Ay: Şubat 2016

Savaşa İnanmak

Biz gençken kod yazardık. Yazdığımız kodu delgi kartlarına deler, bilgisayara okuturduk. Yeterince karmaşık bir problemi çözmek için yazdığınız kod, nadiren ilk defasında hatasız çalışırdı. Bir defa sentaks hatalarını ayıklamanız gerekirdi. Sentaks hatalarından arındırıldığında kod çalışırdı ama sıklıkla mantık hatası yaptığınızı fark ederdiniz. Birkaç düzeltmeyle mantık hatalarını da giderir, bilgisayardan neticeyi alırdınız. Ama bazen yaptığınız mantık

Kim Yaptı?

Siz terör örgütü olsanız… Bir AVM’nin önünde veya bir toplu taşıma aracında eylem gerçekleştirmek varken ne diye Devlet mahallesinde, Parlamentonun, Başbakanlığın ve Genelkurmayın ortasında bir eylem planlarsınız? Toplumda dehşet yaratmaksa maksat, bir toplu taşıma aracı daha etkili olur. İlaveten öyle bir hedef için eylem planlamak ve neticelendirmek de daha kolaydır herhalde… Cevap belli. Terörün amacı

Trajikomik Otorite Gösterileri

Dün gece Galatasaray-Trabzonspor maçında şahit olduğumuz şey, aslında, trajikomik bir otorite gösterisinden başka bir şey değildi, bana kalırsa. Yaptığı işi bilmeyen ama kibirli bir ifadeyle kartlarını hiç tereddüt göstermeden çıkarmayı pekâlâ bilen bir tuhaf hakem mukallidi, maçın ırzına geçti. Biz bu hali biliyoruz. Benzeri, 13 yıldır memlekette kartlarını çıkarıp birilerini ihraç edip duruyor. Eda aynı.

Biz Utanıyoruz, ya Siz?

Gençtik. Bir kız arkadaşım sevgilisinden gebe kalmıştı. Kendisi de, sevgilisi de henüz öğrenciydiler ve evlenmeleri mümkün değildi. Ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Kız arkadaşımla bir yerde sohbet ederken, bir asistan arkadaşım geldi. Bizi gördü, masamıza geldi. Canımızın sıkkınlığını fark edince derdimizi sordu. Eveleyip geveledik. Baktı derdimizi anlatmayacağız, “ben,” dedi, “başım derde girince, Peygamber Efendimizin başına benzer şey

Öyle Vurursanız Topa…

Elinize bir raket alıp duvara karşı tenis oynadığınızda topu size geri atan şey duvar. Topu nereye, hangi açıyla yollarsanız nasıl sekecek, nereye düşecek, tahmin edilebilir. Ama bir rakibe karşı tenis oynarken öyle değil. Rakibinizin de inisiyatifi var. Duvardan hiç farksız bir iç muhalefet karşısında yıllardır mağdur edebiyatı yapıp duran, top yetişemeyeceği yerlere düştüğünde “ama yetişemeyeceğim

Ulu Yüce Devletimizin İşleri

Baykal’ın, Ertuğrul Özkök’ün filan propaganda cephesine sürüldüğüne bakılırsa, ulu, yüce devletimiz niyeti bozdu. Savaş, çok uzun süredir olmadığı kadar yakında görünüyor. Siz! Ulu, yüce devletimizin neresindesiniz? Sufle edeyim: Arkasında olmalısınız. 2. Dünya Savaşına Türkiye’yi sokmadığı için eleştirilere maruz kalan İnönü’nün, “savaşı bilen savaştan korkar” dediği rivayet edilir. Ben savaşı bilmiyorum ama savaştan korkarım. Savaşı bilenin

Hikâyemiz Yok, Oyuncu Verelim

Dijital platformlar, sizin hangi anda kanal değiştirdiğiniz bilgisine sahipler. Bu bilgiyi, mesela dizi yapımcılarıyla paylaşıyorlar. “Beren Saat’in yer aldığı sahne bittiğinde izleyicilerin şu kadarı kanal değiştirdi” gibi bir bilgi, dizi yapımcılarının izleyen bölümlerde Beren Saat’i daha uzun süre görünür kılmak için gerekenleri yapmasına sebep oluyor. Amerika’da bir dizi planlandığında, sezonluk çekiliyor. Sezon boyunca başarılı olmuşsa,

Futboldan Ümidinizi Kesmeyin

Dün iyi bir şey oldu. Önce bir hatırlatma… Diyarbakırspor Bursa’da “PKK dışarı” sloganlarına maruz kalmış, Bursa tribünlerinde ırkçı pankartlar açılmış, kıyamet kopmuştu. Birileri, “bu nasıl iştir, İsrailliler, Rumlar, Sırplar Bursa’da Kürtlerden daha mı çok müsamahaya mazhar” diye sormadan Bursalıları, oradan hareketle de bütün ahaliyi ırkçılıkla itham etmiş, başkaları da Diyarbakırspor formalarıyla fotoğraf çektirerek, güya tarafını

Sizin Dininiz Size

Beni şahsen tanıyan bir genç, bu platformda yazdığım bir yazı üzerine “Hocam sonunda sizi de dinden-imandan çıkardılar galiba. Ama bu kadar kibir size de yakışmıyor bilesiniz. Ümmeti olmaya layık olamadığımız âlemlere rahmet o güzel nebiye ayıp ettiniz.” demiş. İyi etmiş. Kendisine “uyarı için teşekkürler” diye cevap yazdım. Aslında söylemek istediğim çok şey vardı ama sadece

Şecaat ve Sirkat

Alıştık ilkokul üçüncü sınıf Türkçe ödevi kıvamındaki ifadelere. Dolayısıyla “bunun benim müsaademle yapıldığının iddia edilmesi kesinlikle dürüst bir hareket değildir” lafının “benim haberim yoktu” yerine söylendiğini varsayıp devam edelim. Yani aslında haberinin olduğunu, olmadığını yekten söylemeye dilinin varmıyor olduğunu, bu yüzden böyle dolambaçlı ifadelerin arasında gerçekliği kaybetmeye çalıştığını düşünmeyelim de, haberinin olmadığını kabul edelim. Ee?