Reyting Filan

Bir dönem, Ankara’da bir danışmanlık şirketinde çalıştım. Şirketin sahibi, sabahları koltuğunun altında Resmi Gazetelerle gelip “Hoca, bak Devlet İstatistik Enstitüsüne, Enerji Bakanlığına ve Orman Müdürlüğüne para aktarılmış. Buralara birer proje hazırlasak” filan gibi laflar etmeye başladığında, sadece onun deformasyona uğradığını düşünmüştüm.

Üniversiteye döndüm. Merkezi Brüksel’de olan şirketleri temsilen genç insanlar gelmeye başladılar. Şirketlerini, diyelim uzaktan öğretim konusunda uzman bir kuruluş olarak tanıtıp başlıyorlardı. Ama görüşmeden sonra, tam salonu terk ederken “Türkmenistan’da içme suyu konusunda görüşmemizi tavsiye edebileceğiniz birileri var mı” gibi sorular soruyorlardı. Besbelli, Brüksel’den çıkan paranın varacağı yeri bilmekten gayrı bir uzmanlıkları yoktu.

Sadece Ankara’daki genç patronun deformasyona uğramış olmadığını, dünyanın çivisinin çıkmış olduğunu, o dönem anladım.

***

Dünyanın çivisinin çıkmış olduğunu öğrenmiş olmam çok işe yaramadı. Futbol kulüplerinin, onu yönetenler, orada görev alanlar ve futbol oynayanlar, futboldan şöyle veya böyle ekmek yiyenler için, benim bildiğimden çok farklı manalar taşıdığını tahmin etmeliydim mesela. Onca paranın mekanizmayı deforme edeceğini tahmin etmeliydim. Hadi tahmin edemedim, anlayınca şaşırmamalıydım. Şaşırdım.

Sonra, geçenlerde, gazeteci bir arkadaşım, reyting skandalında aysbergin görünen kadarına takılıp kaldığımızı söyledi. Ona göre, denetim şirketi ve şirketi denetleyenler eğer yakışıksız şeyler yapmışlarsa, hepsi devede kulaktı. Aslında birkaç güçlü televizyon kanalı ile birkaç güçlü yapım şirketinin kurduğu devasa bir tezgâh vardı. Öyle bir tezgâh ki, onca gürültü koparan şike skandalı bile onun yanında sönük kalırdı.

Tanıdığım oyuncular ve yapımcılardan edindiğim bilgilere göre abartılı bir tablo gibi görünse de, işin denetim kısmını bilen tanıdıklarımın söyledikleri, gazeteci arkadaşımın çizdiği tabloya çok yabancı görünmüyordu. Öyle veya böyle, büyük ölçekli bir şeyler dönmüştü. Onlarca milyar doların döndüğü bir sektörde, paranın rotasını belirleme işinin, elinde kumanda olan birkaç bin vatandaşa bırakılmayacağını tahmin etmem gerekirdi. Tahmin edememiştim.

Böyle zor şey, zihinsel kodu güncellemek.

***

Toffler, ikinci dalga dediği sanayi medeniyetinin saklı kodu olarak altı madde sayar. Hepsi birbirini destekleyip besleyen bu altı maddenin biri yoğunlaşma, bir başkası merkezileşmedir.

Para, hanidir, olağanüstü bir yoğunlaşma içinde. Dünyanın neresinde piyasaya çıkarsa çıksın, birkaç havuzda toplanıyor. Üstelik, piyasaya çıkması ile nihai havuzuna kavuşması arasındaki süre olağanüstü kısaldı. Yükseköğrenim kredisi olarak Urfa’da bir öğrencinin hesabına yatırılan paranın çokuluslu şirketlerden birkaçının kasasına ulaşması için birkaç adımdan fazlası gerekmiyor.

Bütün bu olup bitenleri insanın kokuşmuşluğuyla, denetimin yetersizliğiyle, kapitalistlerin doymazlığıyla filan açıklamak bir tercih. Benim tercihim başka. Aşırı yoğunlaşmanın yol açtığı arazları, aşırı merkezileşmeyle aşmaya çalışmaktan kaynaklanıyor bunlar. Birisi diğerinin panzehiri gibi gösteriliyor olsa da bakmayın siz, paranın yoğunlaşmasına yol açan dinamikler ile merkezi dışsal denetim mantığı aynı zihinsel kodun ürünü.

Zihinsel kodu değiştirmeden, taraftarları kulüp yönetimlerinin karşısında, televizyon izleyicilerini yapım şirketlerinin karşısında güçlendirmeden, bu açmazı aşmak kabil değil. Ama size, denetim şirketlerini denetleyen bağımsız denetçi kuruluşlar servis edilecek. Zaten siz de, manipülasyona açık taraftarları, izleyicileri devre dışı bırakan, daha merkezi, daha sızdırmaz, daha bağımsız, daha güçlü denetim mekanizmaları talep ediyorsunuz ki, suiistimal filan olmasın, öyle değil mi?

Böyle zor şey, zihinsel kodu güncellemek.

Mutlu yıllar.

Cemalettin N. TAŞCI