Ay: Aralık 2011

Reyting Filan

Bir dönem, Ankara’da bir danışmanlık şirketinde çalıştım. Şirketin sahibi, sabahları koltuğunun altında Resmi Gazetelerle gelip “Hoca, bak Devlet İstatistik Enstitüsüne, Enerji Bakanlığına ve Orman Müdürlüğüne para aktarılmış. Buralara birer proje hazırlasak” filan gibi laflar etmeye başladığında, sadece onun deformasyona uğradığını düşünmüştüm. Üniversiteye döndüm. Merkezi Brüksel’de olan şirketleri temsilen genç insanlar gelmeye başladılar. Şirketlerini, diyelim uzaktan

Zıvanadan Çıkmak

1997 yazında NASA, Pathfinder adlı aracını Mars’a indirdi. İzleyen haftalarda dikkatler —belki de Wells’in “Dünyalar Savaşı”nın radyo oyunu olarak yayınlandığı 1938’den sonra ilk defa— Mars’ın üzerinde yoğunlaştı. Aynı dönemde şekerleme firması Mars’ın satışlarında, beklenmedik bir patlama gözlendi. Şimdi desem ki, “Mars Şekerleme, satışlarını artırmak amacıyla NASA’nın Mars Misyonunu tezgâhlamış, kamu kaynaklarını kirli kâr emelleri için

Fransa’nın İşleri

Bizim uydularımızı uzaya Fransızlar yolladı. O dönemde başka abur cubur da aldık Fransızlardan ve Fransız televizyonlarına birinci haber olduk. “Türkler Fransa’nın batmakta olan aerospace endüstrisini kurtardılar” diye… Herhalde batmaktan kurtaramamışızdır, olsa olsa batışı biraz ertelemişizdir. Çünkü malum, uydularımızın birini uzayda kaybettiler. Yani bizden başkasına bir şey satabilmiş olmaları şüpheli. Nereden çıkmıştı bu, kimsenin itibar etmediği

Erdoğan’dan Sonra

Normal ülkelerde, Başbakanlık koltuğunda oturan şahsın sağlık durumunun herkesi ilgilendirdiği söylendi durdu. Eğer ortada ciddi bir risk varsa, kamuoyunun bunu bilmesi herhalde gerekir. Peki, neden bilemiyoruz? Bu konudaki spekülasyonların bini bir para. Yenilerine ihtiyacımız olduğunu zannetmiyorum. Zaten çok daha naif bir açıklamam var. Erdoğan, hasta olmaktan, “hastayım” demekten utanan biri olabilir. “Olur mu öyle şey

Bilimden Elinizi Çekseniz

Kepler uydusu, Voyager, derken CERN’deki büyük deney. Bilim âleminde heyecan verici işler olup dururken Türkiye’de melelerin diyanette görevlendirilmeleri gündeme geldi ya… “Tam Yılmaz Özdil’lik,” dediydim kendi kendime, “memleketin diplomalı cahillerinin ezberinde altyapı da hazır nasılsa. Yazanın da, okuyanın da düşünmesine ihtiyaç olmayan, ‘Âlem aya biz yaya’ kıvamında bir yazı düşer artık.” Şöyle bir ezberden söz

Özür, Arınma, Yücelme ve saire

Chip ve Dan Heath, Switch adlı kitaplarının başında bir deney anlatıyorlar. Rastgele seçilmiş bir grup seyirciye, sinema salonuna girmeden önce patlamış mısır hediye ediliyor. Ancak patlamış mısırlar, kasten, neredeyse yenmeyecek kadar berbat. Üstelik kimsenin bitiremeyeceği kadar büyük kovalarda sunuluyor. Dahası, hepsi lüzumundan büyük olsa da, seyircilerin bir bölümüne verilen kovalar, diğerlerine verilenlerden de büyük. Paketler

Gezegen

Michio Kaku, kitaplarının birinde, sicim teorisi konusundaki çalışmaların günün birinde çok işe yarayacağını ima etmişti. Gün gelecek, kâinatın başından bu yana açılmakta olan dört boyut kapanmaya, kapanmakta olan altı boyut ise açılmaya başlayacaktı. İşte tam o sırada, medeniyetimizi açılmaya başlayan boyutlara kaçırmak gerekecekti. Kaku ta o günleri düşünüyordu yani. Şaka gibi. Yarın bir savaş çıkar

Kültür Mühim Şey

Avrupa’da bir A ülkesi var, nüfusunun yaklaşık % 12’si organ bağışçısı. Bir de B ülkesi var, organ bağışçısı oranı % 99,9. Sizce iki ülke arasındaki bu muazzam farka yol açan nedir? Everything is Obvious adlı kitabında anlattığı kadarıyla, Watts öğrencilerine bu soruyu sormuş. Yazıyı gazeteye yolladıktan sonra derse gideceğim ve ben de öğrencilerime soracağım. Onlar

Akıntıya Karşı

Kenan Erginoğlu ile Hasan Çalışlar’ın seçili işlerinden oluşan kitaptan, Serdar Akinan’ın dünkü yazısı sayesinde haberim oldu. Kitabı henüz görmedim. Akinan’ın “yerim olsaydı, yazının virgülüne dokunmadan burada yayınlamak isterdim” dediği, Uğur Tanyeli’nin giriş yazısının tamamına da erişemedim. Ama Akinan’ın alıntıladığı kadarıyla bile heyecanlandım. Kitabı edinmeyi bekleyemeyeceğim. Eğer doğru anladıysam, şöyle bir halden şikâyet ediyor Tanyeli: Sırf