Aylar: Mart 2011

Futbol Futbolculara Bırakılamaz

Hikâye meşhur. Hitler 1936 Berlin Olimpiyatlarını, Nazi rejiminin propagandası olarak değerlendirme derdindeydi. Bir yandan da Cermen ırkının her bakımdan diğerlerinden çok üstün olduğunu iddia edip duruyordu. Hele zencilerden… Alman atletler Führerlerini utandırmadılar, göz kamaştırıcı bir performans sergilediler. Ama ABD adına yarışan siyahî atlet Jesse Owens’in dört dalda altın madalya alması Hitler’in ayarını fena bozdu. Hikâye

Olduğu Gibi

Ali Saydam Cumartesi günkü yazısında, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmayabileceğine dikkat çekmiş. Mesela Ahmet Şık’ın kitabının başına gelenler… Hiç akla gelmeyecek öznelerin işi olabilir mi? Biz falanca şahsın tezgâhladığını zannederken, aslında onu zor durumda bırakmak için tezgâhlanıyor olabilir mi? Neden olmasın? Yakın tarihte bir yığın misali var. Saydam da Demirkırat belgeselini hatırlatıyor mesela. Demokrat Partinin

Libyalılar Yapamaz

Orta Doğuda olmayacak işler oluyor. Olmaması için yüz yıldır akla gelmeyecek tezgâhların kurulduğu şeyler oluyor. Olmaması güya garanti altına alınmış olan işler oluyor. Orta Doğuda bu tür şeylerin mümkün olmaması lazımdı. Çünkü Orta Doğulular yapamazdı. Mesela Polonyalılar yapabilirdi. En baskıcı ortamda bile, Walesa önderliğinde tarih sahnesinde rol almaya talip olabilirlerdi. Ne de olsa Avrupalıydılar. Ama

Askerlik Meselesi

Bugüne kadar, çok farklı ortamlarda bir yığın tartışmanın tarafı oldum. Dediklerime katılanlar oldu, karşı çıkanlar oldu. Günün birinde “şu ‘asker millet’ masalı, askerlikten pek hazzetmeyen ve askerliği pek de beceremeyen milleti dolduruşa getirmek için icat edilmiş galiba” dediğimde maruz kaldığım muamele ise bir hayli farklıydı. Muhataplarımın neredeyse hepsi, pek alışık olmadığım bir şiddetle itiraz ettiler.

Siyaset Ne İşe Yarar?

Beyin ne işe yarar? Hemen “ne var bunu bilmeyecek, düşünmeye yarar” demeyin. Biraz düşünün, evinizdeki kedinin de, hatta bahçenizdeki kertenkelenin de beyni var. Ama onlar sizin anladığınız manada düşünüyor filan değiller. İnsan beyninin beyin kökü denen bir bölümü var. Benzeri bütün sürüngenlerde de var. Onun üstünde bütün memelilerde var olan bir başka bölüm var. Kafatasınızın

Mebus Seçme Sınavı

Hayranlarından biri konserden sonra piyanisti yakalamış. “Üstat şahaneydi,” demiş, “bu kadar güzel çalmayı nasıl başarıyorsunuz?” “Kolay,” demiş piyanist, “doğru zamanda, doğru parmakla, doğru tuşa, doğru şiddetle basıyorum.” Piyanistin sırrı sahiden de bu. Ama verdiği sır, sizin de onun gibi çalmanıza yetmez. Futbolcunun işi piyanistinkinden de zor. Çünkü saha, klavyenin aksine, sınırlı sayıda bölgeye bölünmemiş. Arkadaşının

Yargının Halleri

“Benim yavrum büyüyünce doktor olacak, mühendis olacak” muhabbeti, yavrular büyüyüp bir şey olma yaşına geldiğinde, bir hezeyan halini alıyor. Anneler ve babalar çocuklarının, kendi hayal ettiklerinden başka bir şey olması ihtimaline bile katlanamıyorlar. Bazen annenin arzusu ile babanınki aynı olmayabiliyor da, çocuğun kendisinin bir hayali olması… O olacak şey değil işte. Ne de olsa delikanlıdır,

Devlet İşlemişmiş

Bozacı Demirel şıracı Özkök’e demiş ki, “O gün devlet işlemiştir. Devlet normal işledi diye bu konuyu seneler sonra gündeme getirmenin manasını anlamıyorum. Böyle yaparsanız, bundan sonra devleti işletemezsiniz.” Bunun üzerine Ertuğrul Özkök Demirel’e, 28 Şubata postmodern darbe dendiğini hatırlatmış. O da alışık olmadığı bir ses tonuyla, Özkök’e çok ilginç görünen bir laf etmiş: “O gün

Postmodern Darbe

28 Şubat ertesinde bir gün, Süleyman Demirel Köşk’te, “buradan bakınca Türkiye, sizin anlattığınız gibi görünmüyor” demişti. Daha önce Özal’ın oradan bakarken Demirel’in gördüklerini görmediğini biliyordum. Keramet Köşk’te değildi yani, Demirel’in gözlerindeydi. 28 Şubat Türkiye’nin sosyolojisinde, muhtemelen, 27 Mayıs ve hatta 12 Eylülden daha derin izler bıraktı. Misal, 28 Şubat öncesinde AB’ye kesinlikle karşı olan —1995’te

Erbakan

Burada ziyadesiyle yormuştu kendini, Erbakan’ı Allah yattığı yerde dinlendirsin. Sevenlerinin başı sağ olsun. Türkiye siyasetinin mevcut halini 12 Eylül zihniyetiyle yazılan mevzuata borçluyuz. Seçim barajını aşıp parlamentoya giren üç partinin üçünün de birer siyaset süpermarketi olmasında mezkûr mevzuat elbette müessir. Ancak bu tarz-ı siyaseti Türkiye siyaset sahnesine ilk çıkaran kişi rahmetli Erbakan’dı. Prototipi imal eden,