Kaynaklarımızı Bir Kullanırsak

Türkiye’nin muhtelif şehirlerinde, muhtelif zamanlarda araştırma yapanlar bilir, hemen hiçbir konuda mutabakat bulmak kolay iş değildir. Bir konu hariç: Her şehrin öyle kaynakları vardır ki, doğru kullanılırsa şehir uçacaktır.

Nelerdir bu kaynaklar? Ya bir arkeolojik kalıntı, ya bir yer altı zenginliği veya yöre mutfağı gibi yöreye has herhangi bir şey. Neden kullanılmazlar? Ya cehalet, ya tembellik veya düpedüz hainlik yüzünden.

***

TÜSİAD’ın Vizyon 2050 Türkiye raporunun açıklandığı toplantıda, projenin eşbaşkanı Samuel A. DiPiazza da, mealen, “elindeki kaynakları kullanabilirse, Türkiye 21. yüzyılın kritik aktörü olabilir” demiş. Ne güzel. Elbette onca diploma sahibi adam, biz kasabalılar gibi yavan laflar etmeyecek. Sadece kaynakları kullanmaktan söz etmemiş, rekabetçi kullanmaya vurgu yapmış.

Anlaşılan o ki, sayın DiPiazza’nın bizden farkı da bu kadar bir şey. Kafası, kasabasındaki filanca kaynaklar doğru kullanılırsa her şeyin yoluna gireceğinden hiç şüphesi olmayan, bütün cevapları bulmuş herhangi bir kasabalı gibi çalışıyor. Mesela daha az kaynakla daha çok sonuç almanın yolunu bulmamız gerektiğini söylemiş hepimize. Ben bir Endüstri Mühendisiyim. Yani uzmanlığım daha az kaynakla daha çok sonuç alma üzerine. Sahip olduğum diploma hayatımı hep çok kolaylaştırdı. Çünkü daha az kaynakla daha çok sonuç almanın büyüsü, toplumu Endüstri Mühendislerine karşı son derece olumlu koşullandırmış durumda.

İyi de, insanlığın başı, son derece az kaynakla lüzumundan çok sonuç alıyor olmak yüzünden fena halde derde girmiş durumda. Bütün gövdesi plastikten mamul olan ilk uçak da geçenlerde törenle müşterisine devredildi işte. Yani demire mesela, yakında hiç ihtiyacımız kalmazsa şaşırtıcı olmayacak. O uçakları zaten çok daha az insan gücüyle üretiyoruz. Ve saire.

“Verimi artırmayalım artık” filan diyor değilim. Elbette artıralım. Kıt tabii kaynakları ve insan gücünü, gerekirse hiç kullanmadan her şeyi yapalım hatta. Ama bunu mevcut kafayla yaparsak başımızın dertten kurtulmayacağını görebilmemiz için daha neler yaşamamız gerekiyor?

***

Kafamızı değiştirmemiz gerektiğini DiPiazza da söylemiş. Nasıl söylemiş? “Teknolojinin o kadar önemli olmadığını fark ettiğimizi” belirterek başlamış. Düşünme şeklimizi değiştirmemiz gerektiğini ifade etmiş. Bence —bu kadar aydınlık ve net bir kafaya sahip biri olarak— düşünme şeklimizi nasıl değiştirmemiz gerektiğini de söyleseydi, bundan böyle artık nasıl düşüneceğimizi açıklayıverseydi de bizi uğraştırmasaydı, ne iyi olurdu.

Önce DiPiazzaların düşünme şeklini değiştirmesi gerekiyor. Ama bildik laftır, önyargıları yıkmak, atomu parçalamaktan zordur. Dolayısıyla böyle bir ümide bel bağlayamayız. Şöyle olacak. DiPiazza’lar sahneden çekilecekler, yerlerine aynı önyargılarla zehirlenmemiş birileri gelecek. Evrim böyle işler. Dinozorlar evrimleşip memeli olmaz. Dinozorlar yok olur, meydan memelilere kalır.

Ne yazık ki, o da kolay iş gibi görünmüyor. Çünkü DiPiazzalar, yani hepimiz, yeni yetişen nesilleri kendi tuhaf önyargılarımızla zehirleyip duruyoruz. Miadını çoktan doldurmuş salakça ezberlerimizi kürsülerden çocukların üzerine boca ediyoruz. Bizi yeterince hassasiyetle tekrar edemeyenleri sınıfta bırakıyoruz. Dolayısıyla sadece bize yeterince benzeyenler mezun olup DiPiazzaların boşalttığı koltuklara oturma şansı bulabiliyor.

Kötümserlik yaymaya çalışıyor filan değilim. Ben iflah olmaz bir iyimserim. Hayat elbette bir çıkış bulacak. DiPiazza’nın zannettiği gibi, bilmem kaç milyar insanın şöyle yaşayacağı bir dünya planlamakla filan olmayacak bu. Planları öyle adım adım gerçekleştirmekle hiç olmayacak. Spazmlarla, sancılarla olacak. Bir gelecek yapılmayacak, doğurulacak.

Umarım DiPiazzalar ebelik yapma fırsatı bulamayacaklar.

Cemalettin N. TAŞCI