İngiltere’nin İcadı

Hobsbawm ve Ranger, ta 1980’lerde, editörlüğünü yaptıkları kitabın adını Geleneğin İcadı koymuşlardı. Kitabın adından tahmin edebilirsiniz, bugün “ahir zamandan kalma” diye bildiğiniz birçok şey, aslında çok yenilerde icat edilmiş şeylerdir.

Editörlerin ikisinin de İngiliz olmasından başka bir sebep daha var, kitabın neredeyse sadece İngilizlere dair olmasının. Geleneği icat etme geleneğini İngilizler icat ettiler. Basit bir sebeple. Gelenekleri filan yoktu.

Gelenekleri olmamasını iplemeyebilirlerdi. Ama gelenekleri olmamasının yol açtığı aşağılık kompleksine, bütün okyanusları kontrol edebiliyor olmaları bile merhem olmadı. İlla ki gelenek icat etmeye mecbur hissettiler kendilerini.

***

Olimpiyatları çok seviyorum ama Olimpiyat açılış törenlerini sevmiyorum. Benim sevmediğim şeyi başkaları elbette sevebilirler. Onca para harcanıp onca reklamı yapılan şeyi birçok kişinin neden merakla izlediğini anlamıyor değilim. O kadar merakla izlendikten sonra, yapılan gösteriye bir yığın mana yakıştırılmaması da sürpriz olur. Dolayısıyla Londra 2012 açılış töreni hakkında konuşulup, yazılıp durmasında anlaşılmaz bir hal yok.

Lakin…

Mahut törenden yola çıkıp İngiltere’nin ve İngilizlerin yeniden icat edilmesi tuhaf oluyor.

***

2012 açılış töreni sırasında televizyonum açıktı. Sesi bir hayli kısıktı. Masamın başında işimle uğraşırken, arada bir kafamı kaldırıp neler olmakta olduğuna bakmaktaydım. Şahit olduğum birkaç sahneye yaslanarak tören hakkında fikir beyan etmek yakışıklı iş değil.

Ama herhalde şunu söyleyebilirim: Olimpiyatların logosundan kullanılan yazı karakterine, Kraliçenin İngiliz kafilesinin stada girişine gösterdiği alakadan (!) kafilenin kıyafetine kadar hemen bütün unsurlar sadece bir tek şeyin deliliydi: İngilizlerin zevksizliğinin. Eh haklarını yemeyeyim, evet İngilizlerin hiçbir vakit çok iddialı oldukları bir alan değil estetik. Ama bir bilenden, mesela İtalyanlardan yardım alamazlar mıydı? 2012 Avrupa şampiyonası finalinin görüntülerine baksalar kâfiydi. İspanyolların formaları ile İtalyanlarınki arasındaki tasarım farkını, eminim İngilizler bile görebilirlerdi.

***

İngiltere’nin bir tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişinde özgür düşüncenin payına gelince… Yok öyle şey.

Newton Principia’yı yazarken Fransa Voltaire’i, Diderot’u yasaklıyordu ama Felsefi Mektuplar ve Ansiklopedi Fransa’da, Fransızlar tarafından yazılmıştı. İngiltere’de yasaklanmaya değer bir şeyin yazıldığı vaki değildi o vakte kadar. Ne Voltaireleri, ne Diderotları olmuş değildi.

Newton denen adam da, çağdaşlarının birçoğuna, mesela Leibnitz’e kıyasla sığ mı sığ bir adamdı. Sonradan, İngiltere gelenek icat edecek ve bütün dünyaya dikte edecek kadar güçlenmese, asla Bilimin Peygamberi olarak atanabilecek biri değildi. Yazdıklarının onda dokuzu teoloji, kalanın onda dokuzu da simya üzerineydi, hatırlatayım.

İngilizler kıtadaki hır gürden kendilerini koruyabilirlerdi. Neticede bir adada ikamet ediyorlardı. Ama neredeyse kıtadakinden daha kanlı mezhep savaşları icat ettiler. Kıtada Erasmuslar, Copernicuslar, Descartesler, Galileolar fink atarken, İngilizler âlem içine çıkarabilecek bir tek adam yetiştirebilmiş değillerdi. Kadınların en çok acı çektikleri yerlerden biriydi İngiltere. Filan.

Özgür düşünce iyidir. Sanayi Devrimlerine filan yol açmasa da çok iyi bir şeydir. Zaten açmaz. Açsa, İtalya’da, Hollanda’da açardı. Ee, nasıl oldu da olan İngiltere’de oldu?

Özgür düşünce, bilim, sanat ve saire konularında İngilizlerden de daha fakir olan İspanyollar, Portekizlileri alt edip, dünyanın her yerine el koymuşlardı. İngilizler İspanyolları yenip, onların mülkünün üstüne oturdular. Akla ziyan bir servete ve güce sahip oldular. Sonra?

Sonra da bir tarih icat ettiler. Yerseniz diye…

Cemalettin N. TAŞCI