Ay: Nisan 2011

Alet Çantası

Toplumlar, içinden çıkamadıkları hallerde, aralarından birini öne sürüp, peşine takılırlar. Ergenekon destanı, bu toplumsal ruh halinin en iyi ifade edildiği metinlerden biri değil mi? Eğer çaresiz kalmışsanız, aranızdan biri de öne çıkamıyorsa, bir kurdun bile peşine takılabilirsiniz. Hani bildik deyiştir, en kötü karar, kararsızlıktır. Şartlar ağırlaştığında en kötü eylem de eylemsizliktir. Hareket edenin, şöyle veya

Kılıçdaroğlu’ndan Lider İmal Etmek

Fransız ordularının sırtı yerden kalkmıyordu. Napolyon’un komutasında Avrupa’nın tozunu attılar. Ordular aynı ordulardı. Sadece komutanları değişmişti. Napolyonların komutasında imkânsızı başaranların pek azını hatırlıyoruz. Napolyonların ise neredeyse her birini… Sadece askeri alandan söz etmiyorum. Siyasette, sanatta ve hatta iktisatta da birçok Napolyon yaşadı. Unutulması, ihmal edilmesi zor insanlardı hepsi. Hemen hepsini derin bir saygıyla hatırlıyoruz. Ama

AKP’nin Çin İşkencesi

ODTÜ’nün kampusu, o günün ölçülerine göre, şehrin bir hayli dışında kalıyordu. Şehir ile okul arasındaki ulaşımı, bakımlı otobüslerden oluşan bir filo sağlardı. Pencere altlarında kırmızı beyaz bantlar olan mavi 302’leri, o dönemde Ankara’da yaşayan herkes hatırlar. 1970’lerin ortalarına kadar bu otobüslerle son derece konforlu yolculuklar yaptık. Ayakta seyahat ettiğimiz de elbette oluyordu ama ayaktaki yolcuların

İktidarsızlığın Mükâfatı

Türkiye’nin en şaşaalı reklam ajanslarından biri, 2007 seçimleri öncesinde siyasi durumu tahlil ederken iki tespit yapmıştı. Birincisi, bir seçim öncesinde ilk defa olmak üzere, çok yoğun bir kararsızlık olduğu kanaatine varmışlardı. Hem de saflar aylar öncesinden netleşmişken, herkes kararını 27 Nisanda vermişken… Ne denir, yuh yani. İkinci tespit daha da vahimdi. Cumhurbaşkanını seçtirememiş olmak AKP’nin

Düzen İflas Etti, Sizi İsimlerle Oyalayalım

Seçmenler 1999’de parlamentonun üçte birini, 2002’de yarısını değiştirdi. Bunlar, parlamenter demokrasi tarihinde benzeri muhtemelen görülmemiş depremlerdi. Ama şimdi daha şiddetle sarsılıyoruz. Parlamentonun yarısı daha şimdiden, siz sandığa gitmeden, parlamento dışında kaldı. Bu iyi bir şey midir? Manasız bir soru sorduğumun farkındayım. Ama itiraf edin ki, benzer bir soru başka bir alanda sorulsa hiç de manasız

Listeler

Ben bu yazıyı yazarken partilerin aday listeleri netleşmiş değildi. Netleşmesini bekleyebilirdim. Ama lüzum yok. Listeler her nasıl gerçekleşirse gerçekleşsin, kimseyi tatmin etmeyecek. Tıpkı Fenerbahçe’nin kadrosu gibi, kim dışarıda kalmışsa onlar konuşulacak. Konuşup duracağız ama hepimiz aslında biliyoruz ki, kimlerin seçileceğinin ehemmiyeti yok. Falancanın yerine filancanın mebus olması, mebus olanların veya olamayanların hayatını elbette çok değiştirecek.

Ant İçirmek, Süt İçirmek

1993’te Cumhurbaşkanı olur olmaz, Demirel rektörlerden memleketin eğitimi hakkında birer rapor istedi. Yılmaz Büyükerşen’in raporunun video formatında olmasına karar verdik. Anadolu Üniversitesine yakışan buydu. Çağ değişiyordu ve artık yeni iletişim teknolojilerinin kullanılması gerekiyordu. Sonradan anlaşıldı ki, çağ değişse de Demirel aynıydı. İlle de kâğıt üzerinde bir şeyler istemişti. Biz de videonun senaryosunu kâğıda döküp yollamıştık.

İngilizlere Bayılıyorum

Saat, uzun süre, Avrupa medeniyetinin Kutup Yıldızı oldu. Erişilemez bir kusursuzluğun, mükemmelliğin sembolüydü. Erişilemezdi ama istikametimizi de ona bakarak belirliyorduk. Modelimizdi. Her kusursuz şey saat gibiydi ve her şey saat gibi mükemmel olmalıydı. Toplumlar bile. Hatta özellikle toplumlar. Kıta Avrupa’sında Aydınlanma saati idealize ederken, kusursuz düzeni temsil etmek için bir şey lazım olduğu her defasında