Ay: Temmuz 2015

Pazarlık

ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunlarının birbirleriyle yazışıp tartışabildikleri bir İnternet ortamı var, uzun süre üyesiydim. O ortamda tanışıp tartıştığım bir meslektaşım vardı: Turgut Uzer. Sabancı’da ikinci pozisyona kadar yükselmişti. Nadir bulunacak kalitede biriydi. Erdoğan daha yolun başlarındayken –hangi vesileyle olduğunu hatırlamıyorum, ama uluslararası bir pazarlığın söz konusu olduğu hatırlıyorum– “ben iyi pazarlık yaparım” diye kostaklanmıştı. Turgut da

Daraltılmış Gerçeklik

Etyen Mahçupyan “daraltılmış gerçekliğin ahlaksızlığa zemin oluşturabileceğini” söylemiş (http://www.aksam.com.tr/yazarlar/sizin-masallariniz-bizim-hikayemiz/haber-427328). Sonra da, herhalde, kendi tezini örneklemek için gerçekliği daraltıp ahlaksızlığına zemin yapmış. Yazıyı okursunuz, ben “gerçekliği daraltıp”, kısa bir alıntı yapacağım: “1990’ların ortasında Anadolu’daki bir müşterim aramıştı. ‘Bugün burada bir devrim oldu’ dedi. ‘Kırk yıldan beri ilk kez bir devlet ihalesi Koç gurubu dışında ve yerel

Bu Hesap Şaşar

Suruç sonrasında olup bitenlere bakınca, AKP’nin ve ona akıl verenlerin akıllarının hepten buharlaştığını düşünmemek elde değil. Eh, havalar da çok sıcak. Görünen o ki, koalisyon kurmayı kimse istemiyor artık. Herkes derhal seçim istiyor. Anladığım kadarıyla, araştırma şirketleri, kendilerine araştırma sipariş eden partinin oylarına birkaç puan eklediler, herkes derhal seçim olursa kârlı çıkanın kendisi olacağını zannediyor.

Şenlik

90’lı yılların sonlarıydı. Bir Kürt arkadaşımla birlikte Esenboğa’ya indik. Servisle şehre inerken, önümüzdeki koltuktaki genç bir kadının telefon konuşmalarına şahit olduk. Kadın kimiyle Kürtçe, kimiyle Türkçe konuşuyor, anlaşıldığı kadarıyla Ankara’da bir gecelik kalacak yer arıyor, bulamıyordu. Kürt arkadaşımın bir bekar evi vardı, ben de onda misafir kalıyordum. “Ben bu kadını davet edeceğim” dediğinde, “aklına bile

Huzur Batıda (?)

Kemal Tahir’in Devlet Ana’sında Edebali Osman’a Konya’ya gitmeyi telkin eder. Konya’da otorite boşluğu doğmuş, Anadolu’nun bütün beyleri boşluktan faydalanma ümidiyle Konya’ya üşüşmüştür. Osman “ben batıya gideceğim” der. Kayınpeder ile damat arasında hakikatte böyle bir diyalog geçmiş olması gerekmiyor. Ama gerçekte de Osman batıya yöneldi. (Osman’ın torunlarının serencamı, fırsat denen şeyin ilk bakışta sizin onu apaçık

İnancın Direnişi

Vedat Özdan T24’te, insan zihninin işleyişine dair sıradan gerçeklerden bahsetmiş (http://t24.com.tr/yazarlar/vedat-ozdan/sonuctan-sebep-uretmek-motivasyonlu-muhakeme-ve-ben-hakliyim-sendromu,12339) Malum, Platonik tasavvura göre, insan bir gerçeklik ile karşılaştığında, kendi bilgilerini gözden geçirip, o gerçeklik ile çelişen kabullerini değiştirir. Bu sayede de sürekli, kararlı ve pürüzsüz bir biçimde yol alır, gelişir. Ama gerçekte öyle olmuyor. İnsan, inançlarıyla çelişen bir gerçeklikle karşılaştığında, inançları direniyor. Hep

Güven

Dün Esenboğa’da, uçağın teknik bir arızası olduğu için gecikeceği söylendi. Daha sonra gecikme uzadı ve kapı değiştirildi. Nihayet uçağa bindiğimizde, elektrik arızası giderilemediği için uçağın değiştirildiği anons edildi. Bir yanımda oruçlu biri oturuyordu, öte yanımdaki ise Sözcü okuyordu. İzmir’e yaklaştığımızda, oruçlu olan delikanlı, “İzmir Havaalanı şehre bu kadar uzak mıydı” diye sordu. Sesinde bariz bir

Firavun ve Musaları

Aziz Yıldırım “Beşiktaş kafamı kızdırmasın” diye gürlemiş. Herhalde aynı günün akşamında Erdoğan da isim vermeden, Gül’e “ihanet edenleri bırakıp yolumuza devam ettik” diyerek ayar vermiş. Hani bu tür zırvalıklara lüzum var mı, üslup bu mudur, beyni ve ahlakı eşit ağırlıkta olan zevat nasıl oluyor da memlekette koltuklara oturuyor filan, binlerce şey konuşulabilir. Ama ben Beşiktaş

İyi Haber

Yılmaz Özdil bugün ibretlik bir yazı yazmış (http://www.sozcu.com.tr/2015/yazarlar/yilmaz-ozdil/880777-880777/). Özdil’i sevmeseniz de okuyun derim. Şöyle bitiyor: “Vardığımız nokta itibariyle, ne demeli, inanın bilemiyorum. / Şu kadarını diyeyim bari… / Türkiye’nin sorunu, hukuki veya siyasi değildir. / Halledilemeyen sorunlarımızın kaynağı, çok daha derinde, çok başka bir yerdedir.” Özdil’in yaşı elvermez, ama Özdilgiller 1970’lerde, Özdil’in şimdi hasretle andığı

Merkel, Yorgo ve Çipras

2011’in Mart ayında, Akşam’da, “Hillary, Merkel ve Yorgo” başlığıyla aşağıdaki yazıyı yazmışım. Thorleif Schjelderup-Ebbe Norveçli bir zoolog idi. Küçük yaşlardan itibaren defalarca şahit olmuştu ki, yem verildiğinde kümesin en babayiğit hayvanı karnını doyurana kadar diğerleri bekler. Sonra ikincisi kostaklanarak gelir karnını doyurur. Belki üçüncüyü de kalan hepsi büyük bir saygıyla bekler. Ama giderek saygı zayıflar.