Ay: Eylül 2016

Moody’s ve Diğer Şeyler

Moody’s Türkiye’nin kredi notunu düşürmüş. Fevkalade düşmanca bir tutummuş. Öyleyse, demek ki, bugüne kadar dostça davranıyorlarmış. Nedense? Ankara’nın göbeğinde bombalar patlıyordu, bütün dünya Erdoğan’a karşı bir olmuş, onu düşürmek için bu tür olaylar tezgâhlıyordu. Eh, şimdilerde olmuyor. Demek ki Erdoğan’dan artık —birkaç ay önceki kadar— nefret etmiyorlar. Yok hayır, yine bombalar patlatmaya teşebbüs ediyorlar da,

Anıtkabir’e Çocuk Parkı

İki yıldır mesela Kanada’da yaşamış, memlekette neler olup bittiğinden bir biçimde hiç haberdar olmamayı başarmış biri olsanız, bugünlerde memlekete dönseniz, Anıtkabir’deki sakil çocuk parkı etrafında dönen kıyamete şahit olsanız, “vay memlekette her şey yoluna girmiş demek ki” duygusuna kolaylıkla kapılabilirsiniz. Kürt şehirleri bombalanırken, keyfi olarak insanlar içeri tıkılırken, barış isteyen bir bildirinin altına imza attılar

Yokluk

Şükrü Hanioğlu Sabah’ta, serinkanlı, aklı başında yazılar yazıyor. Ben mi yakıştırıyorum bilemem de, onca zibidinin fütursuzca bir yana çektiği topuzu dengelemek, teraziyi işe yarar bir araç halinde tutabilmek için çok yoruluyormuş gibi görünüyor. Bazen de çok eğleniyormuş gibi… Kimbilir belki hem yorulup hem eğleniyordur… Geçenlerde Abdülhamid hakkında yazmış (http://www.sabah.com.tr/yazarlar/hanioglu/2016/09/18/kultlestirme-ile-gunah-keciligi-arasinda-ii-abdulhamid). Yazmaya neden ihtiyaç duyduğunu anlamak zor

Beyhude İşler

Le Corbusier otomobillerin şehirler için çok büyük tehdit olduğunu yazmıştı. Haklı çıktı. Avrupa Şehir Şartı mesela, otomobillerin şehirleri nasıl öldürdüğüne dair uzun, kapsamlı ve dokunaklı bir girişle başlar. Ama… Le Corbusier’in tehdit olarak otomobilleri işaret ettiği metnin ana dayanağı, Paris’te belirmeye başlayan üç beş otomobilin sebep olduğu ölümlü trafik kazalarıydı. Avrupa Şehir Şartının girişinde otomobile

Kahrolsun amazon.com

Nicholas Carr, on yıllık İnternet tecrübesinden yola çıkarak bir kitap yazmış. New Scientist de kitabı değerlendirmiş (https://www.newscientist.com/article/mg23130912-000-cramped-unpleasant-and-vulgar-is-this-the-internet-we-planned/?utm_source=NSNS&utm_medium=ILC&utm_campaign=webpush&cmpid=ILC%257CNSNS%257C2016-GLOBAL-webpush-internet). İnternet, bence, yaşamakta olduğumuz baş döndürücü değişim hızının müteharrik unsurlarının başında geliyor ve fakat kendisi kendi başına bir şey değil. Aynı zamanda, zaten değişmekte olan dünyanın değişiminin bir ürünü… Şöyle söyleyeyim: Eğer insanlık daha adem-i merkezi, daha asenkron,

Hoca, Oğlu ve Karakaçan

Bildiğiniz fıkra ama üşenmeyin, bir daha okuyun. Hoca, Karakaçan’ın yularından tutmuş, oğluyla birlikte yürüyormuş. Onları gören bir köylü “cık cık,” diye söylenmiş, “akla bak, biriniz eşeğe binseniz ya.” Hoca hak vermiş söylenen köylüye, eşeğe binmiş. Giderlerken başka biri görmüş onları ve “koskoca adam,” diye söylenmiş, “kendisi eşeğe binmiş, ufacık çocuğu yürütüyor.” Hoca yine hak vermiş,

Kimiz?

Liseden mezun olalı birkaç yıl olmuştu, daha üniversitede okuyorduk. Ankara Fen Lisesi Mezunları Derneğinin kurulmasına karar verilmiş, kuruluş toplantısına gittik. İki liste çıktı. Listeler adına yapılan konuşmalar karşılıklı olarak “revizyonistler”, “sosyal faşistler” suçlamalarıyla hararetlenince, “ne oluyoruz” dedi aramızdan birileri. Arada kalmışlardan alelacele bir liste çıkarıldı. Seçime gidildi. Bizim liste ile Dev-Yolcularınki berabere kaldı. Bu arada

Hititlerden Beri

19. Yüzyılın sonlarında görevli olarak Anadolu’ya yollanan bir Alman bürokrat, raporunun bir yerinde, mealen, “Anadolu köylüsü Hititlerden kalma yöntemlerle tarım yapıyor” diye yazmıştı. Bugün Anadolu’nun neresi nasıldır, bilmiyorum. Ama o tarihlerde, köylerin büyük bölümünde, binlerce yıl boyunca değişen biricik şey, muhtemelen altın sikkelerin üzerindeki damgadan ibaretti. O da artık kaç köylünün eline geçebiliyordu ise… Ha,

Bünye

Anadolu Üniversitesinden emekli olmadan önce üst düzey idarecilik de yapmış olan bir pazarlama iletişimcisi arkadaşım var. Emekliliğini müteakip bir veda yemeği düzenlendi kendisine. O yemekte yaptığı konuşmada, ismini vermeden Büyükerşen’i kastederek, “birileri bu Üniversiteyi ben yaptım diyor,” dedi, “hâlbuki biz yaptık, hepimiz.” Konuşmadan sonra masadan masaya gezerken benim bulunduğum masaya da geldi, “nasıl söyledim ama”

Fiil ve Fail

Taşgetiren, hızla çığırından çıkan cadı avının “tabanda ciddi rahatsızlığa” sebep olduğunu tespit etmiş (http://haber.star.com.tr/yazar/sorulmasi-gereken-sorular/yazi-1139734). Güler misiniz, ağlar mısınız, siz bilirsiniz. Yani evet doğrudan öyle demiyor ama insanda kalan duygu, eğer tabanda rahatsızlık olmasa, yani iktidar riske girmese, alakasız insanların içeri atılması, suçsuz günahsız insanların zulüm görmesi Taşgetiren’in umurunda değil gibi… Yazı ibretlik. Daha girişte, olup