Aylar: Ağustos 2016

Tarih Nereye Yazılıyor?

Güneydoğu sınırının güneyinde bir şeyler oluyor. Çok şeyler oluyor. Aslında galiba tarih yazılıyor. Şöyle uzaktan bakınca, ABD’nin Kürtleri satıyor olduğu intibaı edinmek kolay. ABD böyle bir şey yapar mı? Eh, herhalde yapabilir olduğundan şüphe eden yoktur. Yapıyor mu? Aydın Engin’den Amberin Zaman’a kadar, birbirinden hiç hazzetmeyeceğini tahmin ettiğim birçok kişi, dümdük söylemeseler de, ABD’nin Kürtleri

Yeşilçam Yosması

Yüksek tepelerden buyurulmuş ki, Batı bizi anlamıyormuş, anlamayacakmış. Galiba muhtelif duygular dünya coğrafyasına rasgele dağıtılmış, anlaşılamama —veya yanlış anlaşılma— haletiruhiyesi de ağırlıklı olarak bu coğrafyaya düşmüş gibi görünüyor. Herkes Yeşilçam melodramlarının masum genç kızı bir nevi. Bir vakitler işbu halin yaygınlığını Yeşilçam’a fatura ettiydim zaten ama sonradan fark ettim ki, toplumda bu duygu bu kadar

Kara Yasemin

Daha önce söz ettim mi, hatırlamıyorum… Amerikalıların nükleer bombasını yapanların neredeyse tamamı Almanca konuşan insanlardı. Çünkü 1940 gibi —kuantum teorisi için— geç bir tarihte bile, Almanca konuşulan coğrafya dışında, dişe dokunur kuantumcu yoktu —Dirac dışında hiç olmamıştı… Buna mukabil, Almanca konuşulan coğrafyadan, yüz elli yılı aşkın süre boyunca, dişe dokunur bir tek evrimci çıkmadı. Almanların

İcmal

Galiba bir icmal çıkarmak gerekiyor. Fethullah Gülen denen zat, evet, ta 70’lerde sahneye çıktı. Popülerleşmiş fizik bilimi kavramlarını Kuran’ı teyid edecek şekilde kullanan, o günler için tuhaf, sık rastlanmayan bir tarzı vardı. Vaazlarını dinleyenlerden sorular alır, vaaz sonunda cevaplardı mesela. Ve o sorular, genellikle, güncel bilimsel konularda olurdu. Ya bilim dünyasını sahiden pek yakından takip

Savrulma

Birinci dereceden kontrol sistemleri basit bir davranış sergiler. Diyelim 24 derecedeki bir ortamın sıcaklığını 28 dereceye çıkarmak istiyorsunuz. Termostat birinci dereceden bir sistemse, sıcaklık yükselmeye başlar, yükselme hızı giderek yavaşlar ve zamanla ortamın sıcaklığı 28 dereceye yakınsar. İkinci veya daha üst dereceden sistemler biraz daha karmaşık davranış sergilerler. Sıcaklık yine yükselir ve yükseliş zamanla yavaşlar

Sıfırdan…

Dün galiba derdimi tam olarak anlatamamışım. Bir de şöyle düşünelim: Diyelim ki Guatemala’nın devlet başkanı, mesela Çin devlet başkanına bir mektup ulaştırmaya çalışıyor. Gazetelerimizin birinde bunun heyecanlı (!) hikâyesini okuyorsunuz. Anlıyorsunuz ki, mektubun muhatabı, araya giren onca aracıya rağmen direniyor. Derken Guatemala’nın bir üst düzey bürokratının aklına eski bir siyasetçi ve Çin’de iş yapan bir

Bir Avrasyacılık Hikâyesi

Erdoğan bugün Putin ile görüşecek. İyi bir şey mi? Bence şüphesiz öyle. Ama mesele sadece Türkiye ve Rusya’nın tepesindeki iki adamın görüşmesinden ibaret değil. Hatta sadece manasız bir biçimde kırılmış vazonun tamir edilmesi çabasından ibaret de değil, hepimiz biliyoruz. Zaten Erdoğan’ın yapmaya çalıştığı, yaptığı herhangi bir şey sadece yapılan şeyden ibaret değil. Hiç olmadı. Her

Şeytan

CHP’nin ve Kılıçdaroğlu’nun, zamanın ruhuna uygun yeni bir şarkıya ihtiyaç varken, her şartta geçerli bir formül aradığını ima ettim ya… Yazıyı yollar yollamaz Kılıçdaroğlu için iyimser bir tutum aldığımı fark ettim. Düzeltecektim, caydım. Bugüne bıraktım. Kılıçdaroğlu –daha genelde CHP’liler, yani okumuş çocuklar– bir formül bile aramıyorlar. Bildikleri formüller geçerli olsun istiyorlar. Ezberledikleri şarkıları seslendirsinler, ahali

Şarkı Yapmak, Formül Bulmak

Okumaya başlamadan, eğer bulunduğunuz yerde müzik sesi varsa ona biraz odaklanın. Yoksa, bir müzik kanalını açabiliyorsanız açın. En azından, sevdiğiniz bir ezgiyi mırıldanın. Ve dinlediğiniz şeyin ilk defa nasıl seslendirilmiş olabileceğini biraz düşünün. Neticede sınırlı sayıdaki notanın bir kombinasyonu, sınırlı sayıdaki enstrümanlardan bir veya bir kaçıyla seslendiriliyor. İster Mozart veya Dede Efendi olsun müellifi ister

Mesele Erdoğan Değil, AKP

Uzun süre aksini düşündüm, müdafaa ettim. Şimdi de meselenin AKP değil Erdoğan olduğu fikrinden tamamen caymış değilim –bir açıdan bakınca öyle. Ama… Milli Mücadele kahramanı Mustafa Kemal bile, 1925’ten başlayarak ağır ağır geri plana çekilmek zorunda kalmıştı. 1930larda artık –üstelik daha ellisini yeni devirmiş biri olduğu halde– pek az şeye müdahale edebilir hale gelmişti. Kendisini