Ay: Şubat 2015

İyi, Kötü ve… Basit

Adam Curtis, Bitter Lake isimli yeni bir dokümanter çekti. Dokümantere 25 Ocak’tan itibaren BBC iPlayer’dan erişilebiliyor. Filmin BBC kanallarından birinden yayınlanmayıp iPlayer’dan sunulmasını manidar bulanlar oldu —filmin anlattığı gerçekler kitlelere göre bulunmuyor, sadece İnternet çocukları için uygun bulunuyor denerek. Başkaları, Curtis’in filmi kasten uzun tuttuğunu, bölmediğini, böylelikle broadcasting imkânlarını kendisinin baltaladığını öne sürdüler. Filan. Filmin

Kim Neyi Yapabilir?

Rivayet odur ki, bir gün Hazım Körmükçü’ye sormuşlar, “üstad, nasıl oluyor da kimsenin beceremediğini beceriyorsun” diye. “Başkaları,” demiş, “bir oyuncu adayının neyi yapamayacağına bakarlar, ben neyi yapabileceğine bakarım.” Dün gece Liverpool-Beşiktaş maçı vardı. Bana kalırsa 20-45 dakikaları arası hariç, berbat bir maçtı. Üzerinde konuşulmaya değecek bir şey değildi yani. Ama konuşuluyor. Oyuncularının neyi yapamayacağını çok

Sızdırmaz Toplum Hayali

Aşağıdakileri okurken Özgecan vakasını aklınızdan çıkarın. Neyin suç olduğu konusundaki kanaatler, zaman içinde değişti. Farkındasınız değil mi? Üç yüzyıl içinde değişti ama sadece o kadar değil. Muhtemelen sizin hayatınız boyunca da değişti. Mesele şu: Neyin suç olduğu konusundaki kanaatler değişip, nihayet doğru bir noktaya ulaşmış değiliz. Kanaatler hâlâ değişmekteler ve biz toprak olduktan sonra da

Ceza

Üç yüzyıl kadar önce, dünyanın herhangi bir büyük şehrinde, ayda birkaç defa, insanların kazığa oturtuldukları veya çarmıha gerildikleri veya derilerinin yüzüldüğü veya canlı canlı yakıldıkları veya benzeri vahşi gösterilere şahit olabilirdiniz. Suçluların cezalandırılmasında esas, olabildiği kadar uzun süre acı çekerek ölmelerini sağlamaktı. Cezalandırılanın acı çekme sürecinin ahali tarafından seyredilmesi de istenen bir şeydi. Sadece gücü

Suçlu

Çok küçük bir çocukken Nazi zulmünün her türlüsüne maruz kalmış olan Kosinski’ye, bir gazeteci, bir röportaj sırasında, Naziler hakkında ne düşündüğünü sormuştu. Muhtemelen beklediğinden çok başka —benim beklediğimden ise kesinlikle çok başka— bir cevap almıştı: “Çok mutsuz olduklarını düşünüyorum,” demişti Kosinski, “eğer mutlu olsalardı başkalarına bunları yapmaya teşebbüs etmezlerdi.” Genç yaşta okudum o röportajı. Hayatımı,

Hayal

7 Haziran seçimlerini nasıl gördüğümü özetledim. Elbette önümüzdeki bir iki aylık dönemde şartlar da, paralel olarak görüşlerim de değişebilir. Tahmin yaptım, spekülasyon yaptım ama temennilerimi paylaşmadım. Şimdi de onu yapayım. Bir sivil inisiyatifle, her seçim çevresinden yüzlerce, hatta binlerce bağımsız aday çıksa. Milletvekili olma iddiaları olmayan adaylar. Bir manifestoyla ahaliye, “eğer partilerden herhangi biri içinizi

AKP-CHP Aksı

AKP’nin kamuoyu tarafından nasıl algılandığına dair araştırmaların pek çoğu, onun DP-AP-ANAP çizgisinin değil, MSP-RP çizgisinin akrabası olarak algılandığını gösteriyor. Çok partili siyasi hayatın başat aktörleri olan ve 1950 ile 2002 arasındaki dönemin çok büyük bölümünde iktidar olan DP-AP-ANAP çizgisinin ise, bugün, sadece Parlamentoda değil, siyasetin herhangi bir yerinde bir temsilcisi yok. DP-AP-ANAP çizgisinin matah bir

MHP-HDP Aksı

Memlekette Kürtler olmasaydı Türkçülük olmayacaktı veya Türkçülük olmasaydı Kürtçülük olmayacaktı demek herhalde saçma olur. Ama bu iki hareketin birbirinden beslendiği de zannımca aşikâr. Dolayısıyla, birinde meydana gelen bir kıpırdanma, diğerinde de mukabil bir hareketlenmeye yol açıyor. HDP’nin parti olarak girdiği bir seçimde barajı aşabileceğine ihtimal vermiyorum. En azından şimdiki konjonktürde… Seçime kadar konjonktürün değişebileceği vakit

Muhalefetin Derdi

Bir meslektaşım, aşağıdaki bağlantıdaki yazıyı benimle paylaştı: http://t24.com.tr/yazarlar/akdogan-ozkan/muhalefet-icin-7-haziran-dersleri-ve-imkanlar,11223. Yazı, Kadir Has Üniversitesi tarafından yapılan bir dizi araştırmanın bazı sonuçları üzerinden muhalefete yönelik imkânları tartışıyor. 1. Yazının bitişiyle başlayayım: Çakılı kalmış oyları yukarı doğru kımıldatabilmek için risk almaktan filan söz ediyor Özkan. Onun muhalefetten böyle mantıklı ve makul bir beklentisi olmasında bir sorun yok. Kılıçdaroğlu ve

Lisanın Irzına Geçmek

Daha önce yazdım mı hatırlamıyorum, Orwell’in 1984’ünde bence, izleyeni izlemeye yarayan teknolojiler filan figürandan ibaret. Özellikle 1984 yılında roman hakkındaki tartışmalar yoğunlaştığında, tartışmaların odağında teknolojiler vardı ama bence romanın asıl aktörü teknoloji değil. Ağabey hiç değil —nasıl olsun, romanda zaten Ağabey yok, sadece rivayeti var. E peki, romanın asıl çocuğu kim —veya ne? Bence 1984’ün