Ay: Ocak 2010

Dostların Haletiruhiyesi

Cemalettin Taşcı, Akşam’daki köşesinde, Celal Şengör imzalı bir yazıyı eleştirdiği Salı günkü yazısını “Yazıyı kaleme alanın, yayınlayanın, okuyup beğenip sağa sola yollayanın ruh halini anlayabiliyorum. TSK’nın maruz kaldığı şartları içlerine sindiremiyorlar. Ama o şartları değiştirmenin yolu bu değil.” diyerek bitirmiş. Zatıâlileri ikide bir unutur, herkes aynı pencereden aynı peyzajı görmez ama görse bile, herkesin dikkatini

TSK’nın Düşmana İhtiyacı Yok

Posta kutuma, altında Celal Şengör’ün imzası olan bir metin düştü. “Elit birilerinin birilerini seçmesini imâ eder etimolojik olarak. Halbuki kavram olarak elit tamamen anti-demokratik bir kavramdır. Birilerinin kendiliğinden başkalarından daha iyi bir hale geldiğini imâ eder.” filan gibi akıllarla başlıyor. Bu lafları edebilmek için nasıl bir demokrasi tasavvuru lazım, bilemedim. Ama zaten yazı boyunca öyle

Orman Kanunu

Türkiye’nin son dönemde dünya ekonomisine hediye ettiği nevzuhur dolar milyarderlerinden birini düşünün. Kimsenin yapıldığının farkına bile varmadığı işlerden, kimselerde olmayan müthiş kabiliyetleri sayesinde, milyarlar kazanmış… Ama küçük oğlunun bir baltaya sap olamayacağını da görüyor. Oğlanın tek derdi futbol. Milyarderimiz bastırıp parayı, Roberto Carlos’un bildiklerini, Carlos’u Carlos yapan her nelerse onları, satın alabilir mi? Kendisine teklif

Türbülans

Musluktan akan suyun molekülleri lavabonun giderine ulaştıklarında turnike düzenine itibar etmeyip kaynaşırlarsa ne olur? Elcevap: Türbülans olur. Ansiklopediler ve sözlükler türbülansı, bir sıvının veya gazın akış sürecinde ortaya çıkan düzensizlikler olarak tanımlar. Yani eğer çeşmeden akan su molekülleri lavabonun giderinden itişip kakışmadan, uysal uysal geçecek olursa akış düzenlidir, aksi halde vay halimize. Bilinçaltımızın nasıl kurgulanmakta

Kimse Gitmez, Atılgan

Atılgan bence faydalı bir tartışmayı, sevimli bir ısrarla sürdürüyor. Ama tartışmada kullandığı dilin bir riski olduğunu zannediyorum. Atılgan’ın yazılarını okuyan gençler, “ah ulan Hasan Pulur’un yerinde şimdi ben olacaktım, ama mübarek adam gitmeyi bilmiyor ki” gibilerden efkârlara gark olabilirler. Belki Cihangir barlarında biraz kafayı bulduktan sonra arkadaşlarına dert yanarken Atılgan’dan alıntılar yapıyorlardır. Kendi hallerine bahane

Çoktan Seçmeli

Teyzemin bir arkadaşı, çocuklar küçükken, onları yemeğe çağıracağında seslenirmiş: “Çocuklar, yemek vakti. Kabak kalle mi yersiniz, biber dolma mı?” Teyzem birkaç defa bu tür davetlere şahit olduğunda sormadan edememiş: “Yahu Leman, bir yandan çalışıp bir yandan hep böyle birkaç çeşit yemek bulundurmayı nasıl beceriyorsun?” “Sus, sus!” demiş arkadaşı, “Aslında evde birkaç çeşit yemek filan yok.

Saat Gibi

Kumsalda yürürken ayağınıza takılan şeyin bir saat olduğunu fark etseniz, o saatin kendiliğinden meydana geldiğini düşünmezsiniz. Bir tasarımcının elinden çıktığından hiç şüpheniz olmaz. İngiliz ilahiyatçı Paley böyle söylüyordu. Neticede, saat de tabii malzemenin tabii süreçler içinde işlenmesiyle imal edilir. Ama bir saati meydana getiren süreçlerin tamamen tesadüf eseri birbirini izlemiş olduğuna ihtimal bile vermezsiniz. Kâinat

Toplum Ne Hale Gelmiş

Mühendis taifesi yönetim hakkında ukalalık edemezse eksik kalır diye düşünülmüş zahir, galiba ikinci sınıfta bir Yönetim dersine maruz kaldıydık. Ders bende herhangi bir iz bırakmadı. Çocukluk işte, meselenin geçer notları biriktirip bir diploma almaktan ibaret olmadığını, Management dersinde öğrenemediğim şeyleri biliyor olmam gerektiğini vehmetmiş olmalıyım. Çocukluk işte, derste öğrenemediğim her neyse tam da onu, Management