Futbol Futbolculara Bırakılamaz

Hikâye meşhur. Hitler 1936 Berlin Olimpiyatlarını, Nazi rejiminin propagandası olarak değerlendirme derdindeydi. Bir yandan da Cermen ırkının her bakımdan diğerlerinden çok üstün olduğunu iddia edip duruyordu. Hele zencilerden… Alman atletler Führerlerini utandırmadılar, göz kamaştırıcı bir performans sergilediler. Ama ABD adına yarışan siyahî atlet Jesse Owens’in dört dalda altın madalya alması Hitler’in ayarını fena bozdu. Hikâye meşhur, çünkü sızdırmaz projelerdeki her çatlak, ahaliyi memnun eder.

Hikâye Hitler’in sporu istismar ettiğini ima etse de, aslında uluslararası spor müsabakalarını etnik üstünlüğün sergileneceği bir platform olarak gören ilk şahıs Hitler değildi. Sonuncusu da o olmadı. Yarışmalar, uzun süre boyunca, hemen herkes için, kendi ırkının üstünlüğünü ispatlama alanı oldu.

Sonra devir değişti. Etnik/genetik kavrayışın yerini örgütlenme kavrayışı aldı. “Biz gençlerimizi sizden daha iyi seçer, yetiştirir, yarışmaya hazırlarız” demenin bir enstrümanı oldu uluslararası müsabakalar.

Şimdilerde vites yine değişiyor. “Biz dünyanın dört bir yanındaki gelecek vaad eden gençleri sizden önce bulur, yetiştirir, yarışmaya hazırlarız” vitesine geçiyoruz. Galiba yakında, en azından Avrupa şampiyonaları, “biz Türk gençlerini sizden daha iyi seçer, yetiştirir, yarışmaya hazırlarız” demekten başka bir işe yaramayacak.

***

Salı akşamı Türkiye Avusturya ile bir milli maç yaptı. Avusturya’nın on sekiz kişilik kadrosunda üç Türk oyuncu vardı. Bir hafta önce oynanan 17 yaş altı kategorisindeki Almanya maçında Almanya’ya 2-0 yenildik. Golleri iki ayrı Türk oyuncu attı. Almanya’nın kadrosunun neredeyse yarısı Türk’tü.

Ama dahası da var. Avusturya karşısındaki takımımızda, Almancayı —Türkçeden daha iyi değilse— en az Türkçe konuştuğu kadar iyi konuşan bir yığın oyuncu vardı. Yani bizim milli takım da, Almanların seçip yetiştirdiği Türk gençlerinden meydana geliyordu büyük ölçüde. Doğurmaktan sonraki bütün işleri “outsource” etmişiz yani.

Mehmet Demirkol yıllardır ısrarla yazıp duruyor. Memleketteki müsabık futbolcuların yüzde kırkı, temel futbol eğitimlerini Avrupa’da almışlar. Üç milyon kişiden yüzde kırk, yetmiş milyondan yüzde altmış. İş mi yani bu?

***

Bundan yirmi yıl önce, yakın gelecekte NBA’de Türk basketbolcular oynayacak diyen, herhalde deli muamelesi görürdü. Bugün dünyanın en rekabetçi liginde başarıyla yarışan bir takımlık Türk basketbolcu var. Türkiye’de yetiştirip de ihraç edebildiğimiz futbolcu sayısından fazla… Türkiye’de futbolun yeri bambaşkayken böyle bu. Bütçesi, gündemde işgal ettiği yer, gördüğü ilgi, ve saire basketbolunki ile kıyaslanamazken… Arada bir ittire kaktıra birilerini Avrupa’nın sıradan takımlarına yolluyoruz. Nihat, Tugay gibi birkaç istisna hariç, bir sezonu tamamlayamadan kös kös dönüp geliyorlar. Veya yedek kulübesinde pinekleyip duruyorlar.

Neyi beceremiyoruz? Neden beceremiyoruz?

Herkesin heybesinde bu sorular için hazır cevapları var, biliyorum. Ben de mesela Anadolu ve Fen Liseleri ile Yükseköğretim giriş imtihan maratonunun en ciddi sıkıntı kaynağı olduğu kanaatindeyim. Ama bu iddiam, NBA’e giden basketbolcular hesaba girince, çuvallıyor. Bence her tekil sebep çuvallıyor. Kulüp başkanlarından futbolcu temsilcilerine kadar bir yığın kişinin kulüpleri soymasından liglerdeki rekabetin çarpıtılmış olmasına, hocaların vizyon eksikliğinden skora endeksli bakış açısına kadar bir yığın faktör var. Ama meseleyi enine boyuna ele alıp, bir politika geliştirecek kimse yok.

Hem ekonomisi, hem sosyolojisi ve hem de uluslararası propaganda potansiyeli açısından futbola eşdeğer pek az şey var hâlbuki. Futbol, futbolcu eskilerine bırakılamayacak kadar ciddi bir iş.

Cemalettin N. TAŞCI