Ay: Ağustos 2009

Etrak-ı Biidrak

Nuray Mert geçenlerde “Ermeni meselesi, Kürt meselesi derken, diğer yandan bir Türk meselesinin giderek derinleştiğini söylemeye çalışıyorum” demiş. Nuray Hanım izin verirse, ben bir Türk meselesinin zaten hanidir ziyadesiyle derin olduğunu ilave edeceğim. Biz gençken, Osmanlı’nın Türkler için Etrak-ı biidrak dediği, Türklerin Cumhuriyet sayesinde itibar kazandığı geyiğini çok sık işitir idik. Hiç öğrenemedim, Türklere Etrak-ı

Çok mu Aptal Görünüyoruz Sayın Bakan?

…yoksa ettiğiniz laflar size sahiden akla uygun mu görünüyor? Ne manaya geliyor mesela “çevre bozulmasın diye kalkınmaktan cayalım mı” sorusu? Üçüncü köprü bizi nasıl kalkındıracak? Birincisi ne kadar kalkındırdı mesela? İkincisi ne kadar? Üçüncüsü ne kadar kalkındıracak, bilelim de “çevre mi, kalkınma mı” oylamasında reyimizi ona göre kullanalım. Sonra ne demek mesela çevrenin bozulması? Sorayım

Vicdanları Yıkama Enstitüsü

1980’lerde bilim dünyası kıpır kıpırdı. Kıpırtının kaynağı, birbirinden çok farklı alanlarda olsalar da, çok geçmeden Kaos adı altında bir arada anılmaya başlayacak olan bilimsel çalışmalardı. Kaosun tarihini yazanlardan biri, Kaosçular için sokak çocukları tabirini kullanırken, diğer bilim insanlarını koro çocukları olarak adlandırmıştı. Bu tasnif çok hoşuma gitmişti. Her Pazar günü, iyi giyimli babalarının yanında, iyi

Suçlu İmal Etme Tiryakiliği

Tam da bu kelimelerle olmasa da, ne demişti Foucault: Modernliğin tarihi, suçlu imal etme tarihidir. Çok değil otuz yıl önce, yani mesela beyin ameliyatları sırasında ameliyathanelerde sigara içilebiliyorken, gün gelip sigara içenin suçlu olacağını tahayyül edebilir miydiniz? Sigara yasağı bahane. Üzerinde konuşmaya çalıştığım şey, arkasındaki zihniyet. Nihayetinde, veririm dilekçemi, emekli olur, köşeme çekilir, sigaramı tüttürürüm.

Her İnsan Bir Boşluğu Doldurur

İnsan, özellikle kendisinden genç ve kendisinden iyi bir insanı kaybettiğinde, tuhaf bir suçluluk hissine kapılıyor. Yaşıyor olmaya özür bulmak zorlaşıyor. Sartre çok haklı. “Her insan bir boşluğu doldurur” demişti. “Ancak o boşluk, eğer o insan var olmasaydı var olmayacaktı.” Dostunuz hiç doğmamış olsaydı, herkesin yine bir hayatı olacaktı. O hayatların her biri yine bir türlü

Çocuklar Öldürülmesin, Şeker de Yiyebilsinler

6 Ağustos 1945’te Hiroşima dünyanın ilk uranyum bombasıyla müşerref olmadan önce Japonlar teslim olmaya zaten hazır idiler. Tereddüdü olan Japon vardıysa, bombadan sonra kalmamıştı herhalde. Yine de Amerikalılar üç gün sonra Nagazaki’yi bombalamadan masaya oturmaya yanaşmadılar. Neden biliyor musunuz? Nagazaki’ye atılan farklı bir bombaydı, bir plütonyum bombası. Müdebbir devlet, hangisinin çalışacağını bilemediği iki farklı bombayı

Fenerbahçe Neden Ajax Kadar Olamadı?

Eskişehirspor’un müesses nizama başkaldırdığı yıllardı. Şampiyonluk iddiasıyla açılan bir sezonun Eskişehir’deki ilk maçında, misafir Altay’dı. Mustafa Denizli, o zamanki namıyla Büyük Mustafa, Eskişehirspor’u neredeyse tek başına teslim almış, Altay maçı 2-0 kazanmıştı. Eğer Altay’ın doğru dürüst bir santrforu olsa, Eskişehirspor tarihi bir hezimete uğrayabilirdi. Tribünlerdeki şaşkınlığı ve hayal kırıklığını tahmin edebilirsiniz. Hayalleri yıkılmış yirmi bine

İşlerimizi Nasıl Kurtarırız

Tanıştığım ilk bilgisayar, ODTÜ’nün devasa IBM 370’i idi. Devasa dedimse… Birkaç yüz metrekare alan filan kaplıyordu. Yoksa ana belleği 512 kilobayttan ibaretti. Yanlış hatırlamıyorsam birkaç megabayt da diski vardı. Yine de döneminin harikalarından biriydi. Galiba birkaç milyon doları bulan kirası vardı. ODTÜ onu yıllarca kullandıktan sonra daha iyisiyle değiştirmeye karar verdiğinde, sökülüp Pakistan’a taşınacak kadar