Şeyh Uçmaz, Erdoğan da Uçmaz

AKP’nin RP’den devralıp rafine ettiği teşkilat yapısından söz edildiğini mutlaka duymuşsunuzdur. Söz edenin meşrebine göre, ya gururla, ya kıskançlıkla ama mutlaka hayranlıkla anlatılmıştır. Her mahallenin ayrı bir temsilcisine her sokağın temsilcisi bağlıdır. Her sokakta gençlik ve kadın kollarına bağlı ayrı sorumlular vardır. Periyodik toplantılar yapılır. Her mahallenin, her köyün dertleri dinlenir, dosyalanır. Ve saire…

AKP teşkilatlanma efsanesini her dinlediğimde aklıma aynı fıkra gelir. Rusya’yı ziyaret eden Amerikalı uzmana, “şimdi size en modern kundura fabrikamızı gezdireceğiz” demişler. Fabrikanın gösterişli binasına girer girmez birinin üzerinde Kadın, diğerinin üzerinde Erkek yazan iki kapı çıkmış karşılarına. Ziyaretçi Kadın seksiyonunu tercih etmiş. Kapıdan geçer geçmez karşılarında Yazlık ve Kışlık kapıları görünmüş. Kışlık kapısından girmişler. Bu defa da Botlar ve Çizmeler seçenekleriyle karşılaşmışlar. Amerikalı merak içinde Çizmeler kapısını seçmiş. Siyah ve Kahverengi kapıları çıkmış karşılarına. Amerikalı Siyah kapısını açmış ve… Kendisini dışarıda bulmuş. Şaşkınlık içinde Rus’a dönmüş. “Hani kunduralar nerede” filan diye gevelerken Rus memnun ve gururlu, elini “boş ver” der gibi sallayıp sormuş Amerikalıya: “Nasıl sistem ama?

Siz de bir mahallenin bir sokağında ikamet ediyorsunuz. Hanenize, bunca yılda AKP teşkilatı uğradı mı? Uğradıysa, uğramasının bir hâsılatı oldu mu?

Bir sistem bilimci olarak pekâlâ bilirim ki, herkesin sistem dediği ve yerlere göklere kondurmadığı şey, bırakın seçim kazanmayı, kundura imal etmeye bile yetmez. 2002’de AKP bu kadar rafine ve sistemli (!) bir teşkilata sahip değildi. Ama göz kamaştırıcı bir heyecanla koşuşturan bir yığın genç ve kadın vardı.

***

Siyaset, adına sistem denen bu bürokratik yapılarla yapılmaz. Seçim de onlarla kazanılmaz. Coşku ve heyecan ise işe yarar.

Coşku ve heyecanı sürdürmenin birçok alternatif yolu var. Dünya siyaset tarihinde en çok müracaat edileni, şeyhi uçurmaktır. Şeyh elbette uçmaz, ama müritleri uçurur. Her yaptığında, her dediğinde bir keramet vehmederler. Efsane dalga dalga yayılır. Mesele sağ sol filan da değil, rahmetli Ecevit de uçurulmuştu mesela.

Şeyhi uçurma işi, sadece taraftarlar yaptığında bile bir hayli iş görür. Ama uçurma fiiline çok zaman hasımlar daha büyük katkı yapar. Bir yığın CHP’li arkadaşım var. Hemen hepsi siyaset konuşmaya pek meraklı. Uzun sohbetlerin hülasası şöyle bir şey: Erdoğan’ı ABD seçtirdi, istediğini yaptırıyor, yenilmesine asla izin vermez. Erdoğan devletin malını parti adına yoksullara peşkeş çekiyor, reyinin fotoğrafını cep telefonuyla getirmeyene kömür vermiyor. Devletin bütün memurları seçimde AKP için çalışmak zorunda, sıkıysa çalışmasın, herkesi fişliyorlar. Ve saire…

Bunlar gibi tahlillerle uçuruluyor Erdoğan. Her şeye kadir bir seçeneğiniz varsa, siz olsanız reyinizi kime verirsiniz?

***

Erdoğan sahneye çıktığında, 28 Şubat’ın rövanşı henüz alınamamıştı. Memleketin, özellikle de varoşların öfkesini iyi kullanmayı da biliyordu. Ama asıl büyük şansı, Çiller ve Yılmaz’ın el birliğiyle merkez sağı boşaltmış olmasıydı.

Sonra da memleketin ahvalini doğru dürüst tahlil eden bir rakibi olmadı. Bütün rakipleri Erdoğan’a çalıştı. Her biri seçimleri neden kendilerinin kazanamayacağını, Erdoğan’ın anlatamayacağı kadar sarahatle ve yaratıcılıkla anlattılar seçmene. Şu dört başı mamur teşkilat efsanesi de Erdoğan’ın seçimi kaybedemeyeceğinin delillerinden biri oldu mesela.

Rakipleri uçurmasa, Erdoğan da uçmaz.

Cemalettin N. TAŞCI