Kürtler

Hani Laz ile Kürt idama mahkûm olmuş. Son arzularını sormuşlar. Kürt “anamı görmek istiyorum” demiş. Laz’a dönmüşler, o da “Kürt anasını görmesin” demiş ya… Hesap o hesap.

Sadece bölgede değil, muhtemelen bütün dünyada ne istediğini bilen, makul bir talebi olan bir Araplar ve bir de Kürtler var. Başka kimsenin kendilerine dair bir talepleri yok. Kendileri için bir şey istiyorlarsa namertler. Eski düzen devam etsin, Arap ve Kürt de anasını görmesin, başlarına gelecek her şeye razılar.

***

Kürtlerin ne istediklerini bildiklerine dair gözlemim yeni bir şey değil. Son seçimler öncesinde mesela, reyini AKP, CHP veya MHP’ye vermeye karar vermiş olanların hemen hiçbirinin kendisiyle ilgili bir istikbal tahayyülü yoktu.

Partilerin tahayyülünün olmamasından söz etmiyorum. O zaten yoktu ve hâlâ yok. Sıradan seçmenden, sokaktaki adamdan söz ediyorum. Seçim, siyaset, eğitim veya daha başka herhangi bir enstrüman marifetiyle kendi istikbalini değiştirebileceğine dair bir beklentisi yoktu kimsenin. Şimdi de yok.

Kürtler adına söz söyleme tekeli için birbiriyle dövüşen aktörlerin de AKP, CHP veya MHP’den farkı yoktu. Onlar da ne kendileri ne de Kürtler için bir beklenti üretebiliyor değillerdi. Hâlbuki siyaset, tam da böyle beklentilerin inşasını sağlayan süreçti.

Ama sıradan Kürtler, kendilerini temsil etmek için dövüşenler gibi değillerdi. Enerji yüklüydüler. (Sevgili Osman’a göre, özellikle de Kürt kadınları öyleydiler.) İçinde kendilerinin de yeri olan yeni bir oyun talep ediyorlardı.

***

Kürtler Kürt oldukları için, genetik kodlarındaki bir şeyler onları 21. Yüzyılın başlarında ne istediğini bilen birileri haline getirdiği için olmuyor bu olanlar elbette. Irak’ta yaşananlar, Kürtleri değiştirdi.

Irak’ta yaşananları bin türlü yorumlamak mümkün. Bana göre, en başından beri, sürdürülemez bir dünya ve bölge düzeninin, tedhiş vasıtasıyla birkaç yıl daha sürmesi için göze alınmış şeylerdi. Bu yorumun can alıcı noktası şu: Dünyanın ve bölgenin düzeni artık sürdürülemez hale gelmişti. Suyun yolu değişecekti. Kürtler bunu bir fırsat olarak gördüler ve değerlendirdiler. Kürtlerin dışındaki herkes bütün enerjilerini, sürdürülemez düzeni sürdürebilmek için seferber ederken yaptılar bunu.

Değişime direnmediler ve bu süreçte de kendileri değiştiler.

İşin tuhafı, sürdürülemez olduğu gizlenemez hale gelen eski düzen, bu coğrafyanın halklarının hiçbirinin içine sinecek bir düzen değildi. Kibirli Batı Avrupalı bürokratların çizdiği manasız sınırlarla parsellenmiş, Batı Avrupa’nın müstemleke valileri tarafından denetlenen, beşeri gelişimine ket vurulmuş, tabii kaynaklarına el konmuş halklar, kendilerine tarihin seyircisi olmayı reva görmüş olan düzen çatlayınca, acıklı ve acınacak bir hevesle, o çatlakları yamamaya kendilerini adadılar.

***

Güneydoğu’da her gün onlarca gencimizin ölmesi hoş değil. Şart da değil. Eğer Türkiye’nin siyaset düzeni Kürtlerin enerjisinin biçimlenmesine izin verecek şekilde tanzim edilmiş olsaydı, her şey çok daha kansız gelişebilirdi. Ama memlekette siyaset denebilecek bir şey, sadece Kürtlere değil, herkese yasaklanmış halde.

Üstelik anlaşılan o ki, aslında siyaset üretmesi gereken, siyaset ürettiğini varsaydığımız aktörler, belki de siyaset üretemez olduklarından, savaşın sürmesinden çok da memnun görünüyorlar. Ne de olsa siyaset yapmayı bilmiyorlar ama savaşmayı biliyorlar.

Kürt anasını görmek istiyorsa, artık mümkünü yok mani olamazsınız. Görecek. Biz de dünyanın artık o eski, nahoş düzeninin sürdürülemeyeceğini idrak edip, kendimiz için makul şeyler talep etsek ne iyi olacak…

Cemalettin N. TAŞCI