Birlik ve Beraberliğe Bu Kadar İhtiyacımız Varken

Hani Ankara Savaşından sonra Timur’un Bayezid’e “Allah dünyayı senin gibi bir kör ile benim gibi bir topala bırakmış” dediği rivayet edilir ya, Türk futbolunun şimdilerdeki hali daha acıklı. Aydınlar ile Demirören’e kalmış, ne diyeceksiniz.

***

Birisi Federasyon Başkanı olduğu günden beri sızlanıp duruyor. Bize teklif ettiği reçete az çok belli: Bir ölçek görmezden gelme, bir okka sabır, bir tutam ilkesizlik, bolca birlik beraberlikle yoğrulacak… Neticede kimsenin damak tadına uygun olmayan yemeğe herkes cömertçe ödeme yapacak —ki Aydınlar eşsiz beceriksizliğine rağmen, Türk futbolunu kaostan kurtaran adam olacak.

Öbürü daha vahim. Kaç yıldır Beşiktaş başkanı, kaç yıldır sızlanıyor. Onun harcadığı kaynağın onda biriyle Hollanda, Portekiz kulüpleri Avrupa’da ses getiriyor. Sanki Beşiktaş’ta başkanlığın hakkını vermiş gibi, şimdi bir de Kulüpler Birliği Başkanı oldu. Ne kadar iyi niyetli, ne kadar fedakâr olduğunu, ne kadar çok çaba harcadığını anlatıp duruyor.

***

Yeterince karmaşıklaşmış her toplumun olduğu gibi, Türkiye’nin de bir yığın kıymetli koltuğu var. Oturanlara kıymet katan koltuklar… Tabii olarak, o koltuklara oturmak için bir yarış oluyor. Normal şartlarda, bu yarış sırasında yarışçılar, koltuğu işgal etmek için gereken vasıfları kazanırlar. Koltuğa oturduklarında da, bir yandan kendileri kıymet kazanırken, bir yandan da oturdukları koltuğa kıymet katar, toplumun zenginleşmesini sağlarlar.

Türkiye’de genellikle böyle olmuyor. Yarışçılar adil bir rekabet içinde, kendilerini geliştirmeleri gereken bir yarışa girmek zorunda kalmıyorlar. Babalarının paraları, yakınlarının kudretleri filan gibi alakasız parametreler tayin edici oluyor. Bazen de koltuğa bir ateş topu düşmüş oluyor, kafası yeterince çalışanlar o ateşin üzerine oturmaya yanaşmıyor. Neticede koltuğa, o koltuğun gerektirdiği vasıfların hiçbirine sahip olmayan birileri oturuyor. Oturdukları koltuğa bir kıymet katmak bir yana, onu değersizleştiriyorlar.

Onları teşhis etmek çok kolay. Eğer aynı gemide olduğumuzdan, birlik ve beraberliğe duyulan ihtiyaçtan söz etmeye başlamışlarsa, bilin ki kendileri bile farkına varmışlar, oturdukları koltuğun hakkını vermekten aciz olduklarının…

***

Her yerde, küçücük bir atölyede bile, menfaatleri birbirininki ile çelişen yığınla taraf olur. Hele futbolda…

Taraflara kendi menfaatlerinden vazgeçmeleri için yalvarmakla çözülmüş bir tek mesele yok tarihte. Hatta herkesin kendi menfaatinden vazgeçmesini sağlayacak zecri tedbirler bile iş görmez. Maharet, herkesin menfaatinin, başkalarının menfaatleri tarafından sınırlanıp dengeleneceği sistemler ve çözümler üretmek. Yöneticilik dediğin şey bunun için var. Futbol Federasyonu filan da… Yoksa, yani herkes her problem çıktığında kendi menfaatlerini terk ediverebiliyor olsa, ne lüzum var Federasyona, başkanına, filan?

Aydınlar’ı, Demirören’i sevenler herhalde vardır —elbette sevilecek yanları da çoktur. Haksızlığa uğradıklarını düşünenler bile mevcut olabilir. Hallerine üzülenler daha çoktur. Ama —zahmet edip uzaktakilere, düşmanlarına filan ulaşmaları lazım değil— en yakınları arasında bir araştırma yaptırıversinler bakalım, herhangi bir problemi çözebileceklerine inanan kimse var mı? Herhangi biri —mesela haklarını korumak için— yardıma ihtiyaç duysa, onların kanatlarının altına girmeye razı olur mu?

Biz yarışacağız, dövüşeceğiz kardeşim. Bu rekabetin enerjisinden herkes için fayda üretebilecek kabiliyetlere sahip değilseniz, boşaltın koltuklarınızı. O koltukların hakkını verecek olanlar otursun.

Cemalettin N. TAŞCI