Ay: Mayıs 2016

Beynimizin Sol Yarısı

Türkiye’nin halleri 1940’ların Almanya’sının veya İtalya’sının hallerine benziyor mu? Eğer ararsanız sayısız benzerlik bulmak müşkül değil. İnsan tabiatı dediğimiz şey mesela, 1940’lardan bu yana pek de değişmiş değil. Siyaset sosyolojisini belirleyen birçok sosyolojik faktör de benzerdir herhalde… Öte yandan, dünya da 1940’ların dünyasını bazı bakımlardan andırıyor. Kapatılamamış ama hasıraltına süpürülmüş bir hesap vardı o vakitlerde

Dünya Beşten Büyük, Mesela Altı

Sevgili Osman, sevgili Hülya, aşağıda diyeceklerim için beni bağışlayın! *** Dün gece Fenerbahçe-CSKA maçından sonra, önümüzdeki sezon Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Liginde muhtemel rakipler kimler olur filan gözüyle İnternette biraz oyalandıktan sonra, Ekşi Sözlüğe girdim. Beklenebileceği gibi, Beşiktaş, Beşiktaş-Osmanlıspor maçı, Beşiktaş’ın Şampiyonluğu, Şenol Güneş filan gibi başlıklar, çok sayıda giriş yapılmış başlıklar arasında sol çerçevede

Graeber – Borç

Aşağıdaki metin, Graeber’in Borç adlı kitabı hakkında, olabildiği ölçüde özetlenmiş olduğu halde uzun bir değerlendirme. Günümüz Türkiye’sine özel hususlarla bir bağlantısı yok —yani kurulmamış. *** Graeber Borç’ta, üç ayrı tarihi iç içe inceliyor: (a) Borcun, (b) paranın ve (c) borç kelimesinin semantik değişiminin tarihlerini. Bunların iç içe, bir arada incelenmesi hoş bir şey, ufuk açıcı…

Eşzamanlı Çılgınlık

Graeber Borç adlı kitabının bir yerinde şöyle diyor (s. 363): MacKay’a inanılacak olursa, tüm Londra halkı eşzamanlı çılgınlığın ne olduğunu anladı, paranın gerçekten yoktan var edilebileceğini değil, ama diğer insanların buna inanacak kadar aptal olduğunu —ve tam da bunun sayesinde, parayı gerçekten yoktan var edebileceklerini. Şöyle anlıyorum: (a) Para yoktan var edilemez. (b) İnsanlar aptaldır

Partinin İradesi

Bildik hikâye ya, Kûfeli bir Arap devesiyle Şam’a gitmiş. Çok geçmeden bir Şamlı, “benim dişi devem” diye Kûfeliyi taciz etmiş. Kûfeli “deve benim, üstelik de erkek” dese de kavga büyümüş. İki Arap kendilerini Muaviye’nin huzurunda bulmuşlar. Muaviye tarafları dinledikten sonra “bu dişi deve Şamlının” diye kararını bildirmiş. Sonra halka dönüp, “ey ahali, bu dişi deve

Dal

Efendim, Erdoğan Numan Kurtulmuş’u çağırmış, “sizi Başbakan yapmak istiyorum” demiş. Kurtulmuş kibarca reddetmiş, “öncekinden farklı olmaz” diyerek… Bunun üzerine Mehmet Ali Şahin’i çağırmış ama daha sistematik bir itiraza yaslanan bir retle karşılaşmış, çünkü güya Şahin, “bu işlerin bu tarzda yapılmasını” içine sindiremiyormuş. Filan. Memleketin muhayyilesi hayranlık verici… Sanki normal şartlarda yaşıyormuşuz zannını üretebilmek için ne

Çıkmak Âsmâne…

Fransa’da “Balonla Seyahat Topluluğu”nun desteğini de arkasına alan üç arkadaş 1875’de 7500 metreye tırmanmayı denemeye karar verdiler. Yükseklerde kâfi oksijen bulamayacaklarını düşünüp yanlarına üç “torba” oksijen aldılar ve Zenith adlı balonlarına bindiler. 7000 metrede içlerinden biri mahzunlaştı. Aletleri çalıştırmayı canı istemiyordu. Biri o kadar halsizleşmişti ki en küçük bir hareket bile zor geliyordu. Üçüncüsü ise

Hepimiz

Araştırmalara bakılırsa, insanlar, mesela otomobil reklamlarına, bir otomobil satın almadan önce değil, otomobili satın aldıktan sonra daha hassas oluyorlarmış. Yani reklamlar —yani malumat— doğru kararı vermekten çok, verilmiş kararı haklılaştırmak konusunda işe yarıyormuş. İnsanlar öyleyse, demek ki ben de öyleyim. “Bu saçma, doğru karar vermek, verdiğim kararın doğru olduğu kanaatini satın almaktan çok daha mühim”