Aylar: Ekim 2011

Araplar Ne Yapsa Kabahat

Libyalılar Kaddafi’yi linç etmişler ya, bizim medeni çocuklarda bir afra, bir tafra, bir kibir. Neymiş, bu bedevilerden bir halt olmazmış. Biz ne kadar farklıymışız, filan. Eğer kimden bir halt olacağına böyle karar verileydi, Bin Ladin’i yakalayabilecekken öldüren, Guantanamo’da olmayacak insanlık ihlalleri yapan Amerikalılar hesaba bile giremezdi. Kendi vatandaşlarını bombalayıp suçu Korsikalı ayrılıkçılara yıkmayı planlayan, üstelik

Van Hakkında Konuşmak

Bush ikinci defa seçiliyordu ve Florida’da oyların sayımıyla ilgili bir anlaşmazlık vardı. Tam da seçim ertesinde, tesadüfen Florida’daydım. Hangi kanala zıplarsanız zıplayın, birbirine benzeyen insanlarla karşılaşıyordunuz. Ciddi ifadelerle uzun ve derin tahliller yapıyorlardı. Tuhaf, mana veremediğim bir aşinalık hissetmiştim. Aradan birkaç gün geçti. Miami havaalanında bizi Türkiye’ye getirecek uçağı beklerken, bir Yahudi din adamıyla karşılaştım.

Genleriniz Sizin, Hakları Kimin?

Sloganı “Çünkü hürriyet kendisini müdafaa edemez” olan Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği, Myriad Genetics’e karşı açtığı davayı temyiz edeceğini açıkladı. 29 Temmuz’da yerel mahkeme, Myriad Genetics’in BRAC1 ve BRAC2 genleri üzerindeki patent haklarını teslim etmişti. Patentlerin suistimaline karşı kurulmuş bir vakıfla işbirliği yapan Birlik, işin peşini bırakmayacağını, gerekirse davayı en üst mahkemeye kadar taşıyacağını söylüyor. Mevcut

Trendeki Memleketim

Ekspres daha Bostancı’ya varmadan, yirmili yaşlarının sonlarındaki iki genç restorana hareketlendiler. Tuhaf, hatta çirkin denecek kılıkları vardı. Bir iki adım önden yürüyen, ikide bir arkasına dönerek, abartılı jestlerle, tuhaf bir lisanla, bağıra çağıra konuşuyordu. Sonradan anlayacaktım ki jestler, trende yalnız seyahat eden genç kızların envanterini çıkarmak amacıyla vakit kazanmak içindi. Gözler, radar gibi etrafı tarıyordu.

Gerçekçi Ol, Mümkün Olanı İste!

Kendisini çıplak gözle görene kadar, Çin Seddi’nin Hun akınlarını durdurmak kastıyla yapılmış olduğu hikâyesinden şüphe etmek için bir sebebim yoktu. Artık var. En hafif tabiriyle söyleyecek olursak, ortada orantısız bir şeyler var. Duvar, engelleyebileceği hasar ile kıyas kabul etmeyecek kadar yüksek bir sosyal ve iktisadi maliyete yol açmış olmalı. Yine de yüzlerce yıl boyunca eklentiler

Karayılan’ın Bencilliği, Erdoğan’ın Bencilliği

Bildik kıssadır ama hatırlatmama izin verin. Adam cennete götürülürken, “cehennemi bir görmek isterdim” demiş. Meleklerin rehberliğinde cehennemin kapısına kadar gidilmiş. İçeriye göz atan adam, her damağa uygun yemeklerle donatılmış uzun masalar görmüş. Masaların iki yanında, avurtları çökmüş insanlar, can havliyle karınlarını doyurmaya çalışıyorlarmış. Ancak kollarına bağlı uzun saplı kaşıklarla önlerindeki yemeklerden —döke saça da olsa—

Anayasa Yapmak

Rivayeti bilirsiniz, Michelangelo’ya heykellerini nasıl yaptığını sormuşlar. “Mermer bloğunu alıyorum, heykele ait olmayan kısımlarını yontuyorum, geriye heykel kalıyor” demiş. Michelangelo soruyu soranla eğlenmiş besbelli. Ama pek farkına varmış gibi görünmüyoruz. Galiba herkes mermer bloklarının sahiden heykeller barındırdığını varsayıyor. Elimize geçirdiğimiz ne varsa, orasından burasından yontuyoruz. Yoruluyoruz ya, ortaya heykel çıktığını zannediyoruz sahiden. Mesela orada bir

Cumhuriyetin Performansı

Mustafa Kemal bir Osmanlı paşasıydı. İnsanlık tarihinin en büyük ayıbı olan Cihan Harbinden Türkiye’yi sakınmayı beceren İnönü Osmanlı paşasıydı. İlk seçimde evet, hile yapmıştı ama ikincisinde efendice yenilmişti. Hatta daha sonra partide iktidarı kaybetmeyi bile içine sindirebilmişti. Cumhuriyet projesini evcilleştirme projesinin ihalesini alıp, bu işi hakkıyla yerine getirmeye çalışan Bayar bir Osmanlı aydınıydı. Daha saymayayım.