Aylar: Nisan 2014

Budaklı Bir Dünya

İstatistiklere göre, 1960’larda erkek hekimler genellikle kadın hemşirelerle evleniyorlarmış. Neden? Çünkü tıp eğitimine erişimde kadın ve erkekler arasında ciddi bir fark varmış (sadece ve en çok Türkiye’de değil, Batı Avrupa’da ve Amerika’da). Dolayısıyla erkek hekimlerle evlenecek kadar çok sayıda kadın hekim yokmuş. Sonra ne olmuş? Bildiğiniz şeyler. Tıp Fakültelerindeki kadın öğrenci oranı kararlı bir biçimde

Zihinsel Pozisyonumuzu Korumanın Dayanılmaz Cazibesi

David DiSalvo, What Makes Your Brain Happy and Why You Should do the Opposite adlı kitabında anlatıyor: Rakiplerini uzaktan, kendilerine hiç dokunmadan alt edebilecekleri iddiasıyla bir yığın öğrenci edinen ve öğrencilerini sahiden de kendilerine hiç dokunmadan yerden yere vuran Kiai Ustalarının birer şarlatan olduğunu düşünenler, her birine defalarca meydan okumuşlar. Ancak Kiai Ustaları, kendilerinden beklenebileceği

Kılıç N’aptı?

Haşim Kılıç ne yapmış oldu? Hangi neticeyi doğurdu diye soruyorsak, bence cevabı belli. Kendisini imha ederken Erdoğan’a telafisi zor hasar verdi. Bilmem kendisi de farkında mı, muradı bu muydu, ama kendisini imha etti. Yani siyaseten imha etti. Belki de birileri, “eğer bir Cumhurbaşkanlığı adaylığı şansın varsa o da buradan geçiyor” demiş olabilir kendisine. O da

Yönetimde İstikrar

Rivayet olunur ki, temsilde adalet ile yönetimde istikrar arasında bir çelişki var. Temsilde adalet vanası açıldı mıydı, yönetim sallanmaya başlar. Yönetimi sağlam tutmaya çalıştığınızda da temsilde adaleti gözden çıkarmanız gerekir. Benim anarşist ruhuma göre, yönetimde istikrar olmasa da olur. Olmasa —hatta— daha iyi bile olur. Ama, yine bana kalırsa, yönetimde istikrar, öyle veya böyle, olur.

Kürt Anasını Görecek

Bildik hikâyedir, Kürt ile Laz idama mahkûm olmuş. Son arzularını sormuşlar. Kürt “anamı görmek isterim” demiş. Laz’a sormuşlar, “Kürt anasını görmesin” diye cevaplamış. Türkiye’nin muhtelif sosyal kesimleri, muhtelif mahalleleri var. Çoğu, Laz gibi, kendileri için bir şey istemiyorlar. AKP’ye oy verenlerin çoğu için mesela, CHP’li olarak gördükleri kesimler analarını görmesinler, kâfi. CHP’ye oy verenlerin çoğu

Beşiktaş, Fenerbahçe, Gül ve Erdoğan

3 Mayıs 2009’da İnönü Stadında Beşiktaş Fenerbahçe’yi misafir edecekti. Ligin 30. Hafta maçıydı ve maçtan önceki puan sıralaması şöyleydi: Sivasspor 60, Beşiktaş 59, Trabzonspor 53, Galatasaray 52, Fenerbahçe ve Bursaspor 48. Lig maçından tam on gün sonra, iki takım İzmir’de Kupa finalinde karşılaşacaklardı. Beşiktaş beş sezonu şampiyonluk göremeden, Fenerbahçe ise tam yirmi beş sezonu Kupa

Siyasete Girdim

Bir barkod üreticisinin, “bagajı olmayan yolcular check-in kuyruğunda beklemeseler, mobil cihazlarına barkod yollasak” dediğinde, pilotun birinin çıkıp “havayolu taşımacığıyla ilgileniyorsan pilot ol” demesi ne kadar akla uygunsa, Erdoğan’ın herkese durmadan “siyasete girin” diye meydan okuması da o kadar akla uygun. Besbelli Erdoğan’ın aklına, ona akıl verip duranların akıllarına çok uygun ama o akıllarla dünyada herhangi

İstanbul’dan Bildiriyorum

Sabah Esenboğa’dan uçağa bindim. Birkaç gün önce İnternet’ten kredi kartıyla biletimi almıştım. Esenboğa’da her şey yolunda gitti. Beni yönlendirdikleri kapıyı kolayca buldum. Uçağa sahiden de o kapıdan bindim. Bindiğim uçak sahiden de Sabiha Gökçen uçağıydı. Sahiden de belirtilen saatte kalktı. Sahiden de uçuyordu. Sahiden de Sabiha Gökçen’e indi. Ve saire… Bütün bu olup bitenlerde bir

Duygulu Cihazlar

Ben gençken sibernetik heyecan verici bir alandı. Breitenberg de sibernetik dünyasının haşarı elemanlarından biriydi. Breitenberg tuhaf cihazlar tasavvur ediyordu. Mesela basit bir ısı sensörüne bağlı bir motor vasıtasıyla hareket eden basit bir model otomobil gibi. Çevredeki ısı yüksekse hızlanan, düşükse yavaşlayan bir cihaz düşünün. Cihazın sadece davranışına bakarsanız, onun sıcaktan korktuğuna veya nefret ettiğine, soğuğu sevdiğine

Yumruk

Seçim öncesi tahminim oydu ki, önce Kılıçdaroğlu gidecek. Kılıçdaroğlu’nun arkasından avuçlarını ovuşturanlar, sırayla, domino taşı gibi, birbirlerinin üzerine devrilecekler. Yumruk, Kılıçdaroğlu’nun vadesini uzattı. Ama sadece o kadar değil gibi görünüyor. Öyle bir yerde atıldı ki yumruk, mesela Erdoğan’a da atılabilirdi. Erdoğan yumruğu yiyen olsaydı mı daha mutlu olurdu, yemediği için mi daha mutludur bilemem. Alması beklenen