Aylar: Haziran 2015

Boyalar Dökülüyor

HDP Milletvekili Kürkçü, “Türkiye Yunanistan’ın IMF’e borcunu ödesin” demiş. Zeybekçi ve Davutoğlu da “he ya, neden olmasın” makamında gevelemişler. Bugünlerde Özal muktedir olsaydı, Kürkçü’nün teklifini en azından bir ay önce dile getirmiş olurdu. Dile getirmekle kalmaz hayata geçirir, muhtemelen “Yunanistan’ın kurtarıcısı” olurdu. Başta AB olmak üzere âleme, “bakın bizi AB’ye almıyorsunuz ama biz sizin üyeniz

Zamanın Ruhu, Cesaret, Filan…

Zamanın ruhunu kavramak, vizyon sahibi olmak, eski paradigmayı değiştirmeye cesaret etmek, tarihi yazmak filan kocaman laflar. Ama neticede laf hepsi. Kırk kere değil kırk bin kere söylenince de laf olmaktan öte geçemiyorlar. E evet, kendi kendinize sayıklayıp durunca, tekrarlayıp durunca kendiniz inanabilirsiniz. Lafın böyle bir büyüsü var. Ama büyü işte, gerçekliğe çarpınca kırılıyor. Erdoğan’ın miras

Siyah Kuğu

Dün gece Aronofsky’nin Siyah Kuğu adlı filmini izledim. Daha önce Pi adlı filmi izlerken de benzer şeyleri hissetmiştim: Benim hanidir bildiğim, birçok kişinin de bildiğini bildiğim, ama kimsenin “euraka” diye hamamdan çıplak fırlamasına sebep olmayan bazı hakikatleri Aronofsky nihayet keşfetmiş, “bunu mutlaka anlatmalıyım” diye içinden geçirmiş gibi göründü bana. Önceki gün Akşam’daki köşesinde Gülay Göktürk mesela,

Baykal

Kimin kiminle koalisyon kuracağı konusunda, Meclis Başkanı seçilmeden yol alınamayacakmış gibi görünüyor. Başkanlık seçimi, her halükarda son tura kalacak gibi de görünüyor. E, peki son tura kimler kalacak? AKP’nin göstereceği adayın son tura kalacak isimlerden biri olması sürpriz olmaz. Soru, ötekinin kim olacağı… Normal şartlar altında, her parti kendi adayının arkasında durursa, öteki Baykal olacak.

Bugünler

Dün gece, hiç beklemediğim biri, Ahmet Hakan’ın Tarafsız Bölge programında konuşulanları işaret edip, “koalisyon diyordun ama…” mealinde bir cümle kurdu. Çok yorgun görünüyordu, mevzuun üstüne gitmedim. Benzer bir ruh durumunun birçok kişi tarafından paylaşıldığını düşünüyorum. On üç yıldır unutulmuş ne varsa sandıklardan çıktı: Ümitlerin yanında kaygılar, heyecanların yanında takatsizlikler, ve saire… Çok kişinin bir uçtan

Güya

Küçüktüm. İzmir Güzelyalı’da oturduğumuz mahallenin arkasındaki sırtlarda gecekondular zuhur etmeye başlamıştı. O güne kadar aşina olduğum insanların hiç birine benzemeyen iki genç kız, her sabah yukarıdan aşağıya, her akşam aşağıdan yukarıya evimizin önünden geçmeye de başlamıştı. Etrafta onlar için yapılan dedikoduları hak ettiklerini zannetmiyorum. Geliş ve gidişleri mesai saatlerine uygunluk gösterdiğine göre, besbelli bir yerlerde

Benim Demirel’im

Peşinen söyleyeyim, hakkım sonuna kadar helaldir. Sayesinde son derece konforlu bir hayatım oldu. Nerede duracağımı seçmek gibi —insanın muvazenesini bozabilecek— bir karar problemim olmadan bütün gençliğimi ve orta yaşlılığımı geçirdim. Demirel nereyi işaret ediyorsa, karşısında kendime bir yer buldum. Tanıdığım insanların büyük bölümü, hayatlarının şu veya bu döneminde Demirel’e yakınlık hissettiler. Kimileri 80 öncesinde, kimileri

Topyekûn Bir Çöküşün Hikâyesi

Demirel öldü. Koalisyon dedikodularının bini bir para. Ama ben, son defa olmak üzere, Cline’ın 1177 B.C. The Year Civilization Collapsed adlı kitabından söz edeceğim. Asıl derdime geçmeden önce, Cline’ın bir yerlerde, Truva Savaşı ve İsrailoğullarının Mısır’dan çıkışı efsanelerine ilham veren olayların aslında Kadeş Savaşıyla hemen hemen aynı tarihlerde, M.Ö. 13. Yüzyılda vuku bulmuş olabileceklerini ima

İbret Alınırsa Başka, Alınmazsa Başka

M. Ö. 1479’da, Firavun III. Thutmose, Kenan ayaklanmasını bastırmak üzere ordusuyla kuzeye yönelir. Hedef Megiddo şehridir. Megiddo’ya biri kuzeyden biri güneyden olmak üzere iki uygun yol vardır. Ama bir de kestirme yol vardır ki, yerlilerin düşman ordusunu sıkıştırması için çok uygun, dolayısıyla fatihler için uygunsuzdur. Generalleri aksini teklif etseler de III. Thutmose bu yolu tercih

O Kadar Basit Değil

Çok politize olduk, biraz nefes alalım. Çok değil, yirmi yıl önce yazılmış kitapları okurken bile yadırgıyorum. Kitabın mevzuu da mühim değil. Mesela insan davranışlarından birini açıklamaya çalışan bir biyoloji kitabı, bahse konu olan davranışla alakalı bir tek faktörü işleyip duruyordu. İktisat kitapları, diyelim bilgisayarlaşma gibi bir tek faktörün üzerinden bir yığın olguyu açıklama telaşındaydı. Tarih