Suriye…

Eğer Suriye’nin gerginliği tırmandıracağını tahmin ediyorsak… Suriye’ye cepheden mukabelede bulunmamaya kararlıysak… O vakit uçağın Suriye hava sahasını ihlal edip etmediği hakkında konuşup durmanın bir manası olabilir. Türkiye’de yükselebilecek “neden mukabele etmiyoruz” itirazlarının önünü daha baştan kesmek istiyoruzdur. “Canım biz de hiç günahsız sayılmayız” mahcubiyeti ile ülkede yükselebilecek öfkeyi dengelemeye çalışıyoruzdur.

Aksi halde Ahmet Altan tamamen haklı. Uçağın Suriye hava sahasını ihlal ettiğini Suriye anlatıp dursun. Bizim sormamız gereken şey, uçağımızın neden düşürüldüğüdür. Nerede düşürüldüğü değil.

Bir meslektaşım vardı, ülkenin en büyük holdinglerinden birinin zirvesine kadar tırmanmıştı. Bir yöneticinin haklıyken haksız görünmek gibi bir lüksü olmadığını söylerdi. Yöneticiler için fazladan bir ehemmiyet kazanıyor olabilir ama haklıyken haksız görünmek herkes için mahzurlu. Hele bir ülke için… Mesele şu ki, hiçbir özne bütün bakış açılarına göre haklı veya haksız olamaz. Eğer sizin haksız görünmenize yol açacak olan perspektifi durmadan hatırlatıp duruyorsanız…

Ne bileyim, açıklamaya muhtaç bir şeyler var gibi görünüyor.

***

Enteresan bir süreç yaşadık. Gül konuştu, Davutoğlu konuştu, Kılıçdaroğlu konuştu, Arınç konuştu. Akla gelecek, gelmeyecek herkes konuştu. Erdoğan düne kadar konuşmadı. Benim hatırladığım kadarıyla, böyle bir hal ilk defa vuku buluyor. İşin muhtevası, manası ve sairesi bir yana, bu şekli özlemişim. Tadını çıkardım. Umarım Erdoğan da çıkarmıştır.

Bir grup toplantısındaki konuşmanın İngilizce ve Arapçaya anında tercüme edilmesi de manidar. İleride, içinde yaşadığımız dönemin dünya tarihinde nasıl bir kırılmaya tekabül ettiği anlatılırken, manalı kilometre taşlarından biri olarak çokça zikredilecek diye düşünüyorum.

Elbette bir ilerisi varsa. Yakın vadede bir dünya savaşının kurbanları arasında yerimizi almayacaksak yani.

… ve Mısır

Ruh durumunun özeti şöyle gibi:

“Mübarek Amerikan kuklasıydı. Amerikalılar devirdiler. Amerikalılar seçim yaptırdılar. Mısır halkının yarısı sandığa gitmedi bile. Mübarek’in Başbakanı seçimi kazansaydı, Amerikalılar kazandırmış olacaktı. Bıçak sırtındaki neticeler gecikmeli açıklandı. Müslüman Kardeşlerin adayı kazandı. Amerika kazandırdı.”

Bu ve benzeri akıllar çok satıyor, farkındayım. Neden çok sattığını da anlayabiliyorum. Ama el insaf.

Türkiye yüz yılı aşkın süredir çalkalanıyor. 1789’ta taşları yerinden oynayan Fransa yüz yılı aşkın süre çalkalandı. Kaç kriz, kaç Cumhuriyet?

Toplumlar kolayına makas değiştiremez. Araplar da, Mısırlılar da yalpalayacak, sendeleyecek, düşecek, kalkacaklar. Nasıl bir şey olacağını kestirmemiz asla mümkün olmayan bir istikbalin yapımında hisse sahibi olacaklar. Amerikalılar da bu sürece —Ruslar, Çinliler, İranlılar ve bizim gibi— ellerini sokacaklar.

Ne bekliyordunuz? Nasıl olsaydı yani?

Cemalettin N. TAŞCI