Ay: Aralık 2009

Bir İhtimal Daha Var

Diyelim, AKP iktidarını Cumhuriyet için fevkalade ciddi bir tehdit olarak gören, icraatının ne pahasına olursa olsun engellenmesi gerektiğini düşünen bir subaysınız. Harp Okulunda Mustafa Kemal’in numarası okunduğunda “içimizde” diye bağırmıştınız ya, kendinizi Mustafa Kemal zannediyorsunuz bir nevi. Komitacı ruhunuz hep canlı, etrafa çeki düzen vermek gerektiğinde şöyle birkaç kafa koparmakta bir mahzur görmüyorsunuz. Hatta başka

İki Teşekkür

İki Teşekkür Bir vakitler, artık asla ihya edilemeyecek eski güzel günlerin ballandıra ballandıra anlatılmasından gına gelmiş, “nostalji de güzeldir ama teknoloji daha çok problem çözer” diye parlamıştım. Aslında nostaljiyi güzel bulmazdım. Ama bir süredir, yaşlandım herhalde, mesela eski bütçe mevsimlerinin sıcaklığını arıyorum. Bütçeler, hanidir, medyamızın alakasına mazhar olabilen şeylerin arasında yer alamıyor. Güzide medyamızın elbette

Önce Su

Erol Göka, Eskişehir Valiliğinin Eski-Yeni adlı dergisine bir röportaj vermiş. Türklerin, İslam’la şereflenmelerinden sonra bir Türk-İslam şehri sentezi ürettiklerinin anlaşıldığını söylüyor. Ancak günümüzde, Erol’a göre, Türk-İslam şehrinin yerinde yeller esiyor. Çünkü, Türkler modernlikle karşılaştıklarında, geliştirmiş oldukları sentezi yeni şartlara göre revize etmeyi beceremediler. Erol’a sonuna kadar katılıyorum. Dahası, diğer alanlardaki başarısızlığımızın, sadece şehirlerimizi yeni şartlara

“Türkiye’de Çok Şey Öğrendim”

Roberto Carlos giderayak “Türkiye’de çok şey öğrendim” demiş. Brezilya Milli Takımının ve Real Madrid’in sol bekiyken Fenerbahçe’ye gelmişti. Los Galacticos’un bir parçasıydı. Türkiye’nin ondan öğreneceği çok şey vardı. Herhalde öğrenenler olmuştur. İşin bu yanında tuhaf bir şey yok. Tuhaflık, Carlos’un burada bir şeyler öğrenmiş olmasında. Sizce Roberto Carlos Türkiye’de sahiden de bir şeyler öğrenmiş midir,

Şakulü Kayık Türkiye

On küsur yıl önceydi, eski bir Bakan olan arkadaşım aradı ve partisi ANAP’ın gidişatını nasıl gördüğümü sordu. Anlatmaya başlamıştım ki sözümü kesti, “Yazıp da göndersen” dedi. Yazmaya başlayınca içim sıkıldı. ANAP’ın 1983’ten itibaren aldığı oyları bilgisayarda bir grafik haline getirdim. Grafiği 2000’e uzatınca, ANAP’ın 4,5 civarında bir oy alacağı görünüyordu. Grafiği, hiçbir açıklama eklemeden, İnternet

Bölünmek

Afrika’dan toplanan köleler, kendilerini taşıyan Amistad adlı gemiyi ele geçirirler. Afrika’ya dönmeye çalışırlarsa da başaramaz, Amerika kıyılarına vururlar. Amerika’da kölelik yasak olmasa da, ülkeye köle ithal etmek bir süredir yasaktır. Amistad vakası, yeni bir siyasi ve hukuki mücadeleyi tetikler. Ekonomisi köleliğe yaslanan güney eyaletleri, Amistad davasının köleliği tartışma konusu yapmasından tedirgin olur. Başkan baskılardan ürker

Dihidrojen Monoksit

1997’de ABD’de 14 yaşındaki Nathan Zohner, velilerin önünde yaptığı sunuşta, dihidrojen monoksitin (DHMO) muhtelif zararlarını sıralamıştı. Renksiz ve kokusuz bir kimyasal bileşik olan DHMO, asit yağmurlarının ana maddesidir. Sera etkisine katkı yapar. Erozyonun başlıca sebeplerinden biridir. Metallerde paslanmayı hızlandırır. Elektrik kontaklarının sebebidir ve otomobil frenlerinin etkinliğini azaltır. Bu tür genel zararlarının yanı sıra, insan sağlığı

Minare

Kocatepe Camii için açılan yarışmayı Dalokay kazanınca cadı kazanı kaynamaya başlamıştı. Dalokay’ın projesinde minare olmadığı dedikodusu, annemi ve babamı çileden çıkarmaya yetmişti. Bir sabah kahvaltıda, “ne günlere kaldık” minvalinde dertleşirlerken araya girme ihtiyacı hissetmiştim. “Şart mıdır minare” diye sordum. Besbelli böyle bir soruya hazırlıklı değillerdi. Kahvaltı sofrasının havası bulutlandı. Şart mıdır minare? Büyükşehir Belediyesinin —Ankara’dan

Vakit Geldi

Ekranda, grinin tonlarına boyanmış devasa bir hipermarket görünüyor. Apaynı raflara dizilmiş, hepsi birbirini andıran ürünlerin arasında alışveriş yapan, donuk insanlar… Bir alışveriş sepeti kasaya yaklaşıyor ve sahibi görünmeyen eller marifetiyle boşaltılıyor. Sahibi görünmeyen başka eller malların barkodlarını okuturken… Birden ön planda Sean Connery beliriyor, arka planda her şey altüst olmaya başlıyor. Raflar yıkılıyor, mallar, müşteriler

İzmir

İzmir benim ilk aşkımdı. İzmir’e âşık olmak, en azından benim neslim için, nadir rastlanan bir hal de değildi. Akranlarımın pek çoğu, sahip oldukları vasıflara uygun iş bulamayacaklarını bile bile, diplomalarını alır almaz İzmir’e döndüler. İzmir’de yaşamak, vasıflı bir işe, yüksek bir gelire, janjanlı bir istikbale sahip olmaktan daha mühimdi yani. Ne kadar çok sayıda olurlarsa