İdris Naim Şahin Hadisesi

Tabii evrimini yaşayan bütün sosyal sistemler, kendi yerini diğerlerine göre tayin eden unsurlardan oluşur. Her biri birer ekosistemdir yani. Ancak mesela fabrika öyle bir şey değil. Fabrikanın unsurları, henüz kendileri seçilip yerleştirilmeden önce yapılmış olan bir plana göre yerleşirler, birbirlerine göre değil.

Lisanlar, şehirler, iktisadi sistemler evrimleşir. Fabrikalar ise evrimleşmez. Yaşlanır ve ölürler.

Normal şartlarda siyaset de lisan ve ekonomi gibi bir sistemdi. Rahmetli Erbakan, ilk siyaset fabrikasını hayata geçiren kişi oldu. Normal bir düzende Erbakan’ın hayalini gerçekleştirebilmesi elbette mümkün değildi. Bu saçma nebat, 12 Eylülcülerin derin fikirlerinin ürünü olan siyaset mevzuatı saksısında hayat buldu.

1995 seçimleri sonrasında bir televizyon programında, o dönemin siyasi partilerini üç ana başlık altında tasnif etmiştim. DYP Türkiye’nin yegâne pre-modern partisiydi. ANAP ve DSP iki post-modern partiydiler. RP, CHP ve MHP ise modern partiler, yani birer siyaset fabrikasıydılar. Sahne, sonunda fabrikalara kaldı. Birer holding merkezini andıran binalara sahip üç parti, bugün Türkiye siyasetine hükmediyorlar.

Siyaset fabrikasyon üretilebilir bir şey değil. Mevcut şartlarda sahnede sadece fabrikalar yer aldığından, siyaset de üretilemiyor zaten. Bir takım kararların çıkıyor, bir takım polemiklerin yürütülüyor, bir takım faaliyetlerin sürdürülüyor olmasını delil gösterip, siyaset yapılıyormuş gibi yapıyoruz. Konuşuyor, yürüyor diye, bir robotun canlı olduğunu zannetmek filan gibi bir şey yani.

***

Dünya tarihinin en büyük yırtılma dönemlerinden birinde yaşıyoruz. Yirmi yıla kalmadan, yokluğunu bugün hayal bile edemeyeceğimiz bir yığın şey tamamen antika hükmü kazanacak. Bugünkü parametrelerle asla tahmin edilemeyecek bir geleceği inşa etmemiz gerekiyor, ona hazırlanmamız değil. Toplumun böyle bir geleceği inşa edecek, sonra da o gelecekte kendisine bir yer açacak şekilde değişmesi gerekiyor. Bu işi yapabilecek yegâne enstrümanımız olan siyaset önümüze, tıpkı fabrikalar gibi, yapmaya programlanmış olduğu şeyleri, ihtiyacımız onlar olsa da olmasa da, istifleyip duruyor.

Neticede Dersim de, Şehir Tiyatroları da, kürtaj da, hep aynı ürünlerin farklı düzlemlerde yeniden üretiminden ibaret. Ta Tanzimat’tan bu yana toplumu bölen ana çizgi, tam da aynı yerden mütemadiyen çizilip duruyor. Üstelik de bu mesaiden bir iktidar çıkaranlarla birlikte, ancak bir muhalefet çıkarabilenlerin de desteğiyle.

***

İdris Naim Şahin AKP fabrikasının genel müdürü Erdoğan’ın hanidir müdür atamak istediği biriydi. Besbelli Erdoğan’ın muhtelif kriterlerine çok uygun biri. Ama anlaşılan o ki Gül de Şahin’i iyi tanıyor. İddialara göre, kendisine gelen kabine listesinden onun adını birkaç defa sildirmişti.

Erdoğan’ı çok iyi tanıdığını iddia etmeye sahiden hakkı olan bir dostum, eğer medya Şahin’i diline dolamasaydı Erdoğan’ın onu çoktan görevden alacaktı olduğunu söylüyor. Haklı olabilir. Ama bana öyle gelmiyor. Erdoğan’ın Şahin konusunda ısrarlı olması bana çok anlaşılır görünüyor. Şahin, Erdoğan’ın genel müdürü olduğu fabrikaya çok uygun vasıflara sahip. Birileri şimdi ona toplumsal bir karşılık icat etmeye kalksa da, asıl uyduğu yer toplum değil, Erdoğan’ın yönettiği fabrika…

***

“Batının ideolojisini değil ama tekniğini alalım” zırvalıklarıyla yola çıkmış olanlar, Batının tekniğini almanın meşakkatli bir iş olduğunu hissetmiş olmalılar ki, tekniğin mahsullerini satın almayı tercih ettiler. Bu arada Batının ideolojisini, Batılıların hayal bile edemeyeceği bir katılıkla ithal ettiler. Batılı ideolojiyle ancak meşrulaştırılabilir olan fabrikayı, Batılıların hayal bile edemeyeceği alanlara, mesela şehirciliğe ve siyasete taşıdılar. Sonra da fabrikalarda imal ettikleri manasızlıkları siyaset diye tezgâha yerleştiriyorlar.

Ah Evren ah! Yatacak yerin yok.

Cemalettin N. TAŞCI