Aylar: Temmuz 2011

Yapmam / Yapılmamalı

Tek perdeden müzik olmaz. Ama parmaklarınızı perdeler arasında rastgele gezdirdiğinizde de müzik olmaz. Yani ki, teknik tabirle söyleyecek olursak, çeşitlilik gerek şarttır ama yeter şart değildir. Sesler nasıl dizilirse bir şarkı olur, nasıl dizilirse olmaz? Bu işin muhtelif kuralları var ve besteci de bu kuralları bilir. Hangi malzemenin hangi oranlarda bir araya getirilmesiyle lezzetli bir

İki Nokta Arasında…

Hoca saz çalmaya heveslenmiş. Sol elini bir perdeye sabitledikten sonra, mızrabı tellere vurmaya başlamış. Dinleyenler çekine çekine, “Hoca,” demişler, “başkaları sol ellerini perdelerde gezdirip dururlar.” Hoca bilmiş bir edayla cevaplamış: “Onlar benim bulduğum perdeyi arıyorlar.” Devlet her konuda, âlemin arayıp durduğu perdeleri bulmuştu. 1920’lerde bir devletin böyle davranmasında anlaşılmaz bir şey yok. Hele Türkiye gibi

Türkiye’de Kürt Sorunu Yok…

…Devlet sorunu var. Ali Saydam, Deniz Ülke Arıboğan’ın bir süre önce kendi enstitülerinde yaptığı bir konuşmadan ve sorulara verdiği cevaplardan söz etmiş. Sayın Arıboğan’ın “sınırsız şeffaflık olmaz” yargısına katılıyorum. Ancak verdiği misaller bence çok tartışmalı. Amerikalıların Irak’ta, Rusların Gürcistan’da verdikleri kayıplar ile bizim Güneydoğuda verdiğimiz kayıplar aynı kefeye konamaz. Arıboğan’ın, tanıdığım kadarıyla, beni rahatsız edecek

İşi Uzmanına Havale Etmek

Üç psikolog, bir psikiyatr, bir öğrenci, bir pedagog, bir ev kadını ve bir ressamdan oluşan sekiz kişi, ayrı ayrı, halüsinasyon işittiklerini söyleyerek, bir kliniğe müracaat ederler. Aslında hiçbir rahatsızlıkları yoktur. Kendilerine, kliniğe kabul edildikten hemen sonra, bir rahatsızlıkları kalmadığını söylemeleri ve normal davranmaları tembihlenmiştir. Öyle yaparlar. Ancak en erken çıkan bile klinikte yedi gün kalmak

Önce İnanırız

Yıllar önce üniversitede bir panelde, “eğer Eğitim Fakültelerinde bilgisayar becerileri kazandırılmazsa, inanıyorum ki biz bu maliyetli hizmet-içi eğitimlerle problemi çözmek için beyhude uğraşıp duracağız” mealinde bir laf ettiydim. İzleyicilerin arasında yer alan bir profesör, hiddetle, “burası üniversite, bu çatının altında inanmak olmaz, bilmek olur” filan diye kükrediydi. Gülümsemiştim. Çünkü oradaki hemen herkes biliyordu ki, kendisi

Fotoğrafa Bakmak

Futbol, şike hakkında konuştuğumu zannedebilirsiniz. Öyle değil. Bizi konuşmaya çalışıyorum. Kafamızın nasıl çalıştığını… Fotoğrafa bakıyor ve Fenerbahçe’nin Türk futbolunda işgal ettiği yeri görüyoruz mesela. Eğer Fenerbahçe düşer, bu kadar geniş bir alan boşalırsa? Kıyamet… Fenerbahçe düşerse futbolda kıyamet kopacağı neticesine varmamıza sebep olan bütün veriler doğru. Fenerbahçe çok kıymetli. İslam Çupi’nin bir vakitler yazdığı gibi,

Yaşa Fenerbahçe

Söylemiştim, ben Beşiktaşlıyım. Beşiktaşlı olmaktan memnunum. Elbette elli yıldır canımı sıkan çok şey yaşadım. Beşiktaşlı olmasam yaşamayacaktı olduğum üzüntüler, hayal kırıklıkları, öfkeler yaşadım. Beşiktaş’ın bana yaşattığı sevinçler filan herhalde daha seyrekti. “Herhalde” diyorum, çünkü çok da iyi bilmiyorum. Çünkü bu tür muhasebeler üzerinden Beşiktaşlı olunmaz. Herhalde Trabzonsporlu veya Burdursporlu da olunmaz. Mehmet Özdilek’in Oğuz Çetin’den

Şike

Soruşturmanın ne gibi dayanakları var, iş nereye varır, bilemiyorum. Ama kendi hesabıma, kendisini tanımasam da, mesela Korcan’ın hem şike yapıp hem de —bir çocuğun bile yemeyeceği— o golü yiyebileceğine hiç ihtimal vermiyorum. Eroin satıcısının gazeteye ilan vermesi gibi bir şey olur bu. Kimse o kadar aptal değil. Dikkat isterim, ortalıkta mide bulandırıcı bir şey yok