Ay: Aralık 2010

Hurafenin Gâvurcası

Kullandığımız ay adlarının enteresan bir hikâyesi var. İbretlik bir süreçte belirlenmişler. Ekim, Ocak filan gibi Türkçe isimlerde bir sıkıntı çekilmemiş. Ama sonrasında, Süryaniceden Latinceye kadar bir yığın kaynağa müracaat edilmesi gerekmiş. Aralık ayı için ise onlar bile yetmemiş herhalde. Neticede halk dilinde iki bayram arasındaki iki ay on günlük dönemi adlandırmak için müracaat edilen Aralık

Hangi İzmir?

İzmir’e yerleştiğimizde yedi yaşımdaydım. Bizden birkaç ay önce gittiğinden, babam domatese tomat, simide gevrek demeye başlamıştı bile. Kardeşlerim birkaç hafta içinde tomat ve gevrek demeyi öğrendiler. Annem ve benim için biraz daha zaman aldıydı. Ailem, yaşadığı büyük travmayı İzmir’de, İzmir’in yardımıyla atlattı. On dört yaşında okumaya Ankara’ya giderken, en katlanılmaz görünen şey İzmir’den ayrılmaktı. O

Ne Günlere Kaldık

Geçenlerde Digitürk’te kısa aralarla iki film seyrettim. Alakasız hayatları konu alan filmlerin her ikisinde de benzer bir detay vardı. Temel karakterler işlerini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya idiler. Küçük kıyamet olarak adlandırılır ya, işini kaybetmenin sinemaya konu olmasında alışılmamış bir yan yok. Mesele şu ki, bu filmlerin birinde kadın karakter dizi film senaryosu yazan biriydi.

Kaynak Nerede?

1970’lerin ortalarında Carter, ihracatı artırıp iş yaratmak kastıyla doların yene karşı değerini 250’den 180’e düşürdü. İhracat patladı ama işsizlik artmaya devam etti. Teoriye göre fiyatların düşmesi gerekiyordu ama enflasyon % 14’e fırladı. Reagan göreve geldi. Enflasyonu durdurmak için faizleri düşürdü. Doların değerini yeniden 250’ye çıkardı. Enflasyon sahiden de düştü ama ihracat da geriledi. ABD pazarını

Gençliğini Yaşayamamak

Yılmaz Özdil Salı günkü köşesinde, memleketin ahvalini, memlekete vaziyet edenlerin gençliklerini yaşayamamış olmalarına fatura etmiş. Bence çok haklı. Birilerinin gençliklerini yaşayamamış olmalarının bedelini hep birlikte fena halde öderiz, katılıyorum. Ama malum gençliklerin yaşanamamasının sebepleri bence, Özdil’in zannettiğinden çok farklı. Falanca zevat mayo giyemeden, denize giremeden büyüdü, evet. Fakat bu tür tecrübeleri yaşamalarına mani olan, sadece

Gençlerin Hali

Uzun bir aradan sonra Endüstri Mühendisliği Bölümünde ders vermem istendiğinde, kaytarmak için elimden geleni yaptım. Ama birinci sınıflara Endüstri Mühendisliğine Giriş, son sınıflara da Karar Destek Sistemleri dersi vermekten kaçamadım. Gerginliğimin asıl sebebi, daha önce birinci sınıflara ders vermemiş olmamdı. Diğerinin hakkından gelebileceğimi düşünüyordum. İlk hafta öğleden önce birinci sınıflarla ilk dersi yaptık. Fena geçmedi.

Şeyh Uçmaz, Erdoğan da Uçmaz

AKP’nin RP’den devralıp rafine ettiği teşkilat yapısından söz edildiğini mutlaka duymuşsunuzdur. Söz edenin meşrebine göre, ya gururla, ya kıskançlıkla ama mutlaka hayranlıkla anlatılmıştır. Her mahallenin ayrı bir temsilcisine her sokağın temsilcisi bağlıdır. Her sokakta gençlik ve kadın kollarına bağlı ayrı sorumlular vardır. Periyodik toplantılar yapılır. Her mahallenin, her köyün dertleri dinlenir, dosyalanır. Ve saire… AKP

Şeyh Uçmaz, ABD de Uçmaz

Selim, dedelerinin gurur duyacağı biri değildi. Telafi edebilmek ümidiyle Kıbrıs’ı almayı kafaya takmıştı. Sadrazamı Sokollu Mehmet, kâfirler birleşir kaygısıyla karşı çıktığında, rivayete göre, kavuğunu orta yere koymuş, “bu kavuk üç başı örtebilirse, kâfirler de birleşebilir” demişti. Selim’in kavuğu üç başı örttü mü meçhul, ama kâfirler birleştiler. Osmanlı donanmasını İnebahtı’da yaktılar. Mevsim sonbahardı, Akdeniz’deki Osmanlı limanlarını

Birileri Ağabey’i Gözetliyor

Yavrusu, “ana, bu yuva boklandı, başka yuvaya gidelim” dediğinde karga, “yavrum,” demiş, “bu g.t bizde oldukça, gittiğimiz yuvayı da boklarız.” Hillary yenge “niye afişe ediyorsunuz yuvanın boklandığını” diye çıkışıyor ama hepimiz WikiLeaks’ten önce de yuvanın halinin farkındaydık. Ayrıca yavrunun haklı olduğu da malum, bu yuvada artık yaşanmaz. (Asıl mevzu biraz bekleyebilir, yeri gelmişken söyleyeyim: Karga