Ay: Kasım 2014

Tiryakilik

Wittgenstein ile Popper arasında bir başka fark daha var ki, bana çok manalı görünüyor: Wittgenstein, son sözü söylemeye hevesli biriydi. İlk Wittgenstein’dan, Tractatus’u yazmış olandan söz ediyorum. Çünkü zaten kahraman olan, kendisine hayran olunan, âşık olunan, Wittgenstein denince akla gelen o. Bence ikincisi, Philosophical Investigations’u karalamış olanı makbul olsa da… Wittgenstein, bitirmeye programlıydı. Her ne

Politikanın Wittgenstein’i

Kızım Wittgenstein’in Maşası adlı kitap hakkında konuşurken, sesinde ve ifadelerinde, Wittgenstein hakkında saklamaya ihtiyaç duymadığı bir hayranlık vardı. Buna mukabil, maçın diğer tarafı olan Popper’a saygı ve anlayışla yaklaşıyordu. Eh, kitabın yazarları Edmonds ve Eidinow’un tercihleri de çok farklı sayılmaz. *** Wittgenstein mühim biri. Ama bana göre iki Wittgenstein var. Biri, hakkında Popper’ı şömine maşasıyla

Farkların Büyümesi

Kaosçular 1980’lerde, birçok başka şaşırtıcı gerçeklikle birlikte, farklı seviyelerdeki karmaşıklık düzeyinin aynı olduğunu da keşfetmişlerdi. Mesela bir insan vücudunun karmaşıklık düzeyi beyninkiyle, onunki de bir nöronun karmaşıklık düzeyiyle aynıydı. Şaşırtıcı ama kompleks sistemlerin böyle hologramik bir karakteri var gibi duruyor. İki yazı önce dedim ki, küçük sosyal gruplarda roller üleşilir, o rollere göre vücudun kimyası,

Model

Bu, herhalde çok uzun bir yazı olacak. Çünkü bir defa daha, benim gündemim, Erdoğan’ın lafları ve bir takım tesadüfler birbirine denk geldi. Önce bir hatıra: Galiba bir cenaze eviydi. Kalabalıktı. Kadın, galiba kayınvalidesi için, ev sahibesinden bir şey istedi. Secde istedi. Ev sahibesi anlamadı. Aslında kadının istemeye çalıştığı şey seccadeydi. Üzerinde namaz kılınan, üzerine secde

Endorfin ve Testosteron

İlk defa Bloom’un The Lucifer Principle adlı kitabında görmüş, sonra araştırmanın aslına ulaşmıştım diye hatırlıyorum ama şimdi kaynak aramakla uğraşamayacağım. Amerikalı antropologlar, farklı yaz kamplarında yaptıkları gözlemlerde, gençlerin birinin lider, birinin bir tür hikâyeci, birinin lojistikçi ve mesela birinin de şamar oğlanı olduğunu gözlemişler. Bir yaz farklı kamplarda lider olanları, ertesi yaz bir kampta bir

Kırk Yıl Önce, Kırk Yıl Sonra

Bundan kırk yıl önce, geri kalmışlığımızın tarihini konuşuyorduk. Bir yandan uluslararası sömürü marifetiyle geri bıraktırılmış olduğunu düşündüğümüz toplumlarla duygudaştık, onlara dair haberlere de kulaklarımız açıktı. Öte yandan memleket dâhilinde kesimler ve bölgeler arasındaki gelir dağılımı eşitsizliği derdimizdi. İmkânlar kıttı. Son derece az sayıda kitap yayınlanıyordu mesela. Ama yayınlanan kitaplar daha ihtimamlıydı genellikle. Daha iyi redakte

Ekosistem

Dinozorlar, bir vakitler, yeryüzünün başat türleri arasında idiler. Evrim teorisini geliştirebilecek kadar kafaları çalışmıyordu. Çalışsaydı, kendilerinin evrim tarafından nasıl mükemmel bir biçimde çevreye uyum sağlamak üzere geliştirildiğini ortaya koyacaklardı. Sonra yok oldular. İnsanlar türedi. Evrim teorisini geliştirdiler ve dinozorların uyum sağlayamadıkları için yok olduklarını ortaya koydular. *** Mesele şu: Dinozorları yapan da evrim, yok eden

E Yani?

Erdoğan Kolomb’un Küba’da bir cami görmüş olduğunu buyurmuş ya… Yıllardır sıklıkla tereddüde düşüyorum, bu kahvehane muhabbetlerini ciddi ciddi kürsülerden dile getirip durması sahiden onlara inandığından mı, yoksa kendisine rey verenlerin hislerine tercüman olarak siyasi rant elde etme çabasının bir parçası mı. Hemen her defasında, adamın bu zırvalara sahiden inandığı neticesine varıyorum. Sonra öyle bir zırva

“Isomorphic Mimicry”

Akşam’da yazarken, “Türkiye’de Makbul Adam Olmanın İlk Dersi” gibi tuhaf bir başlıkla bir yazı yazmıştım (18 Eylül 2009). İlk yarısı şöyleydi: “Lise son sınıfta doğru dürüst iki dersimiz vardı. İkisinden de çakacağım az çok belli olmuştu. Ders çalışmaya karar verdim. Bir akşam yurda herkesten önce girip, daha önce ders çalıştıklarına şahit olduğum arkadaşların yaptıklarını taklit

Neferlerle Bu Kadar

Yine bir milli maç fiyaskosu yaşandı ve yine bildik klişeler dört bir yandan fışkırdı. Memleket topraklarının altında petrol yok ama sınırsız klişe rezervimiz var anlaşılan. Her sarsıntıda yırtılan her faydan —ister milli takım tuş olsun, ister Kandil Kobani’yi bahane edip gücünü test etmeye teşebbüs etsin, ister madenlerin birinde bilmem kaç işçiyi daha telef edelim— tastamam