Aylar: Eylül 2014

Acayip Günler

Rivayete göre, Çinliler birine beddua edecekleri zaman, “acayip günlerde yaşayasın” derlermiş. Kastettikleri şimdiki zamanlar gibi zamanlar mı, bilemem ama tuhaf bir dönemde yaşıyoruz. Bir yandan bakınca, gençlerin hiçbiri orkestrada ikinci keman olmaya bile razı değil. Hepsi virtüöz olmaya hevesli. Hevesli demek bile kesmez, her biri kendisini virtüöz görüyor. Ama birkaç cümle sonrasında ortaya çıkıyor ki,

Yalnız ve…

Doğru anladıysam, kovulduğu cennetin tadı Akif Beki’nin damağında kalmış. Geçici görevle cennete yeniden tayin edilmesini fırsata çevirip daimi kadroya geçebilme ümidiyle canhıraş bir çaba harcıyor. BM Genel Kurulundaki trajik yalnızlığı tevil etmeye çabalarken, kapasitesini aşırı zorlamış. “Yalnız ve güzel ülkem” diyemeyeceği için de, “yalnız ve kahraman Erdoğan” portresi çıkarmaya çalışmış. Kahramanlık ve mevzuuna ayrıca geleceğim.

Başörtüsü

Yazmak istediğim çok şey vardı ama ortaokullara kız öğrencilerin başlarını örterek girebilmelerine imkân sağlayan düzenleme varken, başka şeylerden söz etmek yakışık almayacak. Prensip olarak, insanların giyim kuşamları gibi hususlara devletin müdahil olmasına karşıyım. Çocuklar hakkındaki kararların da, ebeveynlerin hakkı ve görevi olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla, bugün Ahmet Hakan’ın da dediği gibi, eğer başkalarının hürriyetlerine de saygılı

Tecavüz Davası

Taciz filminde, Tom Sanders (Michael Douglas), Meredith Johnson’u (Demi Moore) taciz etmediğini, aksine kendisinin tecavüze uğradığını ispat etmeye çalışıp dururken, posta kutusuna “sen esas problemi çöz” mesajları düşer durur. Zaten esas problemi çözmeye uğraştığını düşünüyor olduğundan, mesajlara bir mana veremez. Bu arada, yönettiği şirketin geliştirdiği bilgisayar —anons edildiği tarih geçtiği halde, ısınma problemi çözülemediğinden— bir

Su

Seksenlerde öfkeli olmak, sonradan ulusalcılığa doğru metamorfoza uğrayacak olan kesimin tekelindeydi. Televizyonlarda tartışma programları yeni yeni yaygınlaşıyordu ve her tartışma programında, memleketin huysuz sahiplerinden biri veya bir kaçı mutlaka yer alır, herkesi azarlarlardı. Yine öyle bir programda, gidişata ziyadesiyle öfke duyan biri, lafı nereden getirdiyse, Cola reklamlarına getirdi. Bir taşla iki kuş vurmuş oluyordu: Hem

CNN ve BBC

Uzun süre Davutoğlu’nun belagatine, daha da uzun süre Türkiye habercilerine maruz kalmama rağmen, Musul’daki rehinelerin nasıl serbest kaldığını öğrenemedim. Mevzu CNN ve BBC’yi de şüpheli kılan bir mevzu. Yine de çaresiz ikisine de baktım. Her iki kanal da, rehinelerin serbest kaldığını ama bu işin nasıl gerçekleştiği konusunda bir netlik olmadığını söyledi. İki kanal arasındaki nüans

Glutamat Eksik

Daniel Bor, The Ravenous Brain’de, bilinç denen şeyin aslında beyin fonksiyonlarından zuhur eden bir şey olduğunu öne sürüyor. Bana uyar. Başka türlüsü bana zaten mümkün görünmüyor. Benim için yeni olan şu ki, her ne kadar beynin tamamı bir biçimde rol sahibi olsa da, özellikle kısa süreli belleğin ve prefrontal parietal network’ün bilincin zuhurunda anahtar rol

Şehir Sizin Neyiniz Olur?

Türkiye’de her yıl bir milyondan fazla öğrenci üniversiteye giriş için imtihana giriyor. Neredeyse kimse imtihanın neticelerinden memnun olmuyor, olsa olsa razılık gösteriyor. Türkiye’de her yıl milyonlarca öğrenci diğer eğitim kademeleri arasında geçişi sağlayan imtihanlara giriyor. Bu imtihanlar üzerinden ailelerin ekonomilerine olağanüstü bir yük biniyor. İş ekonomiyle de sınırlı kalmıyor, mesela ailelerin tatil programları bile imtihan

Kasabalılık

Sabancı Üniversitesinde bir grup, Türkiye’nin en eski işletmelerinin listesini çıkarmış. Yani bir zamanlar kurulmuş, halen hayatta olan, başka bir işletme tarafından yutulmamış ticari kuruluşların listesini. İlki 1777 yılında, yüzüncüsü 1939’da kurulmuş olan en eski yüz işletmenin illere göre dağılımı şöyle: İstanbul 34, Kayseri ve Konya 7’şer, Bursa 6, İzmir 4, Ankara ve Manisa 3’er, Balıkesir,

Doğu Karadenizli ve Konyalı

Akşam’da yazarken yazmıştım, yaşayan en büyük matematikçilerden V. I. Arnold’un, Fransa’da bir süre ders verdikten sonra, dünyaya Lagrange ve Laplace’ı, Cauchy ve Poincare’i hediye etmiş olan Fransa’da matematiğin bugünkü fukaralığına içi acımış. Hocası I. G. Petrovskii’nin açıklaması aklına gelmiş: Hakiki matematikçiler çeteleşmezler. Ancak zayıflar, hayatta kalmak için, çeteleşmek zorundadırlar. Çeteleşmek, yani, sosyal bir problemi çözüyor.