Aylar: Ağustos 2010

Hukuk Kimin İçin?

Yeni Genel Kurmay Başkanımız, “Hukuka saygılı olması gereken kurum, sadece TSK değildir” demiş. Şüphesiz haklı. Herkes hukuka saygılı olmalı. Bu “herkes”e TSK’nın da dâhil olduğunun altını bir defa daha çizmekte fayda var ama. Hanefi Avcı bir kitap yazdı, yok satıyor. Kitaptan alıntılar yapıp Avcı’nın omzu üstünden etrafa ateş edenler, kitabın sadece son üçte birlik bölümünü

CHP’nin Vaadi

Bildik şeyler ama özetleyerek tekrarlamakta fayda olduğu anlaşılıyor. Batı Avrupa ülkelerinde sağ siyaset meşruiyetini, ekonomik büyümeye öncelik vermesinden alır. Kapitalizmin tabiatı icabı büyüme, toplumdaki eşitsizlikleri de büyütür. Dolayısıyla sağ iktidarlar döneminde ülke zenginleşir ama zenginliğin adaletsiz bölüşümünden kaynaklanan problemler büyür. Ekonomide bir düzeltme ihtiyacı da paralel olarak büyür. Birkaç dönemde bir sol partiler bayrağı devralırlar

Yoksulluğun Çaresi

Bugün sahaya çıkıp ahaliye en önemli problemlerinin ne olduğunu sorsanız, alacağınız cevap, açık farkla, işsizlik ve yoksulluk çıkar. O halde seçmene “boş verin laikliği ve demokrasiyi, siz işsizliğe ve yoksulluğa bakın” demek, muhalefet açısından doğru bir stratejidir, diyebilir miyiz? Diyemeyiz. İnsanların karınları aç olsa bile demokrasi filan gibi kavramlara hassastırlar, ama işin bu yanını geçelim.

Seçmen Ne İster?

99 seçim kampanyası döneminde, kısa bir aradan sonra İstanbul’a döndüğümde, ANAP’ın şehri “yolsuzluğa hayır” mealinde pankartlarla donattığını gördüm. Telaşla İl Başkanlığına gittim. “Araştırma yaptırdık,” dediler, “milletin en çok şikâyet ettiği şey yolsuzluk.” Ne dedimse pankartları indirmeye ikna edemedim. Çaresiz, hemen küçük bir araştırma tasarladım. İlk soruda deneğe, ANAP’ın yolsuzluklara ne kadar bulaştığını düşündüğünü sordum. Alfabetik

Markus Merk

Toroğlu ve onun boşalttığı turnikeden geçerek ekranları işgal eden hakem emeklileri, TV ekranlarında yıllarca maçları dilim dilim doğradılar. Futbol oyununun bir enstantaneler silsilesi olmadığını, maça kare kare bakmakla maçın anlaşılamayacağını, hissedilemeyeceğini, sevilemeyeceğini bilmiyorlardı. Bilselerdi, zaten hakemlik yaptıkları dönemde büyük turnuvaların hiç değilse birinde düdük çalarlardı. Onlara göre, herhangi bir pozisyonun hangi maçta, maçın hangi anında,

Aydınlanma Aklı

McMahon’un Aydınlanma’nın Düşmanları adlı bir kitabı var. Fransız karşı-Aydınlanma hareketinin Aydınlanma sürecini nasıl etkilediğini anlatıyor. Aslında hikâye basit. Birileri masa başında, göz kamaştırıcı bir mobilya tasarlayabilir mesela. Ancak o tasarımın piyasaya sürülebilecek bir ürün haline getirilmesi, bilen bilir, tasarımdan çok daha sancılı bir süreçtir. Aydınlanmacıların Aydınlanma tasarımlarının tatbik edilebilir bir ürün haline gelmesi de uzun

YAŞ’ta Ne Oldu?

Biliyorsunuz işte, bazı generaller bazı mevkilere atandı, bazılarının önü kesildi, tabii olarak da başkalarının önü açıldı. Önü kesilenlerin kabahatlerini de biliyorsunuz muhtemelen. Mesela Cumhurbaşkanı eşinin elini sıkmamak filan gibi protestolardan haberiniz var. Ama o gün o heyette, bugün önü açılmış olan generaller yer alsaydı nasıl davranacaklardı, bilmiyoruz. Belki onlar Hayrunnisa hanıma sırtlarını döneceklerdi. Belki böyle

Bizden Biri

Yıllar önceydi. Beni Haydarpaşa’dan Aksaray’a götüren Üsküdarlı şoför, Üsküdar’dan geçerken, ilçesini övme fırsatını kaçırmadı. Muhabbete kayıtsız kalmak istemedim. Üsküdar hakkında tuhaf bilgilere sahip olmam, delikanlıyı şaşırttı. Siyasi danışman olduğumu, kısa süre önce İstanbul’un tamamında, dolayısıyla Üsküdar’da da çok sayıda araştırma yaptığımı söyledim. Oğlan bu defa da, benim siyasi danışman olmamın yarattığı fırsatı pas geçmedi. Derin

Sırtlanlar ve Aslan

Şimdilerde propaganda metni yazan yazarların bazılarını, köşe yazdıkları zamanlarda pek severek okurdum. Hanidir midem kaldırmıyor. Yine de vazife bildim, tahammül sınırlarımı zorladım, birkaç gün boyunca birkaçını okudum. Bir vakitler seyrettiğim bir belgeseli hatırlattılar bana. Belgeselde aslan avını yakalamış tam parçalayacakken, sırtlanlar tamamlanmamış bir çember şeklinde onu kuşatmışlardı. Aslanın kendilerinin farkında olmasını sağladıktan sonra, usul usul