Aylar: Haziran 2010

Fransızlara Nasıl da Yakışır Her Şey

Birkaç ay önce posta kutuma, The Guardian’dan bir haber düştü. Haberde, Japonya’da yapılmış bir bisiklet parkının videosu yer alıyordu. Pek de matah sayılacak şey değildi. Bisikletinizi bir platforma yerleştiriyorsunuz, bir makineye ücreti yatırıyorsunuz, bisiklet asansörlü bir sistemle bir yere yerleştiriliyor. Sonra, makineden aldığınız kartı okuttuğunuzda, sistem bisikletinizi bulup size getiriyor, filan. Habere konu olan şey

Kürdün Derdi Ne?

Bu yazıyı okuyabiliyorsunuz, çünkü yüz milyonlarca hücreniz, kendi hallerinde, kendi bildikleri işi yapıyorlar. Dennett o hücrelerin aptal olduğunu düşünüyor. Bir bakıma haklı, çünkü hiçbiri Dennett’inki türünden bir akla sahip değil. Dennett bir bakıma haklı ama sadece o kadar. Hücrelerin her biri, her an seçici davranır. Görmeye tahsis edilmiş nöronlarınız da mesela, kendilerine ulaşıp duran sinyallerin

Ruh ve Su

Ertuğrul Özkök Daniel Dennett’i keşfetmiş ve kendi ifadesiyle allak bullak olmuş. Polemik filan gibi bir derdim yok. Sadece, yaygın akıl yürütme tarzı ve siyaset hakkında söyleyegeldiğim birçok şeyi dile getirebilmek için iyi bir fırsat olduğu için ıskalamak istemedim. Dennett’in akıl yürütme tarzının izleri, sayın Özkök’ün yaptığı alıntılarda da görülüyor. Böleriz bedeni daha küçük parçalara. Organları

Baba

Adam, besbelli, bir yerlerde küçük bir memurdu. Öyle sessiz, yenik. Ama kuyruğu dik tutması gerektiğinin farkında. Başı örtülü eşi ve oğluyla, az ötedeki masada oturuyorlardı. Oğlan 9-10 yaşlarındaydı. Bütün aile, milyonlarca benzeri gibi, göz önünde oldukları halde görünmüyorlardı. Oğlan çay bahçesinin hemen yanındaki tahterevalli, salıncak gibi oyuncakları keşfetmese, muhtemelen kimseye görünmeden gözden kaybolacaklardı. Oğlan oyuncaklarla

Sınaî Zihin

Yurt dışı görevlerden hiç hoşlanmam. Artık bahane bulamadığımdan, geçen hafta için, kısa süreli olmasını da fırsat bilip, bir Avusturya seyahatine razı gelmiştim. Yoksa Avusturya, en son görmek isteyeceğim yerlerden biriydi. Biletler alınıp rezervasyonlar yapıldıktan sonra Mavi Marmara krizi çıktı. Avusturyalıların en çok nefret ettiği milletler listesinde muhtemelen ilk sıraları paylaşan Yahudiler ve Türkler birbirine girdi.

Sokak

Ben çocukken, İzmir Güzelyalı’da yaz akşamüstleri, İmbat çıkmadan hemen önce, kadınlar bütün sokağı yıkarlardı. Çok geçmeden kapıların önüne gereken düzenler kurulur, akşam yenecek taze fasulyeler komşularla karşılıklı laf atarak ayıklanırdı. Sokak sefası, gece geç saatlere kadar sürerdi. O tarihlerde Türkiye’nin başka yerlerinde de herhalde, iklim elverdiği ölçüde, sokak kültürünün hayatta önemli bir yeri vardı. Zamanla

İkisi de Kazansa

Horozlar öter, güneş doğar. İnsan beyni, anlaşılan o ki, zamanlama konusunda böyle çakışmalar gördüğünde, onlara bol bol anlam yüklemeye pek hevesli. Baykal’ın defterinin dürülmesinden kısa süre sonra Mavi Marmara vuruluyor. Tam da o sırada PKK’nın marifetleri tırmanmaya başlıyor. Hepsi aynı bohçadan çıkmış olmalı. Kaç gündür kim arasa, hep aynı muhabbet. Özeti şöyle: ABD bölgeyi tanzim

İsrail’in Nesi Meşhur?

Atılgan İsrail’in işlerini tahlil ederken, birkaç defa “teokratik devlet” vurgusu yapmış. İsrail teokratik bir devlet midir? Bence tartışılır ama tartışmasak da olur. İsrail’in bu kadar günahla birlikte yaşayabilmesi, tartışılır teokratikliğinden kaynaklanmıyor, modern bir devlet olması sayesinde mümkün oluyor. Ertuğrul Özkök mesela, “valla beni bile güç durumda bırakıyorsunuz” mealindeki sitemlerle, İsrail’de yaşadığını varsaydığı mutedil İsraillilere seslenmiş.

Komploların Kaynağı

Sacks’ın, Karısını Şapka Sanan Adam adıyla ve mükemmel bir tercümeyle Türkçeye kazandırılmış olan bir kitabı var. Bir nörologun şahit olduğu vaka analizlerinden mürekkep olduğu halde, kitaptan herkes, üstelik eğlenirken, birçok şey öğrenebilir. Kitaba adını veren ilk vakada, Dr. P adıyla kodlanmış bir hastanın hikâyesine şahit oluruz. Dr. P’nin beyninin sağ yarısı hasarlıdır. Neticede her türlü