Şeytan İşi

Hıristiyanlık Avrupa’ya hicret ettiğinde, bir yığın mahalli inanç unsuruyla bir bulamaç haline getirildi —hep öyle olur. Mesela Hıristiyanlığın kadınsızlaştırılması da o süreçte gerçekleşti.

Bilmem artık o süreçte eklenen şeylerden biri miydi, yoksa bu topraklardan ihraç edilen malzemenin arasında mıydı, Avrupa Hıristiyan kavrayışına göre iyi özne kötülük, kötü özne iyilik yap(a)maz. Şu meşhur Şeytan Paradoksu da bu kavrayış yüzünden ortaya çıkar. Öyle ya, katıksız iyi olan Allah aynı zamanda sınırsız güçlüyse, iyi insanların başına kötü şeylerin gelmemesi gerekir.

Buna mukabil İslam’da hayır da şer de Allah’tan. Dahası, İslam kavrayışına göre, bizim hayır sandığımızda şer, şer sandığımızda da hayır var.

***

İnanan var, inanmayan var, farkı Allah’ı işe karıştırmadan, laik terimlerle formüle etmek de mümkün. Avrupalı dünya kavrayışına göre bir özne ya iyi veya kötüdür. İyiyse kötülük yapamaz, kötüyse iyilik. Kötü bir öznenin iyilik gibi görünen bir davranışına şahit olabilirsiniz, ama bilmelisiniz —zaten de bilirsiniz— ki, işin içinde bir hinlik vardır. Kim bilir hangi habis emelleri için yapıyordur o yaptığı işi. Bu topraklarda ise, ne yaparsanız yapın iyi neticeleri de olur, kötü neticeleri de diye bakılır(dı) dünyaya.

Kavramlar öyle teker teker gezmez. Genellikle bir paket halinde dolaşırlar. Eğer iyi özneden bir kötülük gelmeyeceğine inanıyorsanız söz temsili, iyi bir öznenin olabildiği ölçüde güçlendirilmesi de tercih edilir. İyi öznenin güçlendirilmesi, çünkü —ne kadar güçlüyse kötülüğün hakkından o kadar muvaffakiyetle geleceğinden— herkesin menfaatinedir. Dolayısıyla Batılı kavrayışa göre, güçlü merkezler inşa etmek faydalıdır. Kudretin merkezileşmesi ve yoğunlaşması iyidir.

Pakette daha birçok unsur var elbette, ama biz şimdilik ihtiyacımız olan birinden daha bahsedelim, kâfi. Kötülük mutlaka kötü bir özneden neşet ettiğine göre, şartların bu işte bir dahli olmaz. Özne iyi olsun yeter ki, çok elverişsiz şartlarda bile kötülüğe yol açmaz. Buna mukabil, kötü özneleri ortadan kaldırmaktan gayrı çare yoktur. En azından etkisiz hale getirmemiz gerekir ki, kötülüğü de ortadan kaldırabilelim.

Bu topraklarda ise aşırı güçlü merkezler hoş şeyler olarak algılanmamış. Katlanılması gerekmişse katlanılmış ama sevilmemiş. (Aslında bu topraklarda kötülüğün, kudretin aşırı merkezileşmesinden kaynaklandığına inanılır. Ama bu kavrayışın temelinde ölçü gibi başka kavramlar da var, oraya girmeyelim.) Ve kötülük, genellikle, kötülüğe sebep olan öznelerin ıslah olmazlığıyla da açıklanmamış. İlle de Allah’tan başka bir sebep gerekmişse, şartlar mesul tutulmuş. Dahası, kötülüğün ortadan kaldırılabileceği hayal bile edilmemiş (ne de olsa kötülük de Allah’tan).

***

Besbelli ki, Erdoğan’ın dostları çok batılı —dini terimlerle söyleyecek olursak çok Hıristiyanca— bir gözlükle bakıyorlar dünyaya. Erdoğan iyi özne, Ergenekon kötü özne. Erdoğan kötülük yapamaz, Ergenekon ise iyilik. Ergenekon’un bu milletin başına sardığı onca çorap, Ergenekoncuların kötülükleri yüzünden. Onların hakkından gelebilmek için Erdoğan’ı güçlendirmek gerekir —daha ne kadar güçlendirilebilir o da ayrı mevzu ya… Kötü özne Ergenekon’u ortadan kaldırırsak selamete ereceğiz. Bu iş mubah olmaktan da öte, elzem bir iş. Bir tür farz yani.

Öteki tarafın farkı yok, onlara göre de Erdoğan kötü özne. Hiçbir iyilik yapamaz, ortadan kaldırılması gerekir. Bu amaçla, lazımsa, güçlü —hatta eğer gizlilik gücüne güç katacaksa, gizli— örgütler bile kurulabilir… Ama unutmamak lazım, Erdoğan’ın temsil ettiğini düşündükleri her şeyi imha etmeye yeminli olanların, zaten yerlilik veya Müslümanlık gibi iddiaları yok.

***

Bu toprakların kavram haritası daha sağlıklıymış gibi görünüyor. Bilmem artık bu toprakların gözlükleriyle baktığımdan mı bana öyle görünüyor. Ama şunu biliyorum, memleketin siyasetinde, bu topraklara ait kavram haritası bütünüyle tedavülden kalkmış halde.

Cemalettin N. TAŞCI