnsanları Değiştirmek

Yine futboldan bir misal vereceğim, ama derdim futbol değil. Türkiye’de maç başına atılan gol oranı yıllar boyunca istikrarlı bir biçimde düşmüş, neticede 1986-87 sezonunda ligde yapılan her üç maçtan ikisi ya 0-0 veya 1-0 bitmişti. Futbolda, bilenler bilir, maharet isteyen şey gol atmaktır. Dolayısıyla düşük gol ortalaması düşük maharet seviyesi manasına gelir. Neden Türkiye’de maharet