CHP AKP’den Ne Öğrenecek?

Ahmet Altan geçenlerde CHP’liler üzerine bir yazı yazdı. Bir paragraflık uzun bir cümleyle tanımladı CHP’lileri. Altan’ın tanımına da, “çoğunluğu iyi eğitim görmüş milyonlarca insanın enerjisinin neden tıkanıp kaldığı sorusunun cevabını bulmadan Türkiye’nin kolay kolay huzur bulmayacağı” tespitine de katılıyorum. CHP’lilerin kendilerini yenen rakiplerinin nasıl galip geldiklerini anlamakla işe başlamaları gerektiği tespitine de itiraz etmeyeyim. Ama AKP’nin nasıl başarılı olduğu konusundaki teşhislerine katılmam mümkün değil.

AKP’nin başarısını hikâyelendirmeye kalkan hemen herkes benzer şeyler söylüyor. Altan’a göre AKP’liler, bir vakit önce, oldukları halleriyle kazanamayacaklarını anladılar. Önce kendilerini, sonra da Erdoğan’ın kişisel karizması sayesinde kitlelerini değiştirdiler. Bir zihinsel devrim yaşadılar yani.

Böyle şeyler olabilirdi. Olsaydı, bence memleket için ne iyi olacaktı. Ama ne yazık ki olmadı. Ya ne oldu? Affınıza ve anlayışınıza sığınarak, futbol tarihinden yardım alarak anlatmaya çalışacağım.

1971-72 sezonunda Eskişehirspor 30 maçta 15 maç kazanırken 63 gol attı. Gol ortalaması, 1963-64 ile 1986-87 sezonları arasındaki 24 sezon boyunca elde edilenlerin arasında, açık ara en yüksek gol ortalamasıydı. Yine de Eskişehirspor’un şampiyon olmasına yetmedi.

Aynı dönemdeki 1979-80 sezonunda Trabzonspor 30 maçta sadece 25 gol atıp 12 maç kazanarak şampiyon oldu. O sezon küme düşen Göztepe’nin 27 gol atmış olduğunu da hatırlatayım.

Futbolda marifet, gol atmaktır. Gol yememek de puan kazandırır. Trabzonspor’un da ispatladığı gibi, hatta şampiyonluk da kazandırır. Ama futbolla ilgilenen herkes teslim eder ki, marifet gol atmaktır.

***

Lig denen şeyin bir kötü huyu var, mutlaka bir şampiyon çıkarıyor (geçen sezonu unutun, o sayılmaz). Eğer bütün takımlar marifet sıkıntısı çekiyorsa, ortada yaygın bir vasatlık, vasıfsızlık varsa, “bu sezon hiçbir takım şampiyon olmayı hak etmemiştir” gibi bir netice çıkmıyor yani liglerden. Trabzonspor’un üst üste şampiyonluklar kazandığı dönemlerdeki gibi, maçların yarısının 0-0 veya 1-0 bittiği sezonlarda da şampiyon çıkıyor. Her şampiyonluk sonrası olduğu gibi, şampiyonluğun ardında bir marifet olduğu varsayılıyor. O marifet aranıyor. Aranınca da bulunuyor.

Seçim denen şeyin de bir kötü huyu var, oy oranlarının toplamı % 100 ediyor. Hiç kimse siyaset üretemiyor olsa da, hiçbir siyaset memleketin insanına değmiyor olsa da, hiçbir sosyal kaynak doğru dürüst seferber edilemese ve topluma hiçbir istikbal hayali sunulamasa da, hiçbir aktör kendi kitlelerini değiştiremese de, seçimde birileri seçiliyor. “Bu seçimde bütün siyasi partiler sınıfta kalmıştır” demiyor yani hiçbir seçim.

***

AKP hakkında uydurulan bütün zorlama hikâyelerin müelliflerine tekrar sorayım. Memleketin siyasi tarihinde ’46 ruhu diye bir şey var. ’83 ruhu diye de bir şey var. 2002 ruhu diye bir şey var mı? 2002’de zafer kazanmış olanlar dâhil herhangi birinin ağzından 2002 ruhu diye bir laf duydunuz mu?

Trabzonspor İstanbul dukalığının saltanatına son verip iyi bir iş yaptı. Ama eğer daha önce Eskişehirspor —30 maçta 63 gol atacak kadar marifet sergilediğinde, saha dışı faktörler aşırı kullanılarak— şampiyonluktan edilmeseydi, bu süreç içinde futbol kamuoyunun vicdanı aşırı zedelenmiş olmasaydı, Trabzonspor şampiyon filan olamazdı. 28 Şubat’ta Türkiye kamuoyunun adalet duygusu bu ölçüde rencide edilmemiş olsaydı, AKP de kazandığı seçim zaferlerini kazanamazdı.

2002’den sonrası ayrıca çok kolay oldu. Çünkü memlekette siyaset yapmanın zeminini ortadan kaldırmış olan 12 Eylül mevzuatından önce yetişmiş olan son aktörler de emekli oldular. AKP ve CHP, bu zırva mevzuattan istifade, siyaset üretmek zorunda kalmadan, araya birilerinin girmesine mani olarak, bir iktidar ve bir ana muhalefet çıkarmaya başladılar sandıktan. İkisi de memnun.

Aman diyeyim, bir iş yapmaya niyetleri varsa, CHP’liler AKP’den ders filan almaya kalkmasınlar. Daha önce de söyledim, memlekete bir AKP kâfi.

Cemalettin N. TAŞCI