Siyaset Süpermarketleri

Ford otomobil üretmeye başladığında, Avrupa ve Amerika’nın orasında burasında binlerce otomobil imalatçısı vardı. Yaptıkları her otomobilde yeni bir şeyler öğreniyor, öğrendiklerini bir sonraki otomobilde uyguluyor, onu yaparken yeni şeyler öğreniyorlardı.

Derken Ford imalat bandını icat etti. Otomobil imalat süreci daha az insanî bir hal aldı. Ama çok daha az emekle daha çok otomobil üretilebilir oldu. İmalat bandı bir yandan geliştirildi, bir yandan da başka alanlara da uygulandı. Mesela süpermarketler, imalat bantları ile aynı soydan gelir. Aynı zihinsel kodun ürünüdürler.

***

Amerika’da, birkaç hafta yoğun bir mesai harcayarak kendi otomobilinizi tasarlayabiliyorsunuz. Neticede otomobil yine bir tür imalat bandında, bilgisayar kontrollü bir bantta imal ediliyor. Üstelik, bir yığın mesai harcamış olmanıza rağmen, standart bir otomobil için ödediğinizden daha yüksek bir fiyata da katlanmak zorunda kalıyorsunuz. Yani, bir anlamda, çalışmak için üste para ödüyorsunuz.

Yine de bu eğilim hızla yaygınlaşıyor. Dan Ariely, IKEA Etkisi adını verdiği bu eğilimi, kendi yaptığımız şeylere aşırı değer vermemizle ilişkilendiriyor. Bence dahası var. İmalat bandının bizi otomobil sahibi yaparken bizden alıp götürdüğü şeyleri yeniden kazanmak istiyoruz.

Süpermarketlerden bakkallara geri dönmeyeceğiz. Ama biri kek dükkânı, bir başkası çay içerken falınıza da bakılan çay evi, bir diğeri satın alabileceğiniz kitapları bahçesindeki hamakta karıştıracağınız kitapevi açacak. Hatta bunlar, muhtemelen, süpermarketlerin çatıları altında kendilerine yer bulacaklar.

***

Diğer alanlarda bu eğilimler yaşanırken, yani süpermarket çağı aşılırken, siyasette süpermarket çağına yenilerde girdik. Şart mıydı? Bence değildi. Bu iş Erbakan tarafından icat edildiğinde, dikkate değecek kadar çok müşterisi de yoktu ayrıca. Ama 2007’de barajı, her biri birer siyaset süpermarketi olan üç parti aşabildi. 2011’de de öyle olacak.

12 Eylül’ün muradı tam da buydu. 12 Eylül’e sövüp sayanlar, 12 Eylül’ün siyaseti düzenleme konusundaki tasavvur ve tasarruflarına hiç itiraz etmediler. Aksine bütün bu gelişmeleri birer kazanım olarak değerlendirdiler.

Mesela seçim barajını aşıp gelmiş üç partinin genel merkez binalarına bakın. Eski düzeninin daha demokratik olduğunu bugünlerde birden keşfediveren Ertuğrul Özkök’le birlikte neredeyse bütün Türkiye medyası, pek akıllı buldukları bu binalara bayılmışlardı. Anlata anlata bitiremediler.

Halbuki bu binalar Türkiye’de siyaset üretiminin sonuydu. Çünkü —diğer her şey bir yana— bu binalar sizin benim gibi insanlar girmesin diye tasarlanmış binalar. Yani otomobil imalatçılarının bile sizi sürece katmak için türlü çeşitli cambazlıklar akıl ettiği bir dönemde, siyaset sürecinin dışına çıkarılabilmeniz için mimarinin bütün imkânları seferber edildi. 12 Eylül bizim sadece seyirci olmamızı istiyordu. Parti merkez binaları bu işe, diğer her şeyden daha çok hizmet ediyor.

İtiraf edin, siz de bu binalara alkış tuttunuz.

Cemalettin N. TAŞCI