Ay: Haziran 2016

Avrupa

Avrupa, 17. Yüzyıldan sonra üç yüzyıl boyunca dünyaya istikamet veren özneydi. Direksiyonunda Avrupa’nın oturduğu dünyanın üç yüzyıllık yolculuğu neticesinde ulaşılan yeri beğenmemek herkesin hakkı. Bu yolculuk boyunca bir imparatorluk kaybetmiş olanların mirasçısı olduğunu hissedenlerin, herkesten çok hakkı. Ama onlar da —hatta belki de herkesten çok onlar— kabul ediyorlar ki, bahse konu olan dönemin tayin edici

Serçe, İnek ve Kedi

Bildik hikâye ya, tekrarlayayım: Serçe kış günü, günlerce aç kalmış olarak yolun ortasına düşmüş. Soğuktan donmak üzereyken, yoldan geçen bir inek serçenin üzerine sıçmış. İneğin dışkısının sıcaklığıyla kendisine gelen ve dışkıdaki tahıl taneleriyle günler sonra kursağına bir şeyler giren serçe, sevinç içinde şakımış. Günlerdir aç kalan bir başkası, bir kedi, serçenin şakımasını duymuş, gelip onu

Blöf Bile Sayılmaz

Kaygılanacak şey yok, devletimiz kazara AB gibi bir musibetin içine girmeye karar verirse, uygulamaya konmadan önce bize sorulacakmış. Devletin densizliklerine karşı her daim milletin yanında yer alan ulu yüce reis müjdeyi verdi. *** Yani insanın sahiden nutku tutuluyor. Diyelim hep birlikte o kadar aptalız. Ortada dolaşan Brexit tartışmalarından istifade, “vay biz de referandum yaparız” filan

“Biz” Kim?

Mustafa Karaalioğlu “biz o kışlayı yaparız ama yapmayalım” mealinde bir şeyler gevelemiş (http://www.karar.com/yazarlar/mustafa-karaalioglu/kislayi-yapariz-kimse-de-ses-cikaramaz-ama-yapmayalim-1396). Birincisi, Karaalioğlu birinci çoğul şahısla konuşup durmuş, çünkü, anladığım kadarıyla, o kışlayı yeniden gündeme taşıyan öznenin “biz” derken kastettiklerinin çoktandır bir parçası olmadığının farkında —ve bu yüzden fena halde mahzun. O “biz” deyip dursa da, “kışla da kışla” deyip duranların “biz” derken

Sahtelik

Biz Çekleri yenersek, Arnavutluk Romanya’ya yenilmezse, İsveç ve İrlanda’dan biri de bir mucizeyi gerçekleştiremezse… En iyi üçüncüler içinde dördüncü olur da turnuvaya ucundan tutunursak… Finale giden kolların birinde, büyük ihtimalle Almanya, İtalya, Fransa ve İngiltere olacak. Yani bu dört takımın en çok ikisi yarıfinale, en çok biri finale kalabilecek. Turnuva fikstürünün tuhaf bir cilvesi olarak

Bildiğinize Göre…

Daha önce anlatmış olmalıyım, arkadaşlarımın birinin küçük oğlu, civardaki bakkalları bizim bakkal, mavi bakkal, köşe bakkal filan diye adlandırmış. Sonra bir akşam, babasına heyecan içinde “baba ne olmuş biliyor musun” diye seslenmiş, “köşe bakkal Erdinç Bakkaliyesi olmuş.” Besbelli oğlan o gün okumayı sökmüş. “Çocukluk işte” diye geçiştirilebilecek şey değil. Geçenlerde yeğenimle Avrupa Şampiyonasındaki maçlardan biri

Sırtlanların Davası

(“Bunların ‘dava’ deyişini duymayı içim kaldırmıyor, bu yüzden Genel Kurula giresim gelmiyor” diyorsun ya… Sana gelsin.) https://www.youtube.com/watch?v=HUNVR1nm_MQ Yukarıdaki bağlantıda, benzerini —hatta belki de kendisini— muhtemelen izlediğiniz bir video var. Üşenmeyip izlemenizi tavsiye ederim, çünkü bence Türkiye’nin son dönemini anlamaya çok yardımcı olabilir. Videoda, artık hangi talihsiz hayvansa onu avlamış, avlarının başına kendilerinden emin bir biçimde

Ali

Dün “Türkiye’nin millet sorunu yok, devlet sorunu var” diye bitirdim ama o kadar da değil. Erdoğan Ali’nin cenazesine katılmak için Amerika’ya gidecekmiş. Yeğenim “gece yarıları kalkıp Ali’nin maçlarını seyrederken ne hissediyordunuz” diye sordu. Merak ettiği, rahmetlinin zenci olmasının, Vietnam savaşına karşı çıktığı için başının derde girmiş olmasının filan gündemimize girip girmediğiydi. O anda fark ettim

Devlet

Tarihle yüzleşmek, benim bildiğim en manasız geyiklerden biri. İma ettiği şey, doğru anlıyorsam, şöyle bir şey: Bazı toplumlar tarihin bir döneminde hatalı bir yola girmişler. Sonra da hatalı yola girdiklerini kabul etmemekte direndikleri için, hep hatalı yolda kalmışlar. Hâlbuki bazıları hatalı yola girdiklerini bir tarihte kabul etmişler ve bu sayede doğru yolu bulmuşlar. Onlar ermiş

Herkese Maaş

İsviçreliler sandık başında. Herkese maaş seçeneğini oylayacaklar. Kamuoyu araştırmalarına bakılırsa, reddedecekler. Birkaç yıl oldu, Cenevre’de bir toplantıya gittiydim. Biz oradayken bir referandum yapılmış, “Cenevre şehir merkezine giren otomobillerden ekstra ücret alınsın mı” diye sorulmuştu. Hemen hepsi otomobil sahibi olan Cenevreliler “alınsın” demişlerdi ve ben fena halde şaşırmıştım. Dolayısıyla şimdi “size bedava maaş verelim mi” diye