Ay: Mayıs 2011

Gevezeliği Bırakın, Bize Bahane Verin

Babamın hali vakti pek yerinde değildi. 74 Dünya Kupası başlamak üzereyken evin önünde duran pikaptan bir televizyon alıcısı inmesi sürpriz olmuştu. Babam bize kıyamamış, Dünya Kupasını seyredelim diye, üyesi olduğu işçi kooperatifinden, taksitle bir televizyon almıştı. İşçi kooperatifi ne marka cihaz satsın? Kutudan, National marka bir Japon televizyonu çıkmıştı. Sahip olana kadar böyle bir markanın

CHP Değil

İspanya’da iktidar, mahalli seçimlerde yenildi. Yenileceği az çok görünüyordu, ilgi çekici olan seçimin gidişatı veya neticesi değildi. Muhalifler dikkat çekici sloganlar kullandılar. Mesela “İspanya bir şirket değil, biz de köle değiliz” dediler. Mesela “buna demokrasi diyorlar ama değil” dediler. En hoşu, “para az değil, hırsız çok” dediler. Pankartlarda bu kadar çok “değil” ile karşılaşınca, acaba

Kamber

Meydanlarda Demirel’in ne işi var, Erdoğan Demirel’i gündemde tutmakla ne murat ediyor, anlamış değilim. Evet, Demirel’in ahali nezdinde zerre kadar kredisi yok. Evet, davetlileri ihtimamla seçilmiş düğünler dışında, herhangi bir kalabalığın arasına girme şansı yok hanidir. Ama bu haliyle bile, Erdoğan’a birkaç numara büyük gelir. Üstelik oturduğu yerden… Meydanlara bile çıkmadan… “Demek ki kambersiz düğün

Çalışıp Başbakan Olmak

Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’nun zeka dolu (!) atışmaları arasında Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın Hesap Uzmanlığı Sınavına girmeye bile cesaret edemeyeceğini söylemiş. Atışmaları yakından izlemediğim için anlamadım, Hesap Uzmanlığı Sınavı neden mühim. Onun yerine mesela Tıpta Uzmanlık Sınavına girsek veya avukatlık stajı yapsak, Kılıçdaroğlu’nu keser mi? İtham tuhaf. Müdafaa daha da tuhaf.  Erdoğan da cevaben “çalıştık, çalıştık, çalıştık, işte

Yerseniz

Misafirleriniz var diyelim. Onları, övgüsünü çok duyduğunuz bir restorana götürdünüz. İyi ki oraya götürmüşsünüz. Servis çok şık. Garsonlar iyi eğitilmiş. Ortam müthiş. Belli ki tasarımı için çok kafa yorulmuş, çok para harcanmış. Derken yemekler geldi. Restoran hakkındaki ilk intiba da buhar oldu. Çünkü yemekler berbat. Bir sonraki hafta, başka misafirleriniz geldi. Haklı olarak, onları başka

Siyaset Gibi

İzmir Körfezinin ağzını kapatmasın diye Gediz’in yatağı değiştirilmiş ya, siyaset dediğimiz faaliyet de, sosyal akıntıların yatağını değiştirmek için yapılır. Gediz dağlardan, bayırlardan taşıdığı alüvyonlarla, verimli bir ova yapar. İyi ki yapar. Yerinde kalsa bir işe yaramayacak olan incecik toprak tabakasını kıyıya yığar. İşe yarayan bir tabaka imal eder. Siyaset de, teker teker bakıldığında fertlerde mevcudiyeti

Bursa’nın Ufak Tefek (!) Taşları

Taşıdığı alüvyonlar İzmir Körfezinin ağzını kapatmasın diye, Gediz’in yatağı değiştirilmiş. Galiba Abdülhamit zamanında, nehrin denize daha kuzeyden ulaşması sağlanmış. Bursaspor taraftarların Beşiktaş’a duydukları öfke ırmağı da, Türkiye’de bir yığın şeyi tehdit ederek akmayı sürdürüyor. Ya yatağının veya muhtevasının değiştirilmesi gerekiyor. En başta Bursaspor olmak üzere, herkesin menfaatine olacak böyle bir değişiklik. Herkes de mutabık bu

Seçim mi Var?

12 Eylül sonrasında bir akşam, o yıllarda pek küçük olan yeğenim, annesine sormuş: “Hani iki adam vardı, her akşam televizyona çıkıyorlardı, ne oldu onlara?” Annesi kimden söz edildiğini anlamayınca, “hani, Karagöz ile Hacivat gibi iki adam” diye tarif etmiş. Demirel ile rahmetli Ecevit’in aniden kayboluvermesine mana verememiş, şaşırmış yumurcak. Demirel ile Ecevit sahiden Karagöz ile

Proce

Ben de elbette biliyorum, proje j harfiyle yazılır. Proce ise başka bir şey, arif olan anlamıştır. Sadece Erdoğan’ın gündeme sokuşturduğu malum şeyi kastetmiyorum, siyaset galerisinde sergilenen proje formatındaki her şey, olsa olsa proce olarak adlandırılabilir. Erdoğan’ın procesinin muhtevasını tartışabiliriz. İstanbul’da Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaparken —şehrin aşırı büyümesi yüzünden— vize lafları eden bir adamın, Başbakanlık koltuğuna