Uzman Tahmini

Kızıma küçükken badminton oynamayı teklif ettiğimde, haklı olarak, “neden badminton” diye sorduydu. Badmintonu estetik bir spor olarak görüyordum. Narin bir kız çocuğuna yakışan bir spor. Birçok başkasına göre daha çok çabukluk, daha az fiziksel güç gerektiriyordu —ki dünyanın da bu istikamette seyrediyor olduğunu düşünüyordum. Badmintonda kazanılan veya badminton sayesinde bilenen vasıflar kızımın hayatında daha çok işe yarayacak gibi görünüyordu.

Kızıma bunları söyledim. Ama çok küçüktü. Böyle akıl yürütmelerle teşvik edilmesi zordu. İlave olarak, Türkiye’de badmintonun çok yeni olduğunu, rekabetin sınırlı olduğunu, eğer kendisini geliştirebilirse, mesela 2012 olimpiyatlarında yarışabileceğini söyledim. 2012’de hem yaşı uygun olacak, hem de Türkiye muhtemelen badminton branşında ilk defa 2012’de yarışacaktı.

Kızım bir süre badminton oynadı. Biraz kendisinden ama çokça memleketin spor politikası ve ÖSS/ÖYS’sinden kaynaklanan sebeplerle bıraktı. Geçen gün, kendisinden birkaç yaş küçük olan Neslihan Yiğit’in Avusturyalı rakibini yenişini birlikte seyrettik. Seyrederken de, on yıl kadar önce yaptığım tahmini hatırladım. Haklı çıkmıştım, ilk defa 2012’de bir badmintoncumuz olimpiyatlara katılmıştı.

***

Çok daha eskiden, 1970’lerde, başka bir tahmin yapmıştım. Olimpiyat gibi spor organizasyonlarının, muhtelif şarkı yarışmalarının ve kültür-sanat faaliyetlerinin frekansının artacağı, onlar için harcayacağımız sürenin çok uzayacağı gibi bir tahmin. O tarihlerde insanoğlunun çalışıp üretmek varken böyle manasız işlere vakit ayırmasını fevkalade biçimsiz buluyordum. Dolayısıyla hayıflanarak yaptığım bir tahmindi bu.

Zamanla, çalışıp üretmek konusundaki görüşüm değişti. Lüzumundan çok çalışıp ürettiğimizi düşünmeye başladım. Hanidir futbol maçlarını, olimpiyatları filan suçluluk duymadan seyredebiliyorum yani. Ayrıca da, tahminimin doğrulanmasından memnunum. Bir biçimde denk getirip, kızıma bu tahminimi de gururla anlattım.

Yeri geldiğinde etrafımdakilere cakayla anlattığım, haklı çıkmış daha birçok tahminim var. Birbiriyle çok alakasız bir yığın alanda…

***

Kızımla sohbet ederken laf hangi yoldan geldi hatırlamıyorum, yapay akıl mevzuuna geldi. 1984’te koskoca (milyonlarca dolarlık) bir IBM 4341’i yönetebilmemi sağlayan terminalin yanına eğreti bir biçimde yerleştirdiğim IBM PC’ye bakışımı hatırladım. Yazmakta olduğum üniteler için zaruretten katlandığım makinenin manalı bir istikbali olabileceğine hiç ihtimal vermemiş olduğumu gülerek hatırladım.

Sonra hatıraların arkası geldi. 1985’te Avrupa Akademik Ağına ilk defa bağlandığımda, ağın akademik ve düşünsel potansiyeli gözlerimi kamaştırmıştı. Ama sıradan insanların bilgisayar ağlarıyla birbirine bağlanabileceği düşüncesi gülünçten de öte görünüyordu.

1991’de Türkçe konuşmaları metin haline getirecek teknolojilerin geliştirilmesinde rol almak için ABD’ye gitmem teklif edildiğinde gülmüştüm.

Derslerde hâlâ, bilgisayarların bizim zahmetsizce yapabildiğimiz kimi şeyleri yapmasının kategorik olarak imkânsız olduğunu anlatıyorum. Misal olarak yıllardır, çiçek desenli bir perdenin önündeki vazoda yer alan çiçeklerden mamul bir görüntüyü kullanıyorum. Bilgisayarın bu görüntüyü parselleyip, gerçek çiçekleri fondaki perdeden ayırt edemeyeceklerini iddia ediyorum. Öğrencilerim beni uyarıyorlar. Ve muhtemelen yapay akılcılar beni birkaç yıl içinde bir daha utandıracaklar. Eğer şimdiden başaramadılarsa…

Hatırladığımda “yuh yani” dediğim, böyle bir yığın tahmin hatam da var. Genellikle kendimi uzman saydığım, başkalarının beni uzmana saydığı alanlarda…

***

Tetlock için iyi malzeme sayılırım yani. Yirmi yıllık bir çalışmanın sonunda göstermişti, herkesin uzmanı olmadığı alanlarda daha başarılı tahminler yapabildiğini.

Cemalettin N. TAŞCI